28 Ocak 2009 Çarşamba

dilek kurabiyemden çıkan gizli anlam








Ankara'nın güzide mekanlarından Quick China'ya gittik geçenlerde Zanl'a .... neyse yemek yendi, patlama noktasına gelindi falan, derken elinde sepetiyle, çin lokntasında olmasına rağmen hiç aldırmadan Adanalı olduğu her halinden belli garson çıkageldi .....




Yemek sonrası herkese sepetinden kibarca kurabiye ikram etti.... biz de aldık .... millet bi hışım löpürdetti kurabiyesini hızla içinden çıkan kağıda saldırıyo .... Zan'da açtı, işte bi "falım" triplerinde mani çıktı .... ben de nası yavaş yavaş ritüel olsun diye yedim, aldım kağıdı elime okiicam, gizli manalar çıkartıcaz kurguda......


AAAAA ..... Kağıdım boş ..... Pause .... eviriyorum çeviriyorum .... nothing .....




"ya siz adamla dalga mı geçiyosunuz kardeşim, bu ne böyle ama boş çıktı, şaka mı bu, hayal kırıklığımı hemen bir saki söyleyerek geçirebilirsiniz ....pisleeeeer" diye bağırmak geçsede içimden, kibarlığımdan ödün vermeden, Adanalı Sayit abiyi çağırdım .....

dedim "bu boş....." sessizlik ....... "joker mi???"....sessizlik ..... şok oldu adamcaaz, "nasıl olur hanfendi..." falan diyo yüzü beti benzi attı .... ben de zannettim kötü bişey, bir tavatüre göre bir çeşit lanet falan mı acaba diye söyleniyorum .... neyse o kadar teatral hareketten sonra gitti elinde sepet yine geldi, yenisini çekin işareti yaptı gayet sakince .... hiç bişey olmamış gibi .... pişkinlik ayol resmen ...... acaip sinirlerim bozuldu anlatamam .... Zan'da dalga geçiyo ordan ..... neyse çektim bi tane daha, onda da zottirik bi şey çıktı "hayat bir oyun değil, hödö ödöddö" ..... neyse bu işletme neden böyle bi şey yaptı, kasanın arkasından bakıp eğlendi mi, yoksa bu yazıları print eden arkadaş boş kağıt mı bastı, o da neden bana denk geliyo..... biemooorum, bilemoorum ....




+1




cmrtesi akşamı "if" de radyo odtün'ün 14. yıl kutlaması varmış .... kıyafet partisi :) ... daha önce hiç gitmedim ben böyle bi yere .... tipim gereği en kolay japon olurum ..... Zan'ın da zuzaylı olası varmış .... zaten bir fotoğrafı vardı, salata kasesini kafasına geçirip, bilgisayar kordonunu boynuna sardığı, tam böyle uzaylı .... biz de foto esnasında efect olsun diye aşağdan sigara dumanı üflemiştik paso .... şimdi de aleminyum folyolardan vatka falan eklemek lazım bu kılığa :) deli Zan :))



26 Ocak 2009 Pazartesi

Ottodaki (Nada'da da var) fındıklı vokta in da house


Fındıklı votkanın hastasıyız ailecek ... kabul çok içilmiyo, tatlı tatlı...... hele de Nada'da ki nutella gibi, çok yapış yapış ..... neyse napalım nedelim dedik Zan'la, evde biz bunu yapabilir miyiz acaba derken bir arkadaş, bir partide tarifi patlattı ....


here you are!!!! ..... lazım gereçker



- bir adet shaker : bayya pahalıymış yaw shakerlar, ne gereği varsa..... eskiden mini barda şaşal su şişesi alınıp, içine bi güzeeeel muz likörü süt kahve doldurulup sallanırdı..... al sana shaker 1 ytl ye yaratıcı çözüm .... neyse büyüdük artık shaker alacam diye kasınca da Paşabahçe'de bir cam varsiyonu var bunun, 15 ytl .... indirimde, alan alsın çabuk ..... üztünde de envayi çeşit alcohol tarifi vermiş, Margarita, Manhattan, Cosmopolitan falan falan .....






- İkinci ve en önemli olarak bir adet fındık şurubu : Bununda bir F harfi ile başlayan cinsi varmış, aman dikkat o olmıyacakmış. Benim aldığımın adı, tavsiye üzerine Monin ..... mutluyuz Moninle.... biraz bkunu çıkarttım, keke, kahveye her tür besine katar oldum yanlız Monini ....





