23 Eylül 2010 Perşembe

Fatmagüller, Tecavüzler, Mel ve Müg ....

Son günlerin populer konusu Fatmagüllerden Fatmagül 1: yani Hülya Avşar’ın mı daha iyi tecavüze uğradığı yoksa Fatmagül 2: Beren Ablanın mı daha super ırzına geçildiği gibi saçmalıkların ne boyutlara varacağını Turk millet olaraktan bu konuyu bir oyuncuya nickname (Tecavüzcü Coşkun) yapacak kadar sulandırmış olduğumuzdan tahmin etmek güç değil.... ben şahsen Fatmagül 1 in performansını izlemedim ama Beren Saatin dizideki ilk bölümde saf köy kızını oynarken ara ara içine Bihterin kaçmasını gül gül ölerekten izledik Zan’la.... üstelik alınmamış kaşları da onu kurtarmaya yetmemiş.....:)




Böyle bakışlar bir an değişiyo, işte diyoruz Bihter geldi, şimdi Adnan nerde Nihal ve Matmazel piyano mu çalıyor hala, bu üzerimdeki basma elbiseler de nesi, Arielle defalarca yıkanmış vatkalı bluzüm, angora kazağın nerde falan diye kızarak kendine gelip stüdyoyu terk edeceğinden korktuk..... bir de anlamadığım bir düğün sahnesi var uzun uzuuuuun...... o misafirlere hediye verdikleri nazar boncuklu bileklikte trend patlaması olmuştur bile, artık her düğün dernekte bunları taktırılar kesin (I hate düğüns bu arada) .....ve en komiği düğünde drug çakan genç delikanlıların taşkınlığı..... yönetmen izleyiciyi ikna edecek ya, delikanlılar kendilerinde değil, kafalar bi dünya, gece koşan kız görünce dayanamayıp üstünü ıslatıcaklar..... Coşkun abi olsa mesela işi hiç meşrulaştımadan kafadan giriyo meseleye, criminal minds tavırlarıyla, eller tandıra uzanan aç ilk insan gibi, bakışlarla ağızdan akan su tam ötrüşüyo üstüne üstlük... öyle hapa mapa da luzüm görmüyor, bile isteye, gayet bilinçli, bilfiil, kendinden tam emin dalıyo mevzuya ....





ODTÜde okurken her yıl ne hikmetse, Fransız aristokrat Marquis de Sade'nin kitabından uyarlana “Salo” anfilerden birinde oynatılır, topluca izleniridi, Passonlinin faşizme yaptığı bu cinsel içerikli yorum..... ben bi kaç kez izledim sonra miğdem artık sadizmi ve siddeti kaldırmaz oldu .... mesela burda birbirlerine bok yedirenleri görmek mümkün.... o kadarını söyliyeyim, izlemeyenler varsa hiç büyüsünü bozmiim .... ancak burada filmi izledikten sonra öyle acaba hangi tecavüz sahnesi iyiydi gibi Turk yorumları yapılmaz, işin cidddiyetiyle insanın nutku tutlur, ağzı dili birbirine karışacak kadar sersemlenirdi.... gülenlerde vardı tabikide, benim gibi siniri bozulunca gülenler sınıfına mensuplar mesela .... ayıplanmıştım, entel dantel çevrelerce....


+1


Gelelim asıl komedi mevzuya.... bu tecavüz filmlerinden en manyağı şüphesiz 2002 de vizyona giren “Dönüş Yok” tur ve de benim için apayrı bir anlamı vardır..... 9 dakika boyunca Monica Bellucci köprü altında tecavüz uğrarken sinemada kusanlar, filmi terk edenler (ben de çıkmıştım dayanamayıp) gibi izleyicileri perişan eden, pskolojisini dağıtan etkilerle urban legend mertebesine ulaşan efsane film .....

