05 Şubat 2010 Cuma

bu akşam saat 9

Lost manyaklığı başlasın ..... hancıııı şarap getir !!!!!!.....

not:pazarları da "star wars" serisi ziyafeti devam etmekte ...... bu hafta episode III.....

04 Şubat 2010 Perşembe

saçlar döküldü.....yeniler sarı sarı :)




29 Ocak 2010 Cuma

ARTIK KENDİ BAŞIMIZA TUTABİLİYORUZ

SÜTÜMÜZÜ İÇEBİLİYORUZ:)


AYIMIZLA OYNAYABİLİYORUZ :)

14 Ocak 2010 Perşembe

ilk arkadaşla buluşma ...oyuuun oyun







12 Ocak 2010 Salı

çok düşünceliyiz (uykular gelmekte)




03 Ocak 2010 Pazar



Tabikide yılbaşında bizde toplanıldı ... benim kara kaşıma kara gözüme gelmedi insanlar, bebek aşkına koşa koşa yolunu tuttular bizim evin .... annaneye yılbaşı beresi ördürdük, taktık bebeğe güldük eğlendik ... hatta pamuktan sakal da yapmıştım ama onu takamadık .... sıkıldı .... bazen annem kızıyo bana, sen kendine eğlencelik mi doğurdun diye .... evet .....

ayrıca dünyanın en küçük gömlekleri ve de kot pantolanları Zara'da satılmakta ....




+1


çoluğa çocuğa kavuştuk diye partilerden uzak kalıcak değiliz herlade.... aslaaaaaa.....



bebek uyuyunca, doooğru Hich'in chillout partisine (saat gece 2 de başlaması süper oldu) .... uzun zamandır gece çıkamayan ben için ilaç gibiydi ....bissürü arkadaşımı gördüm, iki geyik, üç yüz beş yüz müzik, bi bardak şarap, kalabalık, dejarj ..... yoga hocamız ne dedi "boşlatıcaksın ki dolsun" .... resmen boşalttım, 9 ay 10 günü, ardından gelen kırkı dolsun lafını ve de tüm zamanların baby sitterlık çalışmalarını ...... ohhhhhhhh ....

yanlız sabah 6 gibi biz ev partisini terk ederken (tüm ev partilerinde olduğu gibi) yavaştan iş çığrından çıkmaya başlamıştı .... Hich nevrotik bir şekilde dağılan ve dağıtılan evine acıklı bakışlar atmakla kalmayıp, bi kişiyi evden kovuyodu gayet :) .... içeride sigara içme gafletinde bulunan bu kimsenin sigara paketini kapıyı açıp apartmana attıp aynı anda, tiplemeye "go go go" diye bağırırken, bacağını da sinirli bir şekilde yere vurmaktaydı ...... :) ... film sahnesi gibiydi, özellikle mini eteği, turuncu saçları ve de pembe çorap altına giydiği topuklularıyla ..... partiden aklımda kalan bir diğer görüntüde (Hich de anlatmış) .... iki lezbiyenin saçma sapan yaptığı danslar ve onu izleyen diğer cinsen temsilcilerin gözleri belermiş bakışları .... izleyen oğlanların biri dayanamayıp "gidin başka yerde yapın" diye bağırdı .... o sırada bana yakın olan diğer arkadaşı onu dürtmekteydi "yok ya burda iyiler" hahahaha çok güldüm, neyse ..... en sonunda zaten pankreasçılar gibi orta sehpaya düştüler ve canııım meyveliği kırdılar .... orda işte Hich yine bi çıldırma arifesindeydi ....

+1

Görkiye gelince süper çaldı ..... evin mutfağında bana zorla shut yaptırmaya çalışan bi tipler vardı ... ben içki içemem dedikçe nası ısrar .... pek inandırıcı gelmedi onlara sanırım benim bebeğimin olduğu ... espiri sanıp, hiç ciddiye almayarak, zorla doldurup ikramı kaotik bir şekilde ağzıma zorla yönelmeye kadar götürdüler .... ellerinden zor kurtuldum ... şarabı bile içerken ne kadar vicdan azabı duydum bebişe alkol gider diye .... neyse parti ertesi Hichi aradım, moraller çok bozuk geliyodu sesleri .... "hayata pozitif bakmaya çalışıyoruz" dedi .....hahahaha..... thnx 4 the party .... geçen seneyi, Amsterdamı aratmadın Esoş, sen bitanesin ....

28 Aralık 2009 Pazartesi

mothercare de deli indirim var













Baby fashion'un nabzını tutan marka mothtercare normalde her ayın 15 inde indirim yapıyo ... ama ne hikmetse bu ara sürekli indirime girmiş .... yılbaşı hediyesi herlade bir nevi .... neyse haber vermek istedim burdan .... yanlız mağazaya girmeden önce nefes meditasyonu falan yapınız çok süper şeyler var insanın gözü dönüyo .... oysaki (klasik uyarı olucak) bebekler hemen büyüyo ve de boşa o kadar alışveriş manyaklığı oluyo ....


bu da bizim en sevdiğimiz çizgili paçalı Fransız plaj kıyafetimiz ...