- Votka : Ne bulursan koy..... kör edeni olmadıkça .....

oran şu : 2 ölçek fındık şurubu ise, 3 ölçü votka ..... bol buz ..... shake it baby!!!!

afiyetle .....

not: Demoooooooo, çikolata topçuğu???? gözünün yağını yiiim :))

25 Ocak 2009 Pazar

fill in the blanks



- ......(1)................ Renewa'da dünyaca ünlü bir yoga hocasının dersi vardı, ama önceden isim yazdırmak gerekiyormuş, giremedim derse. Ama kapıdan baktım, acaip hareketler yapmaktaydılar ..ööööö çok bozuldum.




- Yogadan ziyade arınmak için anne olma işine girmek lazım sanırım. Geçenlerde bir sınıf arkadaşları yoplantısına gittim, herkesin ......(2)......... çocuğu olmuş, ortam cıvır cırtlak. Hop çocuk oturdu, allah ordan düştü, bak güldü, aman çişi geldi . bayılacam çocuk muhabbeti bitmiyo . derken annelerine soruyorum,

"şarap istermisin şekerim????" yok alkol içemem,

"sigara içiliyomu burda???" .dooooğru balkona git Deniz .

"kısır koyiim mi biraz????" .yok canım bebeğe gaz yapiyo .

o nası ya???? annesi yiyo buna gaz yapıyo. meğer süt emdiriyosan sen ne yersen tipleme de etkileniyomuş. nitekim zararlı hiç bir gıda, alkol, sigara tüketimi olmadan süper bir şekilde geceyi kapattı bunlar. Hindistana gitmeye gerek yok, anne ol tamamsın .



- Gün demişken en sonunda çikolata topçukları yapmayı öğrendim ......(3)..... göğe erdi . Tarifi buradan açıklamak isterdim ama belli bir tarifi yok. saçmalık orda başlıyo. Göz kararı kakao, yağ, şeker,süt ve bisküvi eklemece, karıştırıp topçuk oluşturmak suretiyle hindistan cevizine batırmaca. Böyle kıvamı macun niteliğinde oluyo. Ben sanki mozaik pasta yapma havasına girince tutturdum . Son olarak eklemek isterim ki, buz dolabında biraz bekletip soğutmak lazım. AAAAA bu arada o yemekteyiz programı ne öyle ya . offff, fena . ne kadar ayıp ya millet misafirliğe yemeğe gitmiş, şu şöyle bu böyle,,,,,, neyse ,,,,






- Geçen hafta .......(4)....... söylemesi HD'ye gittik, ne alakaysa. giderseniz menüye bi bakın nooooooooooooolur!!!!! Asit falan alıp fotoğraf çekimi yamışlar sanırım. Çok kopuktu!!!!! mesela 5 garson .....(5)...... üstüne tek bir tabağı kaldırarak poz vermişler . ne mana??? işte aşağıda










kelimeler......

(ne saçmaydı ortaokul ve lise hayatımız boyunca bu excercisi yapmıştık .... boşluk doldura doldura bu günlere getirdiler..... hayat exersizi bir nevi, ömür törpüsü...)

ayıptır


offfff yaaaaaaaa


başım


kafalarının

çoluk

22 Ocak 2009 Perşembe

No fur coats are allowed.... don't kill animals !!! +1 Sinestezya



Mesajjjjjjjınız vaaaaaaaaaaar !!!!!!!!








+1




keşif: "Empati" kitabını sevenlere duyrulur (orada da Sinesteziklerden bahsediyordu).....



best seller olmadan keşfettiğime sevine sevine okudum yaladım yuttum..... o raflarda görür görmez antipatikleşmeye başlayan kitaplar gurubuna dahil olmadan okuyabildiğim "Sinestezya" şöyle, daha doğrusu Sinestezi şu demekmiş duyuların birleşmesi .....



Açıyorum; sinestezikler gerçeği farklı duygusal algılaları karıştırarak görürlermiş. Mesela "e" harfi yeşil , "r" nin tiz bir sesi var, "5" sayısı sarı, "fa" notası çikolata tadında..... çok kopuuuuuk.....





Bazı araştırmacılara göre hastalık olarak kabul edilirken, bazılarınca mucize, deha olarak görülüyormuş................ Ve de sinest-ezikler ezik olarak farklılıklarının farkında bile değillermiş .... yaaaaaa.....



