Ankara'nın güzide mekanlarından Quick China'ya gittik geçenlerde Zanl'a .... neyse yemek yendi, patlama noktasına gelindi falan, derken elinde sepetiyle, çin lokntasında olmasına rağmen hiç aldırmadan Adanalı olduğu her halinden belli garson çıkageldi .....
28 Ocak 2009 Çarşamba
dilek kurabiyemden çıkan gizli anlam
Ankara'nın güzide mekanlarından Quick China'ya gittik geçenlerde Zanl'a .... neyse yemek yendi, patlama noktasına gelindi falan, derken elinde sepetiyle, çin lokntasında olmasına rağmen hiç aldırmadan Adanalı olduğu her halinden belli garson çıkageldi .....
26 Ocak 2009 Pazartesi
Ottodaki (Nada'da da var) fındıklı vokta in da house
Fındıklı votkanın hastasıyız ailecek ... kabul çok içilmiyo, tatlı tatlı...... hele de Nada'da ki nutella gibi, çok yapış yapış ..... neyse napalım nedelim dedik Zan'la, evde biz bunu yapabilir miyiz acaba derken bir arkadaş, bir partide tarifi patlattı ....
- Votka : Ne bulursan koy..... kör edeni olmadıkça .....
oran şu : 2 ölçek fındık şurubu ise, 3 ölçü votka ..... bol buz ..... shake it baby!!!!
afiyetle .....
not: Demoooooooo, çikolata topçuğu???? gözünün yağını yiiim :))
25 Ocak 2009 Pazar
fill in the blanks
- ......(1)................ Renewa'da dünyaca ünlü bir yoga hocasının dersi vardı, ama önceden isim yazdırmak gerekiyormuş, giremedim derse. Ama kapıdan baktım, acaip hareketler yapmaktaydılar ..ööööö çok bozuldum.
kelimeler......
(ne saçmaydı ortaokul ve lise hayatımız boyunca bu excercisi yapmıştık .... boşluk doldura doldura bu günlere getirdiler..... hayat exersizi bir nevi, ömür törpüsü...)
kafalarının
22 Ocak 2009 Perşembe
No fur coats are allowed.... don't kill animals !!! +1 Sinestezya
Mesajjjjjjjınız vaaaaaaaaaaar !!!!!!!!

+1
keşif: "Empati" kitabını sevenlere duyrulur (orada da Sinesteziklerden bahsediyordu).....
best seller olmadan keşfettiğime sevine sevine okudum yaladım yuttum..... o raflarda görür görmez antipatikleşmeye başlayan kitaplar gurubuna dahil olmadan okuyabildiğim "Sinestezya" şöyle, daha doğrusu Sinestezi şu demekmiş duyuların birleşmesi .....
Açıyorum; sinestezikler gerçeği farklı duygusal algılaları karıştırarak görürlermiş. Mesela "e" harfi yeşil , "r" nin tiz bir sesi var, "5" sayısı sarı, "fa" notası çikolata tadında..... çok kopuuuuuk.....
Bazı araştırmacılara göre hastalık olarak kabul edilirken, bazılarınca mucize, deha olarak görülüyormuş................ Ve de sinest-ezikler ezik olarak farklılıklarının farkında bile değillermiş .... yaaaaaa.....
İddiaya ve kitaba göre Listz (ki cidden tapılasıdır), Rimsky Korsakov, Baudelaire, Rimbaud ve Proust gurubu da Sinestezik-imiş..... İnsan da haliyle kitabı okurken sürekli algılarını ölçüp biçip tartıyor .... Asıl kahraman var bir tane, adı Neol ve rolu gereği sinestezik, işte onun etrafında örülmekte hikaye .....
Aynı tripler LSD ve meskalin tipi uyuşturucularda da yaşanmakta .... benim bir aradaşım anlattı, onunda bir arkadaşı mantar denemiş ve resimdeki mor renkli yelkenliyi, saten gibi hissetmiş .... Empatik olamadık bari Sinestezik olsaydık .... ööööö....
+1
dün yogaya katıldım ..... tam ortasında .... hoca "ana tanık olun" gibi bir şey söyledi .... acaip de bir hareket yapiyoruz tam o esnada.... kilit gibi bir pozisyondayım .... alla alla dedim bu ara sürekli bu konular karşıma çıkıyor, rastlantı olamaz artık dedim .... ve bu kadar ruhani tutumdan sonra etrafta dolaşırken Miss Sixty'de %50 indirim olduğunu görüp bu ana tanık olmaya karar verdim .... "iğrençsin Deniz!!!!!" diye diye ortamı talan ettim .... bir ayakkabıya aşık bile oldum .... tuttum eve getirdim ...... all for fashion, yapcak bişey yok......