+1


düşündüm de 2**9 çok mucizevi bir seneydi .... hala gelişmelere inanamıyorum, izleyici olarak koltuğuma yapışmış durumdayım .... 2009 un en iyi yanlarından biri de bebek vesilesiyle sigarayı ailecek hayatımızdan çıkartmamız oldu .... geçenlerde sinemaya gidemiyoruz diye Zan vizyonda ne kadar film varsa hepsinin dvd sini toplayıp gelmiş sağolsun .... neyse ben de gündüzleri filme sardırdım ve de Coco Chanel'in hayatını izliim dedim .... film başladı kadının elinde sigara bitti elinde sigara, fosur fosur .... orda hatırladım, sigara diye bişey vardı ya hakkaten ... yüzümde bi gülümseme belirdi ... kazanılan savaşın zafer anıydı benim için ... gerçi ben bi 2 sene bırakıp tekrar başlama salaklığına düşmüştüm ... bi daha o hatayı tekrarlamam artık .... filme gelince bayıktı ....ben de böyle bi moda, bi "evel wear prada" tadında film izlicem diye heveslenmiştim ... kadıncaazın bütün özel hayatını, sırlarını, ezikliğini öğrendik gereksizce .... gereksizdi yani ...tam kelime bu ....



(bak afişte bile elde cigara ...çık çık çık, pis pis kokucan)



+1

diğer felaket filmi 2012 de içler acısıydı ...(felaket filmi felaketti diye iğrenç bi kelime oyunu espirisi yapmak istiyorum hatta).... basmışlar efekti filme, bi felaket, bi feryat figan ... ben de zannediyorum kurguda bi mayalarla, ne biliim bi siriuslularla, foton kuşağıyla falan bi alaka kurucak sanıyorum ... birden felaket oldu ... neden oldu noldu, nedir ne değildir hiiiç .... otur sıfır ....

+1


bir de eskilere dem vuralım demiş Zan, "Vanilla Sky" ı almış ... ben sinemada izlediğimi ve de sinirlerimin bozulduğunu hatırlıyorum, başkada bişey hatılamıyorum filme dair .... izledik, hiç sinirlerim bozulmadı hatta çok güldüm .... neye asabım bozulmuş acaba merak da ettim ... ama iyi film bence (Tom Cruise'a rağmen) ... yani işteee ....



(üşenmedim bütün filmelerin afişlerini buldum netten ....2*12 ye gerek bile duymuyorum)



+1







outcast'in "hey ya" diye bi parçası vardı ... o derece içim çoşuyo, ordaki adamın dansı gibi içim kıpraşıyo denilebilir ....

24 Aralık 2009 Perşembe

gün olur devran döner dizisi ve babay tv karışımı


2.5 aylık bebek baby tv izler miymiş? şaşkınız :) .....


+1


Behlül benim blogu okudu sanırım, saçlar gitmiş, iyide olmuş .... ama Bihtoşun çok üsütüne gitmiyo mu bu aralar .... tamam Bihtoşda hak etti, Adnanı harcadı ... ama yani hem Behlül git ayart kızı, hem de salla kenara şimdi .... hırs küpü oldu yazık Bihter .... yanlız saç muhabbeti komediydi .... Kıvanç Tatlıtuğun saçını kestiresi gelmiş, yönetmende "dur ya ben bunu bi kılıfına uyduriim" demiş .... napsak napsak derken .... aklına bu dahiyane! sahne gelmiş heralde .... Bihter saçma sapan bi laf ediyo "saçını bile Nihalden daha çok seviyosun" türü bi teori sunuyo ... ne alakysa .... o da saçına kıyıyo ... vah vaaah .... ne dokunaklı .... büyük olay oluyo falan .... neyse yine çok güldük eğlendik ....sağolasın Aşkı Menuni .... en son lafı Zan etti "bu ama gün olur devram döner dizisi" .....


23 Aralık 2009 Çarşamba

sabahları


Bebek uyuduğunda Zan evdeyse erkenden Botanik Parka gidiyorum .... hamileykende hep giderdim ... alışkanlık olmuş yürürken içimden "iyice nefes al Deniz, bebeğe bol bol oksijen gitsin" diyorum hep .... sonra hatırlıyorum, o yok ki, dışarı çıktı ... bi tuhaf oluyorum .... yüzerken de sürekli konuşurdum ... geçenlerde havuza gittim, nası bi garip oldum, yanlız gibi .... Onu özledim .... hemen eve koştum....


hamileyken çok yüzdüğümden sanırım, bebek de suya bayılıyo .... banyolarda mest oluyo ....


Geçenlerde yogadayım, tuzdan bahsedildi bol bol .... tuzun dengeleyici gücünden .... yaptığımız her banyoda derimiz 1 lt su emermiş .... demek ben sürekli denizde geçirdiğim hamileleğim sayesinde bol bol tuz emdim ... hem de en faydalısı deniz tuzuymuş .... bissürü anlattılar..... ayrıntıya girmiyeceğim ama etkilendim teoriden ....


Easy metoduna gelince, hiç de öyle easy değil bu arada .... ama günümü süper planlıyabiliyorum artık .... gecenlerde süt verdim sıpaya, sonra Zana emanet ettim .... 1.5 saat oyun üstüne 1.5 uyumuşlar.... sonra süt sağıp bırakmıştım .... uyanınca Zan süt vermiş üstüne yine 1.5 saat oynamışlar.... uyurlarken ben eve döndüm ... saatlerce freeydim yani ....süper bi metod şiddetle tavsiye ....