Hikayenin diğer karakterleri Mel ve Müg kardeşler: Bunlar Mel diye dünya üzerindeki tüm garip olayların dönüp dolaşıp onu bulduğu, dışarıdan bakıldığında Adanalı, son derece normal bir insan görünümü sergileyip içinde bi deli barındıran ve bu zıtlık sayesinde çok eğlendiğim sevgili bir arkadaşım ve onun saflık derecesini ikiye katlayan bir de ablası .... adı Müg..... Müg’ün durumunu iki örnekle açıklamak gerekirse, lisede gelip

“ aaaa Mel biliyo musun kızların nüfüs cüzdanı pembe, erkeklerinki de mavi oluyomuş.....biliyo muydun daha önce ... ben de bana neden mavi renk düşmedi diye üzülüyodum” diyen bir insan kendisi... pause..... lisede tekrar ediyorum.....
yada bir gün baklava yerken “baklavayı nasıl pişiriyorlarsa içindeki kıyma tadı kayboluyo” diyip Mel içinde kıyma değil de ezilmiş fıstık olduğunu anlatmaya çalıştığında kesinlikle inanmayıp onu keklediğini sanacak kadar da mağrurdur kendisi.... hahahahah....

neyse profiler böyleyken, 2002 yılında Mel’le oturuyoruz kakara kikiri, Müg aradı feryat figan .... sinirden ve ağlamaktan konuşamayarak .... Mel hiç bişey anlamayarak sadece “ablam bi filmden bahsediyo allah allah ben bi eve gidiyim” dedi ve gittiiiiiii..... arkasından ne çıkacak diye meraklardan meraklara koşarak aradım Mel’i 2 saat sonra..... işin komiği durum hala anlaşılamamış, Müg sinir krizleri geçirerek ve “nasıl böyle bir film izlersiniz Birdalla, hiç utanma yok mu sizdeeeee,”diye söylene söylene Mele küsmüş, son durum olarak konuşmuyormuş.... neyse en sonunda allem ederek kallem ederek, diller dökerek anlaşılıyoki bahsettiği film “Dönüş Yok”..... biz de olayın sırrını çözmeye çalışan ajanlar gibi düşünüyoruz Melle iyide neden bu kadar etkilendi, kızdı, dahası küstü diye kafa patlatıp teoriler üretiyoruz....... neyse hikaye şöyle anlaşılıyo: bir gece evvel Mel yakın arkadaşı Birdalla, bir film alıp eve geliyolar izleyip geyiklemek için.... film de yine bizim meşhur Dönüş Yok... o aralar böyle dvd ayağa düşmemiş, orda burda hatta gazeteden 2,5 tl ye bulamıyosun, vcd modası sürmekte.... vcd yi satan adam da birinci cdnin üzerine yanlışlıkla 2, diğerine de 1 yazmış, istesen olmaz...... Müg’de gelmiş eve

“aaa ne izlemişler acaba, ben de izliyim” diye cd1’i koymuş.... ama aslında 2.cd yi koyduğundan film ortasından tam da 9 dakikalık tecavüz sahnesiyle başlamış ve sürdükçe sürmüş bu sahne..... bir hışım filmi kapayan Müg, bunlar acık saçık porno film falan alıp oturup izliyolar zannederek kafaları yemiş, dooru telefona sarılmış.... hahahha.....

1 hafta bounca Mel ablasına bunun o biçim bir film olmadığını izah ederek ve kendini temize çıkartmaya çalışarak geçirişine ben bizzat şahit olarak inanılmaz eğlendim.... filmi koyuyoruz mesela ileri sarıp göstericez, bu bir vizyon filmi diyerek yok, nasıl kızıyo, köpürüyor, açıklatmıyo kesinlikle..... hatta daha da abartarak o dönem Birdal’ın evlerine gelmesini yasaklamıştı, sanki çocuğun ne suçu varsa..... Birdalı görünce o sahneler aklına geliyomuş....hahahaha.....
neyse en bomba tecavüz filmi Dönüş Yok olmuştur benim için, hala da öyle.... allah seni de güldürsün Müg....