19 Ocak 2009 Pazartesi
chi dergisi

2 yıl önce falan acaip sardırmıştım "chi dergisi"ne ... kitaplıkta biriktirdiğim sayıları arada kafam karıştığında açar rahatlarım .... yine bir ikileme düştüm bu gün.... aldım içlerinden birisini.... rast gele bir sayfa açtım .... veeeeeeeeee :
16 Ocak 2009 Cuma
tasarımın bkunu çıkartmak.....








14 Ocak 2009 Çarşamba
göz nezlesi uğurlar ola, akabinde "Ben x" zaten ağla ağla
Normal bildiğiniz nezle olamıyorum ben .... annemden ırsı geçmiş, sadece abimde ve ben de var .. gözümüzde minnacık bir boru tıkalıymış, ve o minnacık boruyu kireç çözücüyle açmak isterdim .... göz nezlesi (berbat bişey) kısaca şöyle: hapşıracakmış gibi oluyor insan, burnu sızlıyor, yüzü buruşuyor, tam hapşırma safhasında, gözünden yaş geliyor ve hapşıramadığınızla kaldığınız gibi, o göz yaşara yaşara kızarmaya falan başlıyor .... elde bir tuvalet kağıdı (selpak falan yetiştiremezsiniz bu akışa) görenlerin "aaa niye ağlıyosun yahu?" soruları arasında acıklı bir tabloyla süreeeer gider ....di!!!!! .... ama kurtarıcı ilaç zirtec (adı da hoşuma gidiyor) beyaz atıyla hayatıma girdi ve artık zınk diye göz nezlemi kesiyor ...... yanlız ilaçtan sonra bir uyku bir uyku ...... neyse tam yazıya başlıyacakken gözüm akmaya başladı ve konu buna dönüştü....





9 Ocak 2009 Cuma
Efes Brown ve 45'likler furyası

veda yemeğinde buluşmuştuk, ve yemekten sonra salak Ankara'da nereye gidelim diye kafa patlatmaya başladık ..... ve "Nicole" diye Tunalı'da bir mekana girdik ki, girmemizle ben şoka da girdim .... gece gece kadınlar matinası yada günü tadında tipler "çilli bom bom" parçasında kurtlarını dökmekyetdiler.... meğer eski 45'ler modasına uymuş burası (şu Issız Adam'ın etkileri bir geçseydi artık) kopuyo gençlik .... Ajdalar, Hümeyralar, mavi ışıklar, Tanju Okan .....falan falan.... valla yanlız baktım şimdiki Turkiye'den çok çok daha modernler, ileriler .... bir sürü gurup ve sanatçı var, iyi yada kötü yaratıcılık ve üretim var .... nostaljiyle karışık sosyal içerik olaraktan yanımda eğlenmekte olan Ayçayı yedim bitirdim bütün gece ....
.....
oysaki o bana nasıl bir iyilik yapmıştı ve beni "Efes Brown" la tanıştırmıştı .... o ne öyle yaaaa.... caramelli kahveli bira..... efes kendini aşmış, ki çok biraz sevmem ..... deneyiniz çok acaip ..... enfes ......
7 Ocak 2009 Çarşamba
AMSTERDAM forever
Keşke başlıktaki gibi olsaydı ama maalesef geri döndük ..... daha dönmeden uçakta suratımıza bir tokat gibi yedik yurdum insanının seviyesini.... adamın teki hostese "bakhaaar mısın ... bi su" diye basbariton sesiyle bağardı...... yukarıda düğme ne için yapılmış ve uçakta herkes hostesi yanına sessizce nasıl çağırıyor düşünme gereği duymadı bu homosapiens ..... ben de dönüp haddini bildirmek zorunda kadım, lakin o esnada ateşten havale geçirdiğimden ve uyumaya çalıştığımdan sinirlerim tepemdeydi .... hangi birini eğiteceksin ki bunların .... neyse .... adaptasyon sürecindeyiz ülkeye ......
+1
red light street ..... fotoğraf çekilmesine tepki gösteriyor bu bayanlar, hatta kameraları gelip kıran security leri var .... alel acele çektim öyle
+1
Bu küçücük arabalara bayıldık ......
Kanallarda ve bu teknelerde yaşamak istedik .....