16 Aralık 2009 Çarşamba

oyun oyun




uyku eğitimi




Artık kocaman 2 buçuk aylık bebek olduğumuz için uyku eğitimine geçmiş bulunuyoruz efendim .... zaten 40ından sonra ben bağımsızlaşması için yatağında uyutmaya başlamıştım miniği ... ama o memede uyumak istiyordu .... neyseki Zan burada devreye girdi ve gördüğüm en acaip uyutma tekniğiyle onu memeden bağımsızlaştırdı ... teknik şöyle, beraber yatağa yatıyorlar ve Zan bebeğin gözlerine bakmaya başlıyo .... hahahha... çok acaip biliyorum ama Alaz da hipnotize olmuş gibi ona bakıyo.... sonra bir kafa masajıyla (gözlerin tam ortası 3. gözün olduğu yer)mayışmaya başlıyo ... o günkü keyfine göre bi de Zan bi ninni gibi garip bişey tutturuyo .... izlemesi çok nefis oluyo.... nası oluyosa bebek tık gidiyo uykulara.... bazen ben de yatıyorum yanlarına ... kaç kere benide uyuttu, napıyosa anlamadım .... sonra bebeği yatağına yatırıyoruz, ohhhhh....

bu tekniği kendi yatağında yapmaya başladık .... gündüzleride kendi kendine uytma çalışmaları tam gaz ve çabalarımla sürmekte ....


bir arkadaşımda "Tracy Hogg'un easy tekniğini" önerdi .... bu aylarda geç kalma, yoksa 1 sene geceleri çok kalkarsın dedi... sağolsun hemen tekniğe başladım ve gece çok az kalkmaya başladık .... bir öğünü emzikle geçiştirme taktiği var mesela .... şimdi uzun uzun anlatamıcam ama bu hanımın blogunda ayrıntılı bilgiler var ....




bir de yatağına her yatırdığımda dönencenin aynı müziğini açıyorumi şartlı koşullanma oldu, hemen gözler gidiyo :) ... o dönencenin tavana yansıttığı şekilleri pek algılamasada ben bakınca hemen uykuya dalıyorum .....


bir de "şşşşt pat pat" tekniği varmış ... bu da bazen çok işe yarıyor .... eğer bebek ağlarsa (neyseki bizimki ağlamıyo) piş piş diyip, sırtına pıt pıt vurunca uykuya dalıyo .... bebekler aynı anda 3 şeye dikkatini veremezmiş .... hep pişşt sesi hem sırtı uyarma (o sırt işini biz iki gözün ortaında uyguluyoruz) hem de ağlama olamıyacağından uykuya teslim olurmuş ..... bir de yatağa bırakıp ağlasada kucağa almama, 5-1o dakkada bir yanında gitme metodu var, ama bana pek uymaz .... işte böyle bir takım haller .... hedefim gecede 1 kere kalkmak .... şimdilik çok yaklaştım .... başka sistem bilen varsa yazsın lütfen ....

15 Aralık 2009 Salı

yılbaşı tripleri





Bu aralar fena halde Amsterdama aşeriyorum .... geçen sene bu zamanlar ordaydık ve de manyak porn tiyatrosu, kanalları, laleleri, kafeleri, parkları, evleri ve de deli gibi süslenmiş sokaklarıyla unutalmazdı .... yılın belli bir zamanı bir yere gitmeyi hep sevmişimdir böylece bir daha yılın o zamanı gelince hep öteki o zaman hatırlanıyo ... işte ben de her yılbaşı Amsterdamı hatırlıcam demekki .... bi de benim liseden beri hayalimdi ... hayalimi gerçekleştiren Zana anti parantez teşekkürü bir borç bilirim ....




ben de bi heves, yılbaşı olayına giriim diye Tunalıya indim .... eeee ne süs var etrafta ne ışık .... hatta çam süsleyelim bebişin hoşuna gider dedik Zanla ... dükkanlara süs bile daha gelmemişti .... şaşırdık .... sanırım gavur adeti diye benim salak ülken bu tür kutlamalara tepkili .... halbukli yeni gelen bişey kutluyosun işte ne güzel ... ne var bunda ....ben de eskiden böyle artificial kutlamalara karşıydım gerçi, kıl zamnalarımdı onlar benim ... birine doom günü olduğu için hediye almayı zoraki bulurdum mesela ... ben içimden gelince alırım diye düşünürdüm ... ama işte yaş kemale erince midir nedir, her bahanede kutlama yapıyoruz Zanla ....






+1


neyse Mudo da güzel süsler buldum en sonunda .... yeşil değil de beyaz ağaç seçmiş Zan, daha süper oldu..... süsler belirdi üzerinde ..... klişe olcak ama 2010 dan sağlık diliyorum ....

13 Aralık 2009 Pazar

hapşuuuuuuuuuuu






+1




oyuncak önerileri: ben hamileyken annemler sesli çıngıraklar falan hediye almışlardı .... biz de Zanla pek anlam verememiştik bu oyuncaklara ... ne ki şimdi bu, bununla nasıl oynayacak ki demiştik .... ama şimdi, yani 2 aylıkken görüyoruz ki acaip hoşuna gidiyor bebişin ..... çıngıraklar ortama çıkınca bi tezahurat, agulamalar, gülücükler, noooooluyosa ..... şiddetle tavsiye ....



+1



yatağın üstüne asılan ve de dönen aynı zamanda da müzik çalan bir zamazingo var .... ona da biz Zan'la pek anlam verememiştik .... müzikler bi de ağar ağar pskopat gibi çalıyo ya, pek ısınamamıştık .... ama fark ettik ki, müziği çok seviyo minik adam ... hemen Zan koştu gitti almaya .... nasıl bir bayılmak, saatlerce izlemek, hatta izlerken kendi kendine uyuyup gitmek .... tavsiye edilesi bir aparat ....


+1

ayaklara takılan ve ses çıkaran patikler .... çok hoşuna gidiyo .... bize de izlerken eğlence çıkıyo ....