21 Eylül 2010 Salı

Çok kaka, çok dirty durumlar ....




Rüzgar 40.gününü doldurdu biz sokağa fırladık ....
artık 8.aydamıydı neydi hatırlamıyorum havalarında ısınmasıyla bizim gezintilerimiz haçlı seferleri tadında evden çocuk arabasıyla hep daha uzağa yapılan gezilere dönüştü..... ennihayetinde evden tunalıya kadar indik, D&R’da kitap bakıyoruz beraberce, ki ben benim korsan kitapçı abime gidip hepsini 5tl ye toplayabileyim....
.....

neyse Rüzgar’da genelde kendini bildi bileli arabasıyla sokaklarda gerek şeffaf yamurluğuyla gerek astronot paltosuyla cirit attığından, bu gezintileri pek sever, bebeklerin doğuştan gelen bir eylemi olduğunu zannederek pek bi hoşlaşırdı ...kendisi saatlerce arabasında oturur, herşeyi inceler, etraflara gülücükler saçar, kendisini sevmeye gelenlere oyunlar yapıp onları iyice dellendirir falan..... baktım Rüzgar biraz ıhh ıhha başladı şaşırdım, otur otur bacaklar uyuştu mu acaba diye kucağıma bi aldım ki kaka kokuları genzimi yaktı.....

naapsam naapsam diye etrafa bakınırken, full aparatlı takım çantamı neyseki yanıma aldığımı gördüm, yapmam gereken sadece uygun ortam bulmaktı .... 3. Kattan aşağıya asansörle inerken, yumuşak yumuşak kakalara oturan bebişkonun durumu beni iyice acele ettriyor, mızırtılar kulağımdan geçip kalbime işliyor, mantık devrelerimde sigortalar bir bir atıyordu..... .....asansörde o esnada bulunan görevliye gözlerimi kısarak.... “burada bebek alt değiştirme odası var mı” dedim şansa..... “wc var sadece” dedi.... wc dediği de, hafif yuvarlak yapısıyla bebeği hayatta yatıramayacağım mermer bir tazgah, pisimsi yerler, bissürü gelen geçenle dolu mikrop yuvası ....

çevirirsin şurdan bir taksi, dooru eve diye içimden geçirirken..... adam “ya nolcak üst katlarda koltuklar boş. Bizim de bebeğimiz var, orda açıverin iki dakkada” dedi Rüzgarın heralde sadece çiş yaptığını varsayarak.... o anda zaten bebeği kakalı bırakmaktan doğan telaşım ve de acil çözüm bulma çılgınlığımın doruklara tırmanmasıyla karışan kafam ve iyice arı vızıltısı korosu şeklini almış Rüzgarın sesleri eşliğinde resmen uyuşmuş bir şekilde (ron ron rooon) asansörden indim, tam kapıdan çıkıcam taksiye atlıcam, baktım karşıdan super minisiyle, kırıta kırıta Hich geliyor.....

vay ne zamandır görüşemiyoruzlar, nerelerdesin, nereye gidersinler, hadi oturalım bi kahveliyelime kadar vardı .... ancak benim ciddi bir kaka problemim var dedim .... önce Hich neden ona bağırsak şikayetlerimi açmam gerektiğini anlamayan bir ifadeyle bana baktı..... bu arada Hich bizim (taaa blogun ilk yıllarında anlattığım) yoga hocamız olur, yoga master diiim.... böyle beden enerjilerle falan ilgilendiğinden kaka problemimi ona açmamda bir sakınca görmemiş olsa gerek ki, kahve içme teklifinde bastırmaya devam etti.... neyse bebeği öperken sanırım aldığı kokudan atan beti benziyle, kaka problemimin bana ait olmadığ anlaşıldı....

