26 Haziran 2009 Cuma

michael jackson





Dün şantiye sonrası anneme gittim, dinlenip beslenip, duş almaya... malum banyomuz tam olmadı daha...... neyseki kapıları takıldı ve biz Romalılar gibi açık açığına abdest almaktan bir nebzede olsa kurtulduk... işin garibi yavaş yavaş alışmaya da başlamıştık, sadece eve gelen misafirler tuvalete girince "kimse gelmesiiiin, tuvaletteyim" diye bağırmak zorunda kalıyorlardı.... kapılar geldi ama evin diğer yapılan ahşapları daha boyamadaymış, offff pofffff...... neyse anneme gittim uyukluyorum tatlı tatlı .... annem: "Michael öldü yaaa ... Allah rahmet eylesin, bak adam zenci geldi beyaz gitti dünyadan ... öyle kendinle çok oynamıycan" diye içeri girdi .... töbe töbe güliim mi üzülim mi şaşrıdım, ölenin arkasından geyik yapıcaktım da sustum .... ben de diyorum sabahtan beri niye radyolar habire michael jackson çalıyo diyodum .... no comment
+1
dün doğum günüm vesilesiyle House Cafeye gittik ... inanılmaz iyi bir müzik vardı, sanırım dj (Görkemin demsine göre)İstanbuldanmış .... yanlız işin ilginci mekan yarı yarıya doluydu.... İstanbul'da böyle bir mekan, chill müzik, bahçe üçlüsü olacak millet elinde içkisi tıklım tıklım doluşur, Ankara'yı anlayamıyorum .... neyse bana böyle boşumsu hali de iyi geldi, nede olsa göbeğime çarpılma olasılığı azalıyor .... yemeklere gelince "eh" denilebilir, içkiler (ben içmedim ama içenlerin demesine göre) biraz alkolsüz olsa da, müzik baabında Ankara'da gidilecek tek yer benim için ....
+1
nası İstanbul'a gidesim var ... şiştim ya resmen (her anlamda hem kilo hem işler güçler) .... dün bir kadeh kırmızı şarap içme denemem oldu, içmez olaydım, nası miğdem yandı .... bu hamilelik döneminin bu aylarında yeni bir icat çıktı, miğden yanıyo ... halk arasında, hatta annemde söyledi bebeğin saçlı olacağına işaretmiş ama bilinenin aksine hiç de alakası yokmuş .... aşağıdan bastıran iç organlar yüzünden miğde asit salgılıyomuş falan falan .... İstanbul derken miğde demnin ne alakası var o işte muamma ????? .....

24 Haziran 2009 Çarşamba

neler neler değişti, benim sabitim sanırım şantiye














Geçen sene özene bezene aldığın nah bu kadarlık topuklu ayakkabılar noooolduuu, ha nooldu deniz sorarım sana??? ..... dümdüz parmak arası terliklere talimsin, işte kaderin cilvesi burda hunt etti seni (bu hunt etti, odtü den kalma ingilizce turkçe aynı anda konuşma manyaklığından miras kalmıştır affola jou jou)..... hayır annemin ve Zan'ın güvenlik çemberinden geçtik diyelim, onların evhamlı bakışları arasında topukluları giydik diyelim, bu şiş ayaklara sığar mı o minnacık biblo ayakkabılar?..... neyse uzun arayışlar sonucu hem rahat, hem terletmeyen, hem şiş ayaklara karşı hassas, hem de terlik havasında değil de şık bir parmak arası görünümünde (toplantılara terlikle gelmiş kadına bak dedirtmemek için) çeşitli sandaletler bulabildim .... Stradivarius bu konuda atak yapmış, kendini parmak arası işine vermiş, kutlarım .....





+1





bu aralar can dostum en samimi arkadaşım Nesquik .... çünkü öldür allah sade süt içemiyorum ve de bu kalsiyum kaynağını es geçiyorum .... şimdi oturdum Nesquikli dondurmalı çikolata soslu buz gibi içecekler icat etmeye başladım, aynı zamanda kalori bombası ama napiim artık .... süt içmeye katkı payı....