+1


kanguru: pek oyuncak sayılmaz ama çok işe yarıyan bir aygıt .... evde özellikle bebeği kucakta taşırken ve bir sürü iş yapmak gerekirken, tek elle bebeği taşımak tehlikeli olabiliyor.... oturunca kanguruya önümde, hem ben 2 elimi kullanabiliyorum, hem de Alaz yanlız başına bi kenarda yatmamış oluyo, benimle geziniyo .... önceden de karnımdaydı, şimdi dışarı çıktı yine karnımda her yere beraber gidiyoruz ... :)

not: bebek partisinde hediye eden Özlem, Ekin, Tuba, Barlas ve Yeşime çok teşekkürler

+1






ana kucağı : sadece arabada ve bi yerden bir yere taşımada değil, evdede çok işe yarıyor... mesela mutfakta bi takım işlerim var, ana kucağına oturtup Alazla muhabbet ede ede, müziğimizide açıp takılıyoruz .... emniyetide olması iç rahatlatıcı .... önceleri çok minikken biraz oturmada zorluk çekiyodu, içine bir destek koymak gerekebilir ..... hafif sallandığı için yine içinde uykuya dalması olası .... süper bi device .... birilerinin oturup bunları düşünüp tasarlamış olması harika ....

+1


emzik : yine oyuncak olmayan bu minik icat hayat kurtarıcılar sınıfına giriyor ... özellikle ilk günlerde sürekli memede olamak isteyen bebekten artık tahriş olmuş ve şişip sizi Banu Alkan görünümüne solakan gögüslerinizi korumak için birebir ... çünkü bebek aç olmasa bile emme iç güdüsünü tatmin için (malum oral dönem) sürekli süt istermiş gibi yapıyor ... bizim Alaz emziği önceleri hiç istemedi, sürekli parmağına yöneldi ama, parmağı bıraktırmak sonradan çok zor oluyo diye, emzikde biraz ısrar ettik ... şimdilerde alıştı ... emziği ağzında, kendini güvende hissettiğinden bizim içinde sakinleştirici oluyo ..... uyurken mesela uykusu biraz aralansa emziği verince hemen uyumaya devam ediyor ... bu da uykusu kalitesi için çok önemli oluyo haliyle ....



not: emziklerden Nuk'un silikonları çok harika .... tam anne anatomisini taklit etmişler .... diğerlerini küçük diliyle itiyo, Nuk'u kaptırıyo, cak cak cak :)....

12 Aralık 2009 Cumartesi

neler neler olmakta



eeeee anne olduk neler değişti .... aslında hiçbişey değişmedi ama bir yandan da hiçbirşey eskisi gibi değil ..... bir şey değişmedi diyorum çünkü herkes çok abartmıştı "eski düzeniniz kalmıcak, hayatınız alt üst olcak, dışarı çıkamıcaksınız .... bla bla" .... walla gayet bebeği de alıp her yere kedi enciği gibi taşıyoruz .... bu soğukta hem de .... alıştırmak lazım ...Amsterdamdakiler alıştırmış, biz kat kat giyinip o soğukta zaatturcemp geçirirken, bisikletin önünde küçücük bebekler farıl farıl dolaşmaktaydı mesela ....



evet aynı zamanda da herşeye bakış açım değişti .... bütün sistem yeniden yapılandı, eridi, tekrar belirdi .... aynada gördüklerim ben değil miydi?


ana başlıklar altında review:

decaf: orta sondan beri obsesyon bir şekilde bağımlısı olduğum ve her sabah kalkar kalkmaz ilk yaptığım iş olan kahve koymak tahtını kafeinsiz kahveye bırakarak ve bazende rezene çayına terk ederek sürmekte .... bu arada kafeinsiz kahve de gayet süper, bunca yol boşa bünyeye kafein bombardımanı ... yazık ....


rezena çayına gelince biraz tadı saçma olmakla birlikte, eh işte içiyoruz sabah akşam öğlen öğledensonra gece .... zira kendisi süt yapmakta ve de zayıflatmakta .... en öenmlisi de bebeğin gazını almakta .... incelediğim bütün bebek gaz şuruplarının içeriğinde rezene vardı.... ben de dedim bissürü rezene içersem deli gibi, sütten bebeğe de geçer dedim, bebeğin gazını alır dedim ve de sanırım işe yaradı gaz maz nanay bizde (maşallah diyin etrafımdan duyduğum kadarıyla herkesin başı gazla dertte) ....



beden: işte en sinir bozucusu .... geçen bi alışverişe çıkiim dedim ... alışmışım herşeyin smallına bakmaya, aldım girdim kabine tabi herşey korse gibi, zıpçık gibi .... yürü doğruuuu büyük beden almaya ... neyse bayaaa bi ilerleme kaydetsem de kilo meselesinde eskisi gibi değil sonuçta.... bi de azıcık göbeğim var hala .... bana azıcık geliyo o doğumdan önceki kocaaaa göbeğimden sonra .... yalnız hala büyük olsa gerek ki gecenlerde kuafördeyim, yandaki kadın "aaaa saç kestiriyosunuz ama hamileyken kestirtmeyin" dedi .... pause ....