Hichi görmenin getirdiği gaz ve kahve içme isteğimle gözümde beliren kahkaha ve dedikodu dolu tablo aynı zamanda acil “kakaya çözüm” fevriliğimle birleşince, “D&R’a gidelim şekerim, hem orda Rüzgarın altını da açarız koltuklarda, sonrada Gloriada kahvemizi yudumlarız” diyiverdim..... bu saçmalık karşısında Hich bir an duraklasa da, sonuçta anne uygun görmüş ne diyim mantığıyla, tuttuk asansörün yolunu....

bu arada iyice vızıldamaları artan bebekle uyuşan beynim arasında gidip gelirken ve 1 dakkikanın bana 1 saat gibi gelmeye başlamasıyla üst katlara çıkmak yerine asansörü 1.katta durdurdum.... 5 katlı kitapçının en kalabalık katında pencere kenarındaki deri kitap okuma koltuklarından birini gözümüze kestirdik.... öngörümüze gore minik bir kakayı temizleyip bebeği rahatlatınca bizde kahvemizi yudumlucaz hesapta ve şahane bir hayatımız olacak..... alezi yaydım bir güzel, yanında alt silme bezlerim, pişik kremimle beraber takım taklavat tamam.... bir yandan Hichle kakara kikiri eşliğinde yatırdım bebişi sakince, açtım altını ve pause.....




Rüzgarın şimdiye kadar yaptığı, yoğunluk ve şiddet bakımından, dolayısıyla da koku bakımından da en başarını kaka performansı bize doğu çarptı ve beni yine telaş titreşimleri sarmaya başladı....

Hich yüzünü başka tarafa çevirmiş ve nefesini tutmuş bir şekilde minik bacakları tutarken ben temziliyorum da temizliyorum tabikide bu kokudan etkilenmeyen tek kişi olaraktan.... kitapçının o katı neredeyse tamamen ve anında boşalmış, ben giysilere bulaşan ve taşan kakayı kontrol altına almaya uğraşıyorum ..... o esnada kafamda hafif toplu bir kadın belirdi.... mağaza müdürü olduğunu çok iyi bildiğim, genelde her aldığım üründe bir saçmalama olduğunda ve değiştirmek istediğimden normal elemanların olayı aktardıları ve benim artık tanışık gibi bişey olduğum, bu hafif dominant, daha çok yırtık kadın .... işte diyorum içimden, “revenge time”, çenesiyle beni bitirecek, bunca yıldır değiştirdiğim ürünlerle çizdiğim sorunlu tüketici tablosunu bana ödetecek,burnumdan fitil fitil sesleri işitilecek....

tam da aynen tahmin ettiğim gibi oluyor ve başlıyor “bu koku ne hanfendiiii, iğrenç bir koku mağzaya yayıldı, bu iş burda mı yapılır.....tuvalete gidilmez mi......cart mı curt mu, hijyenik mi hiç..... zırzır zır zırrr”..... ben de normalde bu kadınla vıdı vıdıya girmeye antremanlı olmamın yanısıra içinde bulunduğum durum itibariyle ringin savunmasız ve sersemlemiş köşesindeyim..... zira, elimde tuttuğum full kakalı aloe veralı mendiller, bütün emici taneciklerini haddincen fazlaca ve kapasitesini aşarcasına doldurmuş kakalı bez, keza alez, bacaklarını havaya dikmiş kadına ceee’ler yapan ve gülücükler saçan melek yavrum, şişmiş Hich, ve zavvallı bakışlarıya iki büklüm ben, o anda belimi dikleştirip, bütün coolluğumla


“bakın hanımefendi, tuvaletiniz çok pis, ayrıca ben bu kadar kaka olduğunu bilmiyordum, hemen açıp kapatacaktım...... bebek işte kaka yapmış ne var canım bunda, mağazanıza bi bebek odası yapamamış mı gerizekalı mimarınız, hem sizin kendi elemanınız aklıma soktu bu saçma fikri, ayrıcada hiç iğrenç kokmuyo teessüf ederim ederim, sensin iğrenç, yerim ben be o bokları yerim....” demek istesem de şöyle bir saçmalık çıktı ağzımdan “ama tuvaletteki tezgah mermer, bebek ya başını çarparsa ” .....pause,.....


kadın resmen error vererek, koku bombasının ve benim alakasız cevabımın da etkisiyle şeltoks yemişe dönen surat ifadesinide toparlıyamayarak daha fazla tartışmaya gir(e)medi,sabit hızla ve robotic tavırlarla yanımızdan topuklularının topuklarını kırarcasına uzaklaştı ....hahaha....

biz de oturduk kahvemizi yudumladık mı, hayır..... ben koşturarak taksiye yöneldim, bebişi acil yıkamam lazım beline kadar battı, kabasını aldım ama su ve sabun şart diyerekten ............ sokakta ayrılırken Hich ” neyse ben de kitap bakıcaktım D&R’ a geri döniim bari, tabi beni kapıdan alırlarsa” dedi ve mİni eteğiyle kıvırta kıvırta gitti .....

o gün bu gündür abuk sabuk yerlerde alt açmıyo muyum tabiki açıyorum, bebeğimin totosu daha önemli bi kere,........ havalandırırlar geçer alla alla ya adamın sinirini attırmasınlar :)

15 Eylül 2010 Çarşamba

bu geceeee.eee eee..eeee ...tarkan


Bu gece buraya gitseydim Adidasın FG 97.7 DJ’lerinin de katıldığı partiye gidip Rüzgarla Zanla dans ederdim.... ama mesela Ünlü ayakkabı tasarımcısı Guiseppe Zanotti ile tanışmaya hiç yanaşmazdım .... hatta Midnight Express’te Emel Kurhan‘ın DJ setini hiç dinlemezdim ... belki İstinyePark’daki Vogue standında Absolut votkayla yapılan ve içinde koruk üzümü ve damla sakızı olan özel kokteyli deneyebilirdim .... Burberry’de Ece Sükan‘ın danışmanlığında, şampanya içebilir miydim bilemiyorum .... Fashion’s Night Out tişörtlerimizi İstinyePark Machka’da Ayşe-Ece Ege’ye imzalatmazdım ama kesin kes..... neyse ben zaten Ankarada paşa paşa oturuyorum.... gidenler düşünsün daha bissürü saçma etkinlik var .....

13 Eylül 2010 Pazartesi

back to real life

memelekete geri dönüş yapılmıştır....cümleten hayırlı ola .....


nerden başlasam nası anlantıversem ...ooo bodrum bodrum .... bodruma kyiim size bişi olmasın .... bodrum sux.... tek kurtarılmış bölge yine gümüşlüktü, kalktık mis gibi evimizden, gittik gümüşlükte ev kiraladık sırf denize sıfır olalım diye .... denizzero olabildik mi.... belki.... bi teomanı bi nejat işlerli berrak tüzünkaçarı görebildik mi hayır .... eylül ya süper sakindi .... daha sonra gümüşlüğü özel bir gezi yazısı formatında yazacağım şimdi en önemli habere geçiiim .... bi döndüm eski kotlarına giriyorum ........... ohaaaaa.... bilenler bilir ben ki hamileleğim süresince resmen çikolata havuzlarında yüzmek suretiyle 27 kilo almış ve minik bir deniz anasına dönüşmüştüm .... (bak bak benzetmeye geeeeel) ....neyse hocam o kilolar azar azar gitmişti süt verirken ama ben bi hala kendime gelememiştim... mesela o kotlar dizden yukarı çıkmıyodu düşün .... neyse süt verme işi bitince rejim mi yapsam dedim, bilemedim .... acaba formula 7 falan mı takılsam dedim, çarpıntıdan çekindim... drug people olmiim bu yaşta dedim.... neyseki o eski iştahsız mıymıntı halimin geri dönmesi bana moral oldu ... o aşamada kurtarıcım Dukan abimizle tanıştım ... bi arkadaşı gördük bi deri bi kemik kalmış, 9 kilo vermiş.....pause .....

sordum dedim naaptın kızııııııııııııım, somaliye mi gittim dedim... dedi Dukan rejimi derim başka da bişicikler demem .... gittim kitabını aldım, ( D&R da best seller olmuş).... ve sonuç mu ben de, benim yemelerim yüzünde bissürü kilo almış Zan'da caaart diye 5-6 kiloyu veriverdik .... şiddetle tavsiye ....

+1


başlamışken kısaca da anlatiim baree.... bu aslında protein dieti.... ortaya çıkışı komedi .... amadım biri doktora gidiyor..... fıkra gibi, diyoki beni naap neet zayıflat kardeşim diyooooooooooooo .... ama diyo benden eti kesme, etsiz yapamam.... doktorda diyoki git o zaman sadece et ye alaa alla senle mi uğraşıcam diyip başından savıyo ... bu da gidiyo sadece ete yumuluyo, 1 hafta sonra geliyo ki 5 kilo vermiş manyak .... doktor işkilleniyo protein recimi başlıyo .... böyle saçma bişey hayatımda duymadım ama işte süper işe yarıyo.... ilk 3 gün sadece et, tavuk, yumurta, süt, yoğurt gibi protein çatlayana kadar yemece .... sonra sebzeler de işin içine giriyo, iyice şenleniyo ...kitapta tariflerde varda, biraz yalan .....yok yengeç dolması falan ....nerden buliim yengeci serseri Dukan ....whatever ...





sonra bu kiloları itinayla verdikten sonra koruma bölümü başlıyo ... kaç kilo verdiysen çarpı 10 gün koruman var mı sana.... ben 5 kilo verdim 50 gün koruma, haşırt .... bu korumada daha bi normale dönüş gibi seyrediyo ...işte 2 dilim kepek ekmeği, bi porsiyon meyve falan da giriyo menüye .... devamını okuyun ayol artık... ben eski kotlarımla yeni bir gardroba kavuşmanın sevinciyle sahalara dönüyorum....

+1

tebrik etmek istediğim başka bir şahsiyette "Suzanne Collins".... bu hanım açlık oyunlarını yazan ve de biraz duyusal ve de çatlak olduğunu tahmin ettiğim biri gibime geliyo.... neyse kitap bomba .... birinciyi bir solukta okuma klişesini gerçekleştirdim.....ikinci kitap bayıyo gibi olsada sonlarda toparladı .... üçüncüyü almaya benim kitapçı abiye gittim yoktu .... "sakın alma, 25 milyon verme, gelicek 3-5 güne" dedi.... sağolsun artık iyice içli dışlı olduk zaten kendisiyle, "şunuda al oku, seversin, tam senlik" diye tavsiyelerde bile bulunur oldu...



+1

iki kitap birden okuma alışklanlığıma geri dönünce bir de "mutluluk projesi" ne başladım... ama yani nası beklediğim gibi salak çıktı anlatamam ... bi tane kadın var mutluluğun peşinde, deneysel takılıyo ama nası bi boşa çırpınış.... mutluluk arıyo ya ben de ne biliim tibete falan kopup gidecek zannediyorum, bu gidiyo evini topluyo .... atılcakları atıyo falan ... ayyyy delir ...bu kadar yüzeyselini de ilk görüyorum, ama çok da eğleniyorum okurken....


.....

mutluluk demişken benim bir arkadaşım dünyayı geziyor ve mutluluğu o kadar garip bişeyde buluyoki, ben bile kalakaldım.... kendini asmaya başlamış, New York'ta ....pause ki ne pause.... uzun zamandır konuşmuyorduk başka bir Amerikada yaşayan arkadaşımla karşılaştım, o haber verdi.... dondum....çünkü çok iyi tanıdığım, özel biridir..... mail attım hemen, adresini aldım arkadaşımdan .... meditational yönlerini anlattı biraz deneyimin.... çok tuhaf oldum, hala etkisinden kurtulamadım... işte yazacak bişey bulamadığın an sanırım mutluluk ....




+1

Tolga demiş.... her koyun kendi ____ asılır?