İddiaya ve kitaba göre Listz (ki cidden tapılasıdır), Rimsky Korsakov, Baudelaire, Rimbaud ve Proust gurubu da Sinestezik-imiş..... İnsan da haliyle kitabı okurken sürekli algılarını ölçüp biçip tartıyor .... Asıl kahraman var bir tane, adı Neol ve rolu gereği sinestezik, işte onun etrafında örülmekte hikaye .....


Aynı tripler LSD ve meskalin tipi uyuşturucularda da yaşanmakta .... benim bir aradaşım anlattı, onunda bir arkadaşı mantar denemiş ve resimdeki mor renkli yelkenliyi, saten gibi hissetmiş .... Empatik olamadık bari Sinestezik olsaydık .... ööööö....


+1


dün yogaya katıldım ..... tam ortasında .... hoca "ana tanık olun" gibi bir şey söyledi .... acaip de bir hareket yapiyoruz tam o esnada.... kilit gibi bir pozisyondayım .... alla alla dedim bu ara sürekli bu konular karşıma çıkıyor, rastlantı olamaz artık dedim .... ve bu kadar ruhani tutumdan sonra etrafta dolaşırken Miss Sixty'de %50 indirim olduğunu görüp bu ana tanık olmaya karar verdim .... "iğrençsin Deniz!!!!!" diye diye ortamı talan ettim .... bir ayakkabıya aşık bile oldum .... tuttum eve getirdim ...... all for fashion, yapcak bişey yok......

19 Ocak 2009 Pazartesi

chi dergisi



2 yıl önce falan acaip sardırmıştım "chi dergisi"ne ... kitaplıkta biriktirdiğim sayıları arada kafam karıştığında açar rahatlarım .... yine bir ikileme düştüm bu gün.... aldım içlerinden birisini.... rast gele bir sayfa açtım .... veeeeeeeeee :


"Nerede ikilik varsa, biri diğerini görür gibidir; biri diğerinin kokusunu alır; biri diğerinin tadını sezinler".

Ancak, zihninizi çalıştırırken dikkatle gözleyebiliyorsanız; bunu farkındalık ve duyarlılık ile, ancak yargılamaya ya da değerlendirmeye kaçmadan yapabiliyorsanız, bütün denklemlerin üsütünden sürüklenip gittiğinizi fark edeceksiniz, üstelik sonsuzluğun gözden kaybolan pırıltısının bie anlık görünümünü yakalamanız bile mümkündür"............

..............

..............


yazıyordu ...... pause ..... korktum, kaldım, kehanet gibi :)) .....


+1


cmrtesi akşamı öyle "Nada", "Bien" arası Ankara gece hayatı kısır döngüsünde yitip giderken, Esra "hadi locusa bakalım, electronic night varmış "dedi.....
pardon electro trash gibi bir takım anlam kargaşası yaratan terimler kullandı.... neyse gittik, merak ve umutsuzlukla karışık hisler eşliğinde .... şok biiiiiiiir .... Locus Solus, bilmeyenler için anlatayım, turuncuların hakim olduğu, lounge desem değil, chill desem değil, içki içilen ama kıytırık yemek de yenilen, yazın balkonunda keyiflenilebilecek, kışın mümkünse önünden bile geçilmeyecek bir mekan .... lokasyon itibariyle Bestekarın köşesinde olması kıyağıyla tutulan, ilk açıldığında cidden süper olduğu için ve ilk günlerin hatırına gidilen bir yer ikeeeeeeeeeen ..... şimdi üst katta bambu takımların olduğu Akçay yazlıkçı discosu kılıklı bir yere girdik....
ama isim falan aynı, mekan el mel değiştirmemiş ....
alla alla yaaa, diye diye alt kata yöneldik.... alt kat merdivenlerin önünde minnacık bir masa, masada bilet kesen acaip bir tip, nası ciddiye alıyor işini, sanki garanti bankası veznedarı .... girişi abarttılar heralde izlenimi veriyorken, sorduk,
"abi giriş 5 ytl" dedi ..... "ilk içkide içinde mi??" diye nası eğleniyoruz işini süper ciddiye alan kapı muhafızıylan... tabi şüphelendik aşası nasıl diye, kafamızı sarkıttık. ... aaa tıklım tıklım,
amaaan girelim nolcak" dedik ki alt kat mazallah coşuyo.... ben diyim 89, sen de 92 li Gençler falan zannedersin japonyada bir clube düştük ... imajinasyonu yardırmış da gelmişler.... japoN modası var da biz Mi bilmiyoruz acaba diyerekten uzaylı gibi izliyoruz.... müzik metalikanın electronik versiyorun, taaaa uzaklarda anca 88 li olabilecek bir dj kıvranıyo, gençler alcoholizmin doruklarında, bara ulaşmak imkansız, kan ter ....
uzun zamandır bu kadar saçma bir eğlenceye tanık olmamıştık, Amsterdam'da biz böyle ortam yakalamadık, sen git locusta yüzyılın eğlencesinin ortasına düş .... süperdi Esra, ilahi Locus SoluS ....