yok dedim hamile değilim, bozularaktan ..... "ha ben sizi hamile sandım, sezeryan heralde" cevap beklemeden devam etti, " normal doğumu yapacaksın, sonra da karnını bezle sıkıca saracaksın, ohhhh, miss" .... deli mi ne bakışı fırlattım aynadan, sanki ben sezeryan meraklısıyım, ölüyorum sezeryan diye, öyle icap etti heralde .... bazılarının dilini o kuafördeki maşayla bukle bukle sarıcan, öyleee lüle lüle konuşucak içeriden ... cevap vermedim tabi ama bozuldum çok fena ... spora da gidemiyorum napiim napiim derken, pilates falan dvd'si aliim bari bebekle yaparım gibi bir çözüme yöneldim .... neyse zaten yoga cd im vardı ona devam ederken yeni aldığım pilatesi de koydum .... birinci ikinci hareket ok .... dört, beş, iyi gibi ... arkadaş dvd ilerledikçe hareketler pskopatlaşmaya başladı, nası ama böyle, cimnastik takımındakiler yapabilir heralde ancak bunları .... yuh dedim, hayır az çok yıllardır yoga yapıyoruz, sporla uğraşıyoruz kendimizce, ama yani o ne öyle ya, millet yapamasın diye dvd mi doldurulur ... neyse dvd nin şöyle bir güzelliği oldu, hareketleri yaptıran adam konuşur konuşmaz Alaz uyumaya başlıyo .... hipnotize eder gibi bi sardırıyo adam......"öne arkaya, yana, bir kiiiii, devam, nefes ver, al, bırak, tut .... cart curt", ....böyle böyle yaparken bizimkinin gözler kapanmaya başlıyo :)....



tv: pek televizyonla arası olan bir insan değildim .... şimdi resmen bütünleştim, tüm gün evde olunca, diziler miziler gırla .... en çok da gece süt verme seanslarında haftanın 3 günü beni kurtaran Okan Bayülgene minnettarım .....



çarşambaları "flashforward" yardırıyo resmen .... baş roldeki Doğuş (Ege Doğuşa benzetmiş çok güldüm), diziye yeni giren Lostun Çerlisi, kuantumlar, kurgular, tebrik etmek istiyorum diziyi buradan


gel gelelim A"şkı Memnuni" ye (bizide yardımcı bi ablamız vardı Gürcü, herşeyim sonuna "i" ve "s" koyarak konuşurdu .... bu diziyede böyle diyodu :) .... o nası saçma bir dizidir yarabbi, her izleyişimde gülmekten ölüyoruz Zanla .... öncelikle dizinin olmazsa olmazları bakışlar .... kahvaltıya iniyolar mesela, sabah sabah herkes düğüne gider gibi giyinerekten ve de saçlar yapılı, full makyaj (evin bi odasında bizim görmediğimiz gizli bi odada bi kuaför yaşıyo herlade Jane Eyre gibi, sabah kalkıp bütün odaları gezip saç makyaj yapıyo ev ahalisine) neyse kahvaltıda biri bi şey demeye görsün, alaaaaah... başlıyo bakış faslı 20 dakka ... sırayla Behlül Bihtere, o annesine, Nebahat manalı manalı ve de gıcık bir edayla Adnana, o hiç bişeyden habersiz bahtsız bahtsız bi ifadeyle halaya .... hala tekrar Behlüle, hop o sırada herkes bi şey söyleyen Nihale, sonra geri baştan sırayla Bihter Behlüle, böyleeee bi hayat yani .... bi doğru dürüst konuşun ya allah aşkına, normal insanlar gibi ..... arkada hep aynı ritm ve de tansyonda müzik devam etmekte ....matmazel şaşkın gibi hafiften, Nihal yeni ergen triğlerinde, falan falan .uzatmiim.... yönetmen bence ciddi anlamda kafayı yemiş, diziyi nasıl uzatacağını bilemiyor çok fena bakışlarla bozmuş, bilemiyorum nereye kadar ??? ...



bu arada ben konuyada çok fena gıcık oluyorum ... nası bi rezilliktir ya bu aynı evde ... ben mi tutucuyum yoksa kimse farkında değil mi ? .....çok adice bi olaylar zinciri gayet "prime time" da ailecek millete izletiliyo .... git Bihter ayrıl kocandan adam akıllı, çok aşıksan Behlüle .... sen de ayrıl evden Behlül, mertsen, git maslakta bi daire tut ... flat inin duvarına as Eyfel kulesi resmini, evde yaşayın aşkınızı güzel güzel .... zaten Bihter "Nihal aşkıyla" iyice darkside'a geçti bakalım bu işin sonu fena gibi ....






bir diğer mesele herkes Kıvanç Tatlıtuğ'a yakışıklı diyip duruyo anlamıyorum ... tamam Turk standartları enstitüsüne göre fena değil ama git Amsterdama..... havalanı hademesinden, tramvay muavinine kadar herkes kıvanç tatlı .... bi numara yok yani bence .... hele geçen bölümde Bihterin flasback"inde eski kısa saçlı halini gösterdiler, resmen saçlar ağlıyo ....bi de oynadığı bi şampuan reklamı var, hayali topla basket oynuyomuş da saçları savruluyomuş gibi yaptığı, o işte bomba ...hahahaha .... neyse yinede hoş, abartılacak kadar değil ama yani ....






saatler: sabahın 6 sını 5 ini daha önceki hayatımda uykuda geçiren ben neler kaçırdığımı şimdi bebek olunca anlıyorum ... güneşim doğuşunu bundan sonra hiç kaçırmam kararı aldım ....



başka neler değişti, ara ara yazacağım ..... operler

29 Kasım 2009 Pazar

ilk lakırdı



İlk kelimesi tamamen bilinçsizce edildi .... taaa-vuuu-k (k harfi sessizce söylendi) .... bazende havvv--luuu diyo ...hahaha .... tekxtilci mi olcak acaba????