5 Ocak 2009 Pazartesi
I amSTERDAM
İlk gün artık yorgunluktan adım atamaz hale gelene kadar gezindik. Etrafta dolaşırken acaip acaip tiplemelere göz kırptık. Sokaklarda gezerken normal esnaf gibi dükkanlarda magic mashroomlar satılmakta, canabis’li şekerler, binbirtürlü bong, mong, bu işlerde kullanılan takım taklavat ......
Neyse diğer günler yine bol bol gezmeyle (sabah 10.00, gece 3’e kadar) geçti. Dükkanlar, sokaklar süslemenin son noktasında çam ağaçlarıyla bezenmiş, meydanlara paten pistleri koymuşlar, çoluk çocuk paten kayılıyor, böyle bir cıngıl bels ortamı yani. Lale pazarını beğendim ben, bir de sokaklarda dakka başı karşınıza çıkan ve 5 euroya çin mutfağının leziz tadlarını ayağnıza getiren “Wog to go” ve “Wog to walk” lara dadandım...... Bir de "FALAFEL" diye birşey denedik sanırım Arap mutfağı, köfteye benzer topcukları bazlamavari bi hamurun içine tıkıp ketçabı basmışlar..... ıı ıhhh .....
İkinci gündü sanırım sokakta bir sıra gördük, yaklaştık.... korku tüneli, müzesi arası bir mekan.... Girdik çok eğlendik, çocuklar gibi şendik.... İçeride bir bölümde aynalı bir labirente aldılar bizi ki allah allah, klostrofobin yoksada orta çıkıverir dakkasında.... labirentte tam çıkış bulduk diyoruz aynalar her yerde, Zan’ın kolunu sıka sıka morartmışımdır heralde, ama çok da saçmaladık eğlendik, iyiki girmişsiz ... Sex Museum'a hakkında daha önce yaptığım araştırmalarda para tuzağı gibi yorumlar vardı, hiç girmeye tenezzül etmedik. Turistlerden rağbet çoktu ama kapıda .....
Aklıma gelmişken bir uyarı, giderken yanınıza 200 euro yada 100 euro almayın kimse bozmuyor. Bozdurmak için bürolara gidincede 3 euro gibi komisyonlar alıyorlar. Bir de alakasız bir not daha, tramvay gece saat 12- 1 gibi bitiyor ve taksiler biraz tuzlu....
+1
mola .........
Amsterdam vol.1
Eveeeet kafaları kırdık geldik (her anlamda :) .... arka fona bir "radiooxigen" açtım (Jazzista’nın katkılarıyla, sağolsun) yüzümde sanki belli belirsiz bir gülümseme kucağımda Refüj’ün pamuk tüylerini okşarken son 1 haftayı düşünüyorum .... soğuk kısmından artık bahsetmicem, zira hala sinüs cosinüs ağrılarından sürünmekteyim ... hastalık ve soğuk dışında herkesin hayatta mutlaka gitmesini şiddetle ve ısrarla şart koşacağım bir yer
Gidin ve nooolur lütfen medeniyet görün, bu kadar her bkun özgür yaşandığı ama kimsenin rahatsız edilmediği bir yer olamaz .... suç oranı sıfır ..... herkes mutluluktan uçuyor, bolluk, bereket ...... bu ütopyayı gidin kendiniz bizzat yaşayınız, zaten sanırım 2010’da bir sürü hareket yasaklanacağından elinizi çabuk tutunuz.... (mümkünse yazın gidin tabii, yoksa donuş)
Biz gitmeden önce bloglar arasında Amsterdam ile ilgili yazılar araştımış notlar almıştım. Çok işime yaradı, şimdi ben de bir iki lakırdı etmek istiyorum gidecek arkadaşlara ..... bu arada Amsterdam’la ilgili bu blog çok başarılıydı, mutlaka gidecekler göz atsın
http://imgetan.blogspot.com/2008/12/kpkrmz-amsterdam-red-light-district.html
.... Ben kendilerinden “Amsterdam Card” diye bişeyin varlığını öğrendim mesela çok faydalı ... Bu kartı turist infolardan alıp (örneğin 4 günlük 40euro) bütün müzelere, otobüs ve tramvaylara ücretsiz binebiliyorsunuz 4 gün boyunca. İçinde bir de kanal turu var ücretsiz. Ama biz oradayken kanallar dondu (mümkünse yazın gidin tekrarlıyorum.....)
Neyse Ankara’dan başlamak gerekirse anlatmaya, gecenin 2 sinde zor bela kar yağışı ve tipiye maruz kalarak havaalanına ulaştık. Amsterdam’a sabah vardığımızda etraf günlük güneşlikti ve daha önce giden arkadaşların bizi soğuğa karşı uyarmasını çok yersiz bulduk güneşe aldanıp. Kalacağımız yere giderken günümüzü gördük tabi. Biz VondelPark yakınlarında bir apartman bloglarından oluşan mahallede ikamet ettik.
Yer ayarlarken bilmiyorduk ama burası kentin en kaliteli semtlerindenmiş. Otel sahibiyle mailleşirken bize acaip detaylı bir adres tarifi yapmıştı, bu adresi de print edip mutlaka yanınıza alın diye not düşmüştü. (resimde elimdeki adresi çözmeye çalışıyorum)
Hakkaten tarifine göre, sağa saptık bir bar gördük, ordan biraz yürüdük sola saptık tramvaya bindik, 3 durak sonra inin demiş, indik, bütün direktifleri yerine getirdik (advanture oyunu gibiydi) elimizle koymuş gibi oteli bulduk. Bu arada bizim otel zannetiğimiz yerde sadece biz kalıyormuşuz.... Pause.....
çünkü burası bir karı kocanın çatı katıymış (biz de bir hostele book yaptık sanıyorduk). Çok şeker bir şekilde bizi karşıladılar, yılbaşı için hediye şampanya falan koymuşlar odamıza (pardon katımıza), buzdolabına bira atmışlar, ben de yanımda hediye “nazarlık” götürmüştüm annemin tavsiyesi üzerine.....
iyiki götürmüşüm şampanyanın altında kalmadık ve hemen şaaak diye nazarlığımı çıkarttım, verdim ..... ben önce bu nazarlık işine pek sıcak bakmamıştım, "kro" kaçar gibime gelmişti ama annem kendinden emin “sen götür onlar bilirler....” demişti..... Giesel neredeyse çılgına döndü, biliyormuş hakkaten, ben nazarı İngilizce anlatmaya kalkışıyordum ki gitti evin kapısına astı ..... neyse hediyem beklediğimden çok fazla sükse yaptı, şaşırdım .....
Bu arada 2 oda, banyo ve bir minik mutfaktan oluşan çatı katımız çok şirindi. Acaip süper ısınıyordu, tv vardı, kahvaltı ve oda servisi iyiydi, oturma odamızda kocaman bir kütüphane bile vardı. Ve geceliği 2 kişi sadece 60 euroydu. En önemlisi şehirmerkezinde olması ve ev konforunu yaşayıp sanki gerçekten kente ait hissetmekti. Yaz mevsimi olsa teras katında minicik bir bahçesi vardı . Gideceklere tavsiye edilir. TreetopsB&B
Şirin banyosu.............
Oturma odasında minik mutfağı ve terasa çıkış ......
Tabiki Treetops’a yerleşip çok da vakit kaybetmeden şehir turuna başladık. Amsterdam aslında 3 günde rahatlıkla çözülebilecek bir şehir. Kanallarla ve köprülerle örülmüş, minik evlerle süslü minyatür bir oyuncak gibi. Yaya yolları ve ana yürüyüş yolları çok iyi belirlendiği için, yürüyerek kenti okutmuşlar, böylece kaybolmak neredeyse imkansız hale gelmiş. Her yerde haritalar ve turist bazlı çözümler karşımıza çıktı. Bisiklet yollarına dikkat. Vızır vızır bisiklet trafiği ..... Millet çoluğu çocuğu bindirmiş bisiklete, deli gibi pedal sallıyo. O soğukta minili kızlar, göğüs bağır açık gençler, 4 yaşında sarı sarı çocuklar, herkes son sürat bisiklette. İklime alışmışlar heralde, biz robocop gibi gezerken donuyorduk da o esnada......
+1
İlk olarak Van Gogh Museum’un oralara dalış yaptık, otelede yakın diye. Hatta müze için sıraya bile girip, sonra nasılsa gezeriz diye sıradan çıktık. Büyük hata!!!!!! sonraki günler o sıra 4 katına 5 katına çıkmaya başladı, her geçişimizde sıra bölünerek çoğaldı ve ben de hastalanınca o sırada beklemek olanaksızlaştı. Yani maalesef Amsterdam’ın haccı sayılan Van Gogh Müzesine giremedik. öööööö..... Keza Rijksmuseum’da sıra kopmuş gidiyodu, girip bir “Night Watch” ı göremediğime çok üzüldüm. Bir daha ki gidişe artık (yaz olacağı kesin ama o gidişin).
sıra uzaaaaaaaaaaaaaaar gider...............
+1
Kahve kapıp geliyorum .....