16 Ocak 2009 Cuma

tasarımın bkunu çıkartmak.....

Japonlar= nolimit






















Matrak olmuş :) ....
bir mekan sadece o fonksyona mı hizmet etmeli olgusunu sorgulamış bir Japon arkadaş sanırım ... mesela, mutfakda banyo fonksyonu da çözülse ya da salon gibi bir banyo ???? .... küvet yanında 3 lü kanepe, avize falan ..... abajur ve kitap okuma köşesi yanda lavabo, yerde halı, raflar ve duvarda tablolar .....







14 Ocak 2009 Çarşamba

göz nezlesi uğurlar ola, akabinde "Ben x" zaten ağla ağla




Normal bildiğiniz nezle olamıyorum ben .... annemden ırsı geçmiş, sadece abimde ve ben de var .. gözümüzde minnacık bir boru tıkalıymış, ve o minnacık boruyu kireç çözücüyle açmak isterdim .... göz nezlesi (berbat bişey) kısaca şöyle: hapşıracakmış gibi oluyor insan, burnu sızlıyor, yüzü buruşuyor, tam hapşırma safhasında, gözünden yaş geliyor ve hapşıramadığınızla kaldığınız gibi, o göz yaşara yaşara kızarmaya falan başlıyor .... elde bir tuvalet kağıdı (selpak falan yetiştiremezsiniz bu akışa) görenlerin "aaa niye ağlıyosun yahu?" soruları arasında acıklı bir tabloyla süreeeer gider ....di!!!!! .... ama kurtarıcı ilaç zirtec (adı da hoşuma gidiyor) beyaz atıyla hayatıma girdi ve artık zınk diye göz nezlemi kesiyor ...... yanlız ilaçtan sonra bir uyku bir uyku ...... neyse tam yazıya başlıyacakken gözüm akmaya başladı ve konu buna dönüştü....




+1




burada Jazzistan'ın bahsetmiş olduğu ve benim de merak edip aldığım "Ben x" adlı film beni daaatttııııııııı .... ağla ağla ....
(Spoiler :izlemeyenler okumasın) ..... sonunda yanlız öldü mü, ölmedi mi anlayamadım Mr. Jazz ..... ama o hapı zorla içirdiler ya buna, çok üzücüydu o kısımlar ..... niye otistiklerin gittiği okula gitmiyodu birde Ben? .... yani sinirlene ağlaya filmi zor bitirdim .... ama o bilgisayar oyunuyla bağlantılı sahneleri mükemmel yapmışlar ..... Nora, bir oyun manyağı olarak izle derim ben bu filmi .... ayrıntılı bilgi yukarı linkte ......





+1


belki bilen biliyordur da ben yeni keşfettim .....




diye bir site .... müzik dinlemece video izlemece.... sabahtan akşama kadar U2-NUMB, BASEMENT JAXX "where is your head at" ve Lexicon Avenue dinliyorum ......


+1



Ankara gece hayatına bişeyler olmuş ben görmeyeli .... Smood tekrar açılmış haberim yok ve tıklım tıklımdı ve çalan dj kimidiyse süperdi ... (Smood kısaca 50 m2 lik avangart style de tasarlanmış, şamdanlar, damask desenli duvarlar ve kadife perdeler arasında dj kabininin yer aldığı mini bir clup, Lounge bar .... içeride eller havaya kızları ve sayın abilerin aslma olmadığı nadir mekanlardan biriydi..... ama popileritesi yitireli uzun zaman olmuştu) içeride eski sağlam müzik dinleyicilerinden arkadaşlarımızla karşılaştık, nostalji oldu, club neslinin altın çağını yaşamış dinleyiciler olarak, eski günleri andık .... o anma esnasında öğrendim ki asıl "Faces" tekrar açılmış .... işte bu şok haber .... ve içerisi de süpermiş ... "no kro, no drug" şeklinde ve temizmiş ... (tabii ilk açılışı 2000 yılbaşı, millenyumun da hatırına içerisi izdiham derecesinde kalabalıkdı ve gerçekten "Clup 20"yi yerinden edeceğinin habercisiydi) bir umut kıpırtısı belirdi içimde, gidilip bakılacak .....

9 Ocak 2009 Cuma

Efes Brown ve 45'likler furyası


Dün çok saçma bir ortamda bulunduk..... Ekin'in
veda yemeğinde buluşmuştuk, ve yemekten sonra salak Ankara'da nereye gidelim diye kafa patlatmaya başladık ..... ve "Nicole" diye Tunalı'da bir mekana girdik ki, girmemizle ben şoka da girdim .... gece gece kadınlar matinası yada günü tadında tipler "çilli bom bom" parçasında kurtlarını dökmekyetdiler.... meğer eski 45'ler modasına uymuş burası (şu Issız Adam'ın etkileri bir geçseydi artık) kopuyo gençlik .... Ajdalar, Hümeyralar, mavi ışıklar, Tanju Okan .....falan falan.... valla yanlız baktım şimdiki Turkiye'den çok çok daha modernler, ileriler .... bir sürü gurup ve sanatçı var, iyi yada kötü yaratıcılık ve üretim var .... nostaljiyle karışık sosyal içerik olaraktan yanımda eğlenmekte olan Ayçayı yedim bitirdim bütün gece ....



.....



oysaki o bana nasıl bir iyilik yapmıştı ve beni "Efes Brown" la tanıştırmıştı .... o ne öyle yaaaa.... caramelli kahveli bira..... efes kendini aşmış, ki çok biraz sevmem ..... deneyiniz çok acaip ..... enfes ......

7 Ocak 2009 Çarşamba

AMSTERDAM forever



Keşke başlıktaki gibi olsaydı ama maalesef geri döndük ..... daha dönmeden uçakta suratımıza bir tokat gibi yedik yurdum insanının seviyesini.... adamın teki hostese "bakhaaar mısın ... bi su" diye basbariton sesiyle bağardı...... yukarıda düğme ne için yapılmış ve uçakta herkes hostesi yanına sessizce nasıl çağırıyor düşünme gereği duymadı bu homosapiens ..... ben de dönüp haddini bildirmek zorunda kadım, lakin o esnada ateşten havale geçirdiğimden ve uyumaya çalıştığımdan sinirlerim tepemdeydi .... hangi birini eğiteceksin ki bunların .... neyse .... adaptasyon sürecindeyiz ülkeye ......


.......

.......


üzülüyo tabi insan ya benim ülken niye böyle diye .... orada huzur içinde kahvesini içen, kibar, insan gibi insanları görünce .... hatta ve hatta red light street'de ve sex tiyatronuda bile her kes son derece terbiyeliydi.... yoksa zaten, mesela Turkiye'de öyle bir şey olsa o kadınları liğme liğme ederlerdi herlade... ama namus drumundan değil, ellicekler, taciz edecekler, bir şekil pisliklerini yapacaklar yani .....


+1


evet "sex tiyatronuna" gelince .... önce girip girmemekte tereddüt ettik tabi ... ne biliyim nasıl bir yer, başımıza br şey gelir mi gibilerinden bilemiyor insan (Turkiye'de yaşadığımızdan tabii başımıza bir takım haller gelebilir diye yaklaşıyoruz herşeye, genetiğe işlemiş)



neyse kapısına gelince görüyoruz ki kuyrukta bekleyen son derece kaliteli turistler, japonu, zencisi, ingilizi, her türlüsü ..... bir daha böyle birşeyi ömrü hayatımızda göremeyiz diye girmeye karar veriyoruz içeriye ... deneysel bi yaklaşım bizimkisi .... giriş 45 euro 4 içkide içinde .... tiyatro bildiğimiz tiyarto, ama tabi bu kadar özel birşeyi yanında japon aile, hintli karıkoca falan oturmuş sanatsal bir olaya bakar gibi izleyince çok tuhaf oluyor ... millet alkış tezahurat kopuyo salon ... ama kesinlikle taşkınlık yok, içkisini sakin sakin içiyor herkes .... sahne ortada dönüyor ki izleyiciler her açıdan görebilsin olayları :) ... sanatçılar imza falan dağıtıyorlar ....
en son gösteri ilginçti ...... bir hatun çıktı sahneye, dans etti falan birden bir puro çıkarttı .... ama sadece ağzıyla içmedi puroyu .... Pause ....... biz de "olamaaaazzzzz ....." diye diye ve gülmekten öle öle alkışladık vaziyeti ..... içkilerimizi bitirip çıktık ve haliyle çok eğlendik ......




not : içeriye girerken bayanlara concepte uygun buldukları bu şekeri armağan ediyorlardı .... :)








+1





red light street ..... fotoğraf çekilmesine tepki gösteriyor bu bayanlar, hatta kameraları gelip kıran security leri var .... alel acele çektim öyle

+1



Voldelpark :


Bu amca da bu soğukta TaiChi yapiordu .... sislerin arasında büyüleyici gözüküyordu yanlız.....


+1





Bu garip standın tasarımını beğendik .......











Bu küçücük arabalara bayıldık ......


Kanallarda ve bu teknelerde yaşamak istedik .....

5 Ocak 2009 Pazartesi

I amSTERDAM


İlk gün artık yorgunluktan adım atamaz hale gelene kadar gezindik. Etrafta dolaşırken acaip acaip tiplemelere göz kırptık. Sokaklarda gezerken normal esnaf gibi dükkanlarda magic mashroomlar satılmakta, canabis’li şekerler, binbirtürlü bong, mong, bu işlerde kullanılan takım taklavat ......











Ben canabisli şeker denemekle yetindim, nolur nolmaz diyerekten, 2 bira içmişim gibi oldum, böyle hafiiif bir çakır keyiflik drumları .... Tüm günlük gezintimizi Hard Rock Cafede sonlarıp 2 heineken içtik (süpermiş ben ilk defa denedim) ve o sırada Amsterdamdaki tango festivaline gelmiş olan abimlerle buluştuk. Hadi dedik coffeshopa gidelim. Topluca bizim Ankara’daki Mısır gibi bir yere girdik. Tam trip mekanı yapmışlar, tavanda pervaneler aheste aheste dönüyor, içerisi nası duman altı, başka bir şey içmeye gerek yok zaten o dumanda bittin. Neyse çok komik menuden hamburger söyler gibi ot söylüyo millet. Ortamın enerjisini ben pek tutmadım ve zaten yorgunum diye pek mamüllere rağbet etmedim. Daha önce arkadaşlarımdan dinlemiştim mantar falan çok sakatmış zaten, 7-8 saat kafası geçmeyeni varmış ki insanı deliliğe götürebilir ..... ha bir de son olarak spacecake’e dair uyarıda bulunmak isterim, bir arkadaşımız “kek bu nolcak en hafifidir” diye yemiş, aslında en ağarı kek aklınızda bulunsun, dağlmış kızcaaz......



Neyse diğer günler yine bol bol gezmeyle (sabah 10.00, gece 3’e kadar) geçti. Dükkanlar, sokaklar süslemenin son noktasında çam ağaçlarıyla bezenmiş, meydanlara paten pistleri koymuşlar, çoluk çocuk paten kayılıyor, böyle bir cıngıl bels ortamı yani. Lale pazarını beğendim ben, bir de sokaklarda dakka başı karşınıza çıkan ve 5 euroya çin mutfağının leziz tadlarını ayağnıza getiren “Wog to go” ve “Wog to walk” lara dadandım...... Bir de "FALAFEL" diye birşey denedik sanırım Arap mutfağı, köfteye benzer topcukları bazlamavari bi hamurun içine tıkıp ketçabı basmışlar..... ıı ıhhh .....





İkinci gündü sanırım sokakta bir sıra gördük, yaklaştık.... korku tüneli, müzesi arası bir mekan.... Girdik çok eğlendik, çocuklar gibi şendik.... İçeride bir bölümde aynalı bir labirente aldılar bizi ki allah allah, klostrofobin yoksada orta çıkıverir dakkasında.... labirentte tam çıkış bulduk diyoruz aynalar her yerde, Zan’ın kolunu sıka sıka morartmışımdır heralde, ama çok da saçmaladık eğlendik, iyiki girmişsiz ... Sex Museum'a hakkında daha önce yaptığım araştırmalarda para tuzağı gibi yorumlar vardı, hiç girmeye tenezzül etmedik. Turistlerden rağbet çoktu ama kapıda .....






Aklıma gelmişken bir uyarı, giderken yanınıza 200 euro yada 100 euro almayın kimse bozmuyor. Bozdurmak için bürolara gidincede 3 euro gibi komisyonlar alıyorlar. Bir de alakasız bir not daha, tramvay gece saat 12- 1 gibi bitiyor ve taksiler biraz tuzlu....









Cafelerde hep kedicikler uyuyodu...... sanırım farelere karşı bir savunma ... şık şık restorantlarda minnacık fareler cirit atıyordu ve garson kıza fare var diye çığlık attığımızda hiç sallamadı bizi "yeaah there are some mouses" dedi gitti sakince.....normal bir durum demekki ....













Sokakta bu wc ler vardı, tabii sadece erkeklere yönelik bir hizmet .... ama yılbaşı gecesi ne iş gördüler anlatamam .... boş görmek imkansızdı bu pisuarları, kent dev bir party alanına dönüştü çünkü .....




Yılbaşı gecesi binlerce insan Dam meydanında 5 gün boyunca kurulan dev bir sahne etrafında partiledi (k). O kadar çok havai fişek patlattılarki, bir ara savaş alanında gibi hissettik kendimizi. Soğuğa falan da hiç aldırmadan incecik giyinmişler, maşallah ya walla .... Dam meydanında donunca biz çok kalamadık ve ilginç bir rock bara gittik. Ama benim en çok hoşuma giden, eski bir kiliseden bozma Paradiso adlı mekandı. İlginç konserler oluyormuş, gitmeden netten programa mutlaka bakın demişlerdi. Biz gittiğimizde çok sağlam bir konser vardı ama bilet bitmişti. Saat 12 gibi gelin 80 ler partisi var, ona girin dedi kapıdaki adam. Hem de 10 euro, hayatımızın eğlencesini yaşadık. Bir de oranın en büyük clubu olan Escape'e gitmeye niyetlendik ama kapalıydı. Mutlaka gidilmesi gereken bir diğer mekan meşhur Red Light Street. Yani çok da benim beklediğim gibi bir sokak değildi. Kanal etrafında çoluk çocuk ailecek gezilen normal bir sokak. Kabim gibi odalarda mayolu kızlar var, beğenmediklerine perdeyi çekiyorlar. Çok bir numara yoktu yani......


+1


mola .........

Amsterdam vol.1


Eveeeet kafaları kırdık geldik (her anlamda :) .... arka fona bir "radiooxigen" açtım (Jazzista’nın katkılarıyla, sağolsun) yüzümde sanki belli belirsiz bir gülümseme kucağımda Refüj’ün pamuk tüylerini okşarken son 1 haftayı düşünüyorum .... soğuk kısmından artık bahsetmicem, zira hala sinüs cosinüs ağrılarından sürünmekteyim ... hastalık ve soğuk dışında herkesin hayatta mutlaka gitmesini şiddetle ve ısrarla şart koşacağım bir yer





.... neden mi:
Gidin ve nooolur lütfen medeniyet görün, bu kadar her bkun özgür yaşandığı ama kimsenin rahatsız edilmediği bir yer olamaz .... suç oranı sıfır ..... herkes mutluluktan uçuyor, bolluk, bereket ...... bu ütopyayı gidin kendiniz bizzat yaşayınız, zaten sanırım 2010’da bir sürü hareket yasaklanacağından elinizi çabuk tutunuz.... (mümkünse yazın gidin tabii, yoksa donuş)




Biz gitmeden önce bloglar arasında Amsterdam ile ilgili yazılar araştımış notlar almıştım. Çok işime yaradı, şimdi ben de bir iki lakırdı etmek istiyorum gidecek arkadaşlara ..... bu arada Amsterdam’la ilgili bu blog çok başarılıydı, mutlaka gidecekler göz atsın

http://imgetan.blogspot.com/2008/12/kpkrmz-amsterdam-red-light-district.html




.... Ben kendilerinden “Amsterdam Card” diye bişeyin varlığını öğrendim mesela çok faydalı ... Bu kartı turist infolardan alıp (örneğin 4 günlük 40euro) bütün müzelere, otobüs ve tramvaylara ücretsiz binebiliyorsunuz 4 gün boyunca. İçinde bir de kanal turu var ücretsiz. Ama biz oradayken kanallar dondu (mümkünse yazın gidin tekrarlıyorum.....)

Neyse Ankara’dan başlamak gerekirse anlatmaya, gecenin 2 sinde zor bela kar yağışı ve tipiye maruz kalarak havaalanına ulaştık. Amsterdam’a sabah vardığımızda etraf günlük güneşlikti ve daha önce giden arkadaşların bizi soğuğa karşı uyarmasını çok yersiz bulduk güneşe aldanıp. Kalacağımız yere giderken günümüzü gördük tabi. Biz VondelPark yakınlarında bir apartman bloglarından oluşan mahallede ikamet ettik.




Yer ayarlarken bilmiyorduk ama burası kentin en kaliteli semtlerindenmiş. Otel sahibiyle mailleşirken bize acaip detaylı bir adres tarifi yapmıştı, bu adresi de print edip mutlaka yanınıza alın diye not düşmüştü. (resimde elimdeki adresi çözmeye çalışıyorum)






Hakkaten tarifine göre, sağa saptık bir bar gördük, ordan biraz yürüdük sola saptık tramvaya bindik, 3 durak sonra inin demiş, indik, bütün direktifleri yerine getirdik (advanture oyunu gibiydi) elimizle koymuş gibi oteli bulduk. Bu arada bizim otel zannetiğimiz yerde sadece biz kalıyormuşuz.... Pause.....


çünkü burası bir karı kocanın çatı katıymış (biz de bir hostele book yaptık sanıyorduk). Çok şeker bir şekilde bizi karşıladılar, yılbaşı için hediye şampanya falan koymuşlar odamıza (pardon katımıza), buzdolabına bira atmışlar, ben de yanımda hediye “nazarlık” götürmüştüm annemin tavsiyesi üzerine.....




iyiki götürmüşüm şampanyanın altında kalmadık ve hemen şaaak diye nazarlığımı çıkarttım, verdim ..... ben önce bu nazarlık işine pek sıcak bakmamıştım, "kro" kaçar gibime gelmişti ama annem kendinden emin “sen götür onlar bilirler....” demişti..... Giesel neredeyse çılgına döndü, biliyormuş hakkaten, ben nazarı İngilizce anlatmaya kalkışıyordum ki gitti evin kapısına astı ..... neyse hediyem beklediğimden çok fazla sükse yaptı, şaşırdım .....




Kaldığımız yerin cephesi......




Bu arada 2 oda, banyo ve bir minik mutfaktan oluşan çatı katımız çok şirindi. Acaip süper ısınıyordu, tv vardı, kahvaltı ve oda servisi iyiydi, oturma odamızda kocaman bir kütüphane bile vardı. Ve geceliği 2 kişi sadece 60 euroydu. En önemlisi şehirmerkezinde olması ve ev konforunu yaşayıp sanki gerçekten kente ait hissetmekti. Yaz mevsimi olsa teras katında minicik bir bahçesi vardı . Gideceklere tavsiye edilir. TreetopsB&B



Yatak odası...........






Şirin banyosu.............




Oturma odasında minik mutfağı ve terasa çıkış ......






Tabiki Treetops’a yerleşip çok da vakit kaybetmeden şehir turuna başladık. Amsterdam aslında 3 günde rahatlıkla çözülebilecek bir şehir. Kanallarla ve köprülerle örülmüş, minik evlerle süslü minyatür bir oyuncak gibi. Yaya yolları ve ana yürüyüş yolları çok iyi belirlendiği için, yürüyerek kenti okutmuşlar, böylece kaybolmak neredeyse imkansız hale gelmiş. Her yerde haritalar ve turist bazlı çözümler karşımıza çıktı. Bisiklet yollarına dikkat. Vızır vızır bisiklet trafiği ..... Millet çoluğu çocuğu bindirmiş bisiklete, deli gibi pedal sallıyo. O soğukta minili kızlar, göğüs bağır açık gençler, 4 yaşında sarı sarı çocuklar, herkes son sürat bisiklette. İklime alışmışlar heralde, biz robocop gibi gezerken donuyorduk da o esnada......




+1





İlk olarak Van Gogh Museum’un oralara dalış yaptık, otelede yakın diye. Hatta müze için sıraya bile girip, sonra nasılsa gezeriz diye sıradan çıktık. Büyük hata!!!!!! sonraki günler o sıra 4 katına 5 katına çıkmaya başladı, her geçişimizde sıra bölünerek çoğaldı ve ben de hastalanınca o sırada beklemek olanaksızlaştı. Yani maalesef Amsterdam’ın haccı sayılan Van Gogh Müzesine giremedik. öööööö..... Keza Rijksmuseum’da sıra kopmuş gidiyodu, girip bir “Night Watch” ı göremediğime çok üzüldüm. Bir daha ki gidişe artık (yaz olacağı kesin ama o gidişin).




sıra uzaaaaaaaaaaaaaaar gider...............



+1



Kahve kapıp geliyorum .....