+1
ilk geceler bebek uyurken sürekli onu izliyodum .... geceleri ecinli gibi bebişin başında beklerken, ilginçe sesler çıktığını duydum .... söyleniyo gibi, hırıltı gibi, böyle tuhaf sesler .... acaba bi sıkıntısı mı var oluyo hemen insan .... neyse doktora sorduk derhal, ama olay şuymuş; sesler çıkartarak ciğerlerini açarmış, konuşma egzersizi yaparmış .... bende boşuna başında beklemiş olduğuma yaniim, bişey değilmiş yani .... neyse bu ses çalışmaları sonuç verdi sanırım, agular magular havada uçuşuyo :).....

+1
bir diğer delirtici olay ayaklar.... altı değiştirilirken ayaklar kapanın elinde kalıyo .... minyatür fındık parmakları cidden bi gün kendini tutamayı yicem ....

23 Kasım 2009 Pazartesi

AGUUUU





2 HAFTA once incecik bir ses a ve u harflerini söyledi .... bittik yerlere yıkıldık, gülmekten öldük ..... şimdi a ve de u harfleri arasına g harfide eklenince tam bir oyuncak bebek oldu kucağımızdaki

17 Kasım 2009 Salı


el ele.....

12 Kasım 2009 Perşembe

uykuuuu biraz uykuuu



aslında adet yerini bulsun diye bu cümle ... yoksa sağolsun (ve de maşallah diyin lütfen) nası uykucu bizim eleman ... aynı babası .... gece uyanıyo hop sütünü içiyo, hop direk uyku ..... hatta hiç uykusunu açmadan ıhlamalar başlayınca yatağından kaptığım gibi sütünü içiriyorum .... devam sonra .... ama işte hal böyle olunca ben tavşan uykusundayım sürekli en ufak sese tetik ... geçen akşam Zan anlatıyo yatakta sallanıyomuşum .... tek elim de bebeğin beşiğindeymiş .... ama beşiği sallamıyomuşum kendim sellanıyomuşum .... hahaha.... saçmalığa gel artık ..... bi de uykusuzluktan sanırım, neler gerçek neler rüya ayırt edemiyorum ... yine geçenlerde Zan bişey sordu "bilmemneyi yaptın mı, söylemiştim ya hani" gibilerinden bişeydi .... "aaaa sen onu rüyamda söyledin sanıyodum" dedim .... Zan'a sürekli gülme malzemesi çıkıyo bu drumda ..... üniversitede bi ara insomnia olmuştum, yemin ederim o günlerden beri bu kadar kopmamıştım .... uçuşlar süper ... anne kafası resmen .....


+1


bazen de bi uyku çöküyo, alaaaah .... geçenlerde bebek uyudu flashforward ilk bölüme heveslenmişiz .... ortam yapmışız salonda Zan'la .... hooop ikinci dakkada sızış, saat daha 9 iken .... neyse tekrarı izledim, çok züper bence .... bi de Coupling deki adamla Desmond's wife olmasa dizide daha iyi olurmuş, aklım losta ve couplinge kayıyo .... yanlız helal olsun biz ilk konuyu duyunca dedik, yine kasarlar taaaa 5. sezonda geleceği gördüklerini anlarlar, uzar da uzar ... cart ilk bölümde girdiler olaya, tebrik ediyorum.... hatta (spoiler) ilk bölümün sonunda yürüyen adamı görünce bi obaaaaa oluyosun, tekrar tebriks .... neyse ben kaçar ....

10 Kasım 2009 Salı

lemon tree




bir bebek hediyesi bu kadar anlamlı olabilirdi ...... Engin Dom limon ağacı için çok teşekkürler ..... :) .... mis gibide kokuyor .....



25 Ekim 2009 Pazar

hamilelere tavsiye mektubu --emzirme üzerine

Çok az vaktim var zira bebek uyanabilir .... hamile arkadaşlara diyecek 2 çift lazım var, mutlaka ve mutlaka almanız gereken bir takım ürünler var ki yemin ederim hayat kurtarıyo ...

.............

şimdi önce şu emzirme meselesine gelecek olursak .... ben mesela olayı şöyle hayal ediyodum, böyle mavi bebek odasında sallanan emzirme koltuğunda yüzünde hafif bir gülümseme ile bebeğini emziriken NewYorker kocan elinde kese kağıdıyla ve çiçeklerle eve gelmiş, huzur ortamı, sen Şirin Ediger kadar bakımlısın, ohhhh ne güzel .... yok böyle bişey sayın hamile (en azından ben Şirin Ediger gibi değil Marla Singerın daha da dağılmış hali gibi bir tavır sergiliyorum uykusuzluktan) .... o Şirin Ediger de heralde içeride bilmem kaç tane dadı, lala, hatta matmazeller (Aşkı Memnuda var ya, donuk bakışlı benli kadın ... sorarım hangi Turk evinde matmazel var yahu .... atmasyona gel ..... ister istemez evde olunca dizi de izler oldum) ..... eve Şirin hanım kuaförler mi çağırıyor, manikürcüler mi artık bilmiyorum o bakımlı yeni anne tripleri pek gerçekçi olamıyor malesef..... bakımı geçtim bir azap var ki anlatmadan geçemiyeceğim, o da (gerisini hamile olmayanlar ve de erkekler okumazsa sevinirim ..... emzirme üzerine seyreden yazıda sık sık, meme, göğüs gibi terimler kullanılacakki, yazının terbiyesi biraz bozulacak...) emzirirken göğüste oluşan çatlaklar .... ben böyle bir acı hayatımda yaşamadım arkadaş.... azap hastanede başladı, hemşireler geliyolardı, resmen çekiştire çekiştire bir takım hareketler yapıyolar, sonra o çatlaklar iyileşemeden her seferinde emzirme seansında iyice yarılıyo, resmen süt verirken anandan emdiğin sütte senim burnundan geliyo .... hatta fitil fitil geliyo :) .... öyleki emzirirken biri dişlerimin arasına kemik koysa onu sıksam ısırsam yeridir .... böyle garip garip hareketler yapıyo insan acıdan (leon filmindeki Gary Oldman'ın meşhur pskopat boyun hareketi vari) ...hahaha






.... bu Allah babanın biz yeni anneleri uayndırmak için icat ettiği bir acı da olabilir.... zira gece gece bebek ağlayınca sürünerek salona geliyosun, şanslıysan biri bebeği ve yastığı getirip kucağına veriyo, gözler mor junky gibi başlıyorken emzirmeye, beyne bir acı, elektro şok gibi, saçların dikiliyo, göz bebekleri "requiem for a dream" büyümesi yaşıyo.... pause .....


hooop ayılıyosun otomatikman .... bu acı neyseki ilk bi kaç saniye sürüyo sonra uyuşuyo sanırım (hamile no panic) .... neyse bu big problemin bir de çözümü varmış ben maalesef geç öğrendim, siz siz olun şu aşağıdaki aparatı hemen gidip alın kurtulun bu azaptan (tabi eğer sado mazo eğilimler sergilemiyosanız .... o adamlar nası piercing falan yaptırıyolar göğüslerine, çekiştiriyolar bi de .... ıyyyy) ....

ben de bir tek bana oluyo sanıp üzülüyodum .... geçenlerde arkadaşlar geldi, hepsi bu dertten muzdarip olmuşlar..... onlar bu müthiş icadı önerdiler, yazık Zana yine doooğru eczane yolları gözüktü .... ama rahat ettim ve emzirmek şimdi artık süper bir hal aldı ... terapi gibi ....



+1



diğer olmazsa olmaz ürünler, daha öncede bahsettiğim Lansihon (adı böyle bişey bi türlü öğrenemedim) krem, yine çatlaklar için.... ve de gögüs pedi (must olarak alınmalı, yoksa giysilere yapışıyo, yine acı yine acı) .... bi de o çatlaklar çok abartınca sağmak için Madela süt sağma aleti ....



+1



daha önce bahsetmiştim, bizim ünlü bir pskolok arkadaşımız demişti ki "bebeği büyütürken mağrada yaşadığınızı düşünün .... gereksiz ve de teknolojik işlere girmeyin".... ben burdan cevaben kendisine bi hareket yapmak istiyorum ama kendimi tutuyorum ... o mağra kadınları o çatlaklarla yaşasın canım..... ben, gayet günümüz ürünlerinden medet umuyorum .... bu arada yine aklıma kırsaldaki köyledeki kadınlar geliyo çok üzülüyorum .... bu aparatlardan 100 tane alsak, götürüp her köye bi adet bıraksak, doğuran gelse yararlansa mı napsak .... bekli oralarda da vardır ama ... bilemoruuum ....

neyse yinede sonuç tüm acılara değiyo ....

24 Ekim 2009 Cumartesi

groove is in the heart

sabah evde bebek sesleri ve de bizim bebek yüzünden çıkarttığımız garip garip sesler ve cümleler var .... annem: hanimiş oğluşuna, nerdeymiş paşam benim gibi tuhaf hitabetler ..... ben: tatliş, kuzuş gibilerinden kendimden geçerken ... Zan: eveeet eveeet (nedense hep evet diyo.... her seferinde gülüyoruz... no meaning yani) ..... kafaları kırdık yemin ediyorum .... kendimizi kaybedercesine bebekle konuşuyoruz ... hatta aramızda dalıp bazen birbirimizlede çeşitli melodilerde konuşuyoruz ...... umarım akıl sağlığımız saçmalamaz :) ... sabahları en güzel "groove is in the heart" gidiyor, bebek neşe topuna dönüşüyor .....

23 Ekim 2009 Cuma


bebeği tekrar yiyip içiriye geri alma isteği var içimde ... Dr Hannibal gibi içgüdüsel sahneler çeviriyorum ruhsal alemimde ... ilk 2 ayda da bebek de anne rahmine geri dönmek istermiş ... kim istemezki ... hepimiz tüm hayatımız boyunca kurtulamıyoruz bence bu güdüden ....






ekiniiii resimler çoooooooooooooook thnx dear ....

21 Ekim 2009 Çarşamba

lohusa mı loğsa mı?


Deniz Anasının günlüğü: e saçı başı dağıtmışım .... koşturmaca maraton alt değiştirme, hop süt vermece, gaz seansı, uyutma, oynama, ziller çanlar çalıyo, çok hızlı olmam lazım, bebeğe yetişmem lazım .... kilolar jet hızıyla eriyo, güzeeeeeeeeel ..... derken derken bi baktım aynaya, agd olmuşum afedersiniz .... gittim bi saç bakımı kaş alma spa kendime geldim, oturdum .... biz de kendimizi hızlı yaşar sanırdık Zan'la ..... peeeeeh ......


+1


neyseki evde bir takım yardımcılarım var ... mesela ben bebeği besliyorum, buna istinaden besin zincirine uyaraktan annem de beni besliyor, besleme bitti mi, gaz ekibi Zan'a devrediyorum bebeği .....bi kaç gak, guk, Zan bu işte profosyonelleşti....... ordan alt değiştirme team olan ablam devreye giriyor, mutlaka ve mutlaka kucağımda uyumak isteyen bebek en son bana gelerek seri tamamlıyor .... tabi bu yardım takviyesi bi yere kadar, herkes evde zombi gibi dolaşsada, bebeğin kurabiye suratını görür görmez yeniden enerji doluyoruz... çok tuhaf mesela ben 2 saat bebek uykuda olunca onu özlüyorum, uyandırmak falan istiyorum .... iyice bağlanıyo insan çok sakat drumlar ......


+1


şerbet partimiz itina ile yapıldı .... misafirler hiç eksik olmuyor ... iyi mi kötü mü bilemedim .... benim doktoruma genelde Turkiyede yaşayan yabancılar gidiyor .... gecen gün Koreli bir hanıma doğum yaptırmış ... kadıncaaz eve bi gitmiş bütün konu komşu eve doluşmuş bebeği ziyarete .... kadın şok geçirmiş ... onların adetine göre 40 gün kimse lohusa evine gitmezmiş, sadece kapıdan uğrayıp yemek bırakırlarmış .... güzel adet ....


+1

bebeğin şu anki boyutu .....

17 Ekim 2009 Cumartesi





bişeyi çok çok istemiştim, birini çok çok özlemiştim, diledim bi ara, çok üstüne gitmedim, geliverdi o an, ben ne kazandım ne kaybettim .....

15 Ekim 2009 Perşembe

doğum günü





Saat sabahın 7.buçuğu itibariyle zaman durabildi benim için .... anca bi oturabildim, bebeği uyuttum, hemen yatağa sürünerek gidiyordum ki du dedim biraz da keyif yapalım .... rezene çayımı koydum (ki bu aralar temel sıvım, süt yapiomuş bu çay) güneşin doğuşuna vasıl oldum .... zaman artık akmıyo resmen koşuyo ..... onu yakalamak kısmı, bebeği doyur uyut altını aç gazına bak, kuzuyu rahat ettir, oyna oyna şeklinde bi bakıyoruz akşam olmuş .... manyak bir mesaiymiş yanlız.... allahtan biz gece çalıtığımız için sürekli uykusuzluk koymadı ..... egzesizli çıktık .....


gelelim doğurma macerasına : bu bebişin karnımda kocaman olmaya başmasıyla ve de son hafta bile hiç aşağıya inmemesiyle ve de benim çatımın hiç açılmamsıyla sezeryan kararı alındı .... buraya kadar ok .... hatta biz sevindik her an diken üstünde bekliceğmize en azında tarih belirlendi diye içimiz rahatladı .... ancak evdeki hesap çarşıya uymadı .... bebek kendi istediği zamanda geldi :) .... 10 ekim sabah saat 7 de hastanede buluşcaktık hesapta ..... arkadaşım meldoşla Zan 9 ekim akşamı bana masajlar, doğum koçtuğu falan yapıyolar rahatlatıyolar hatta Tom Cruise filmi izleyip gayet geyik yapıp, saçmaladık evde ..... derken gece 12 gibi yatalım artık diye odalara yöneldik, tam da aklımdan "bi şöyle sancı nası bişeymiş göremedim, bi film tribi yaşayamadık, push push, nefes al sahnesi gerçekleşmedi" diye geçirirken ..... alttan deli gibi ıslaklık başladı .... meldoşun anlatışına göre "aaaaaaaaaa geldi" demişim .... oda aklıma bişey falan geldi sanmış :) .... "suyum geldiiiiiiiiii" sahnesini en azından yaşayabildiğime sevinen ben ilk şoku atlatınca zangır zangır titremeye başladım .... evin koridorlarında ise meldoş ve Zan deli gibi koşuşturmaya başalamışlardı bile, herkes saçmalıyodu evde .... paniiiiiiiiiiiiiiiiiic ..... neyse aklımız başımıza gelince dokotru aramayı akıl ettik ..... "hadi dedi ekibi topluyorum 1 saate hastanede buluşalım" .... deli gibi giyindik, hazırlandık, çantayı falan hazır etmiştik allahtan ..... bu arada su gelmeye devam ediyo ara ara ..... ama bebek kurabiyelerimizide almayı unutmadık bu telaşla ..... telefon trafiği eşliğinde hastaneye vardık, zangır titreme devam hepimizde ..... bi takım hazırlıklardan sonra aileme tek tek baktım, bişey söylemedim üzmemek için ama gözlerimle bi helalleştim onlarla ..... ameliyathaneye indik buz gibi, aaaa bi baktım ortam coşmuş, doktorum zaten çok rahat, müzikler açıldı, sohpet muhabbet, nasıl tatlılar, zaten Zanda nip tuck dan fırlamış gibi giyindi geldi süper neşesiyle, elimi tuttu sıcacık, başladık muhabette ve de sezeryana ..... Zancığı oturttular sakın kalkma dediler, karnımı görmesin diye, bi de bayılırsın senle uğraşmayalım dediler :) ...... sonra zaten bebek çıkınca herşeyi unuttuk, aaa bacağa bak, ele bak, şekerliğe geeeel diye Zanla kopmuşuz ..... Zan zaten bi video çekmiş heycandan bi tavan görülüyo bi bebek bi doktorun saati bi ben, böyle uçuşuyo görüntüler hahahaha ..... sonra çıktık odamıza sıcacık..... zaman durdu, baktım herkes ağlıyo şakır şakır, ben hala titriyorum ...... bu arada belirtmeden geçemiycem