+1



T Cetvelini ne çabuk unuttuk biz.... çatır çatır sesini, gönye ile uyumunu, kolların uyuşuşunu .... biraz ayıp ettik.....




+1




Değişmeyen yegane şey ise Şantiye günleri sanırım....bizim şantiye koptu gidiyo, bir yandan da diğer şantiye olan hayvanat bahçesi devam ediyo....ben de şantiyede cirit atarken, tüm usta takımı ve etraftakiler endişeli bir tavır sergiliyo .... herkes diken üstünde, her an bişey olcak sanıyolar sanırım ....


+1


ev ve bahçe dergisi bu ay yaz çiçekleri eki vermiş .... iç açıcı...... artık ofis bahçe katında olduğuna göre bir takım bahçivan atraksyonları yapılası....

+1

gecen sene bu zamanlarda bloga neler yazmışım diye baktım, sanki 4 yıl geçmiş gibime geldi ...daha terastan taşınmamışız bile....ay bi tuhaf oldum, zaman algısı kaydı sanki.....


22 Haziran 2009 Pazartesi

El Nido

offff sabahtan beri bu blogu okuyorum canım nasıl çekti adalara gitmeyi, denizi, güneşi, macerayı...... oturdum filipinler hakkında netten ayrıntılı araştırma yapmalara kalkıştım.... buralara kesin gitmek şart oldu.....

http://dontcheckit.blogspot.com/

21 Haziran 2009 Pazar

aşk

isimli kitabını okuyorum Elif Şafak'ın..... bu kadar ön yargılı ve negatif yaklaşınca bir kitaba ve bu kadar nefis çıkınca, her satırda utanmaya başladım.... bu bir itiraftır kendime ve dostlara..... (kitabın dili gibi bir lakırdı ettim... hahaha... kendi kendime çok eğlendim saçma sapan)... evet kitabın dili son derece acaip ... daha önce de tekrar tekrar dile getirmişimdir ben de kitap okurken dil (anlatım şekli demek daha doğru olur belki) fobisi var ve katlanabildiğim tek yazar Usta Samuel Beckett...... en son "puslu kıtalar atlası'nda", (ki bu da yaklaşık 7 sene evveline tekamul eder) aşina olduğum bir dile neyseki annemle babamın takribi 70 yaşında olmasından kelli alışık olmam ve hatta ve hatta hoşuma bile gitmesi kendime şaşmama neden oldu.... gel gelelim kitaba, örgü şahane, konu zaten nefaset (Şems ile Mevlana'nın Dostluğu), her zaman ilgi duyduğum ama cesaret edip de araştıramadığım ve cahil kaldığım (eften püften bilgi kırıntıları ile cahillik sıfatından kurtulmam gibi bir çabam olması bu tür konularda söz konusu olmaz, ayıp olur.....) sufizm bu kadar yalın anlatılabilir..... yazarın genç yaşında girdiği bu tehlikeli sular ve hakkını vermesi bilemiyorum beni etkiledi.... hem de konularda yüzeysel gibi giderek derinleşme kısmını okuyucuya bırakması ve çok yorum yapmaması okuyucuya olan saygısından mıdır bilinmez, benim en çok hoşuma giden tarafı oldu..... bir bakıma yorumu (ya da yorumsuzluğuyla) ile hiç bir kesime hitap etmemiş ve kitabın köklerine inip, Mevlana gibi her cins insana "gel" demiş gibime geldi benim .... 4o kural düşündürücü.... yanlız araştırmalarıma göre bunu yazar kendisi düş gücüne göre yazmış, ne derece referan olabilir kısmı, tartışılır ....


Bila noksan, eksiksiz bir hayattır sürdüğün.


Ya da öyle sanırsın.


Alışkanlıklara ayak uydurur, tekrarlara kapılırsın.


Şimdiye değin nasıl yaşadıysan, gene öyle yaşayacaksın sanırsın.


Sonra beklenmedik bir anda biri çıkar gelir.


Etrafındaki kimseye benzemez.


Kendini bu yeni insanın aynasında görmeye başlarsın.


Var olanı değil, sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır o.


Ve sen bunca zaman aslında hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığını, bilmediğin bir şeye hasret çektiğini anlarsın.


Şamar gibi iner hakikat suratına. Sana içindeki boşluğu gösteren bu kişi bir pir, üstad, arkadaş, yoldaş, eş ya da bazen bir çocuk olabilir.


Önemli olan seni tamamlayacak ruhu bulmandır.







19 Haziran 2009 Cuma

karambol her haziran




Aynı anda hem ofisi hem de evi taşıyınca madara oluyo insan...... yeni ofis bahçe katında, mutluyuz huzurluyuz , bahçemize kavuştuk :) ..... İstanbul'dan Akın geldi bize yemek yaptı..... hatta bi waffle yaptı tost makinesinde resmen aşerme kriterlerimi değiştirdi attı..... pancake kıvamında bir karışımı (ki onu bizde yapıyoruz ama Akın bir tarife uymadan kıvamına göre ekledi malzemeleri şaşırdık), tost makinesinde bi güzel kabarttı (ki onu biz hiç akıl edememiştik, bravo), içine muz çilek sıvı çikolata koydu, ohhhhh 3000 kalori in da house...... ye iç kudur ..... thnx Akın the big chef. ....




Akın aslında bi arkadaşın nikahına gelmişti ki ben nerdeyse o nikah esnasında halk tarafından linç ediliyodum, haberim yoktu..... Şöyleki, Keçiören gibi fantastik bir mahallede yapılan nikaha bildiğin askılı bir hamile elbisesiyle katıldım ve ninjalar tarafından "AAAAAA kıza bak aaaa!!" diye bağıra bağıra tacize uğradım...herkes resmen parmakla beni gösterdi, biz de şaştık şaşa kaldık... gayri ihtiyari bizde bana baktık, acaba açıkta bişey mi var, bi yer mi gözüküyo gibilerinden, yooooo ..... işin ilginci benim de duyabileceğim şekilde ve açık açık söylendiler.....pause.....neyse giydiğim de şöyle bişeydi alt tarafı.....















Keçiören demişken ne kopuk bir yerdir burası, teleferiği olsun ,yabani insanları olsun, şelalesi ve kale benzeri saçma sapan binaları olsun, kopmuş gidiyo walla..... işte bu josephine koltuk, bu sanat eseri tablo ve içeriği ve yandaki pirizle post mekan anlayışımıza derinlik katan Keçiöreni özetlemek doğru olur...... son olarak Keçiören sux.....


+1


Hamile cemattine ve kahvaltı sevenlere duyrulur.... Ankara House Cafe'de pazar sabahları bi brunch var akıllara zarar..... taaaaa 3 e kadar sürüyo, kuş sütü eksik.....






+1

ya amaaaan bi güzel kitap bulamıyorum bu aralar...arkadaşım "Aşk" isimli son listelerin populer kitabını hediye etti bakalım oralardan bir medet ummaca..... şu "Tanrılar Okulu'nu" merak ediyorum.... okuyan var mı ?????

+1

bi de iyi film yok sanki bu aralar.... sanki vaktim var da gidebilecekmişim gibi söyleniyorum da, ne biliyim en son bi gaz "Star Treck'e" gittik, resmen hayalkırıklıkları içerisinde eve döndük......"Angels and Demons'a" koşturduk, galasına bilet aldık heycanla..... ama yani o şahane kitaptan sonra oldu mu şimdi diyeee diyeee izledik....ö öö .... yanlız derim derim onu derim Alla aşkına "deaf dj'i" bi izleyin... neyseki sağlığımız yerinde gibi duygusal ve anne cümleleri ettim izlerken ....

10 Haziran 2009 Çarşamba

deaf dj



















İşte film budur ..... hiç yorumsuz...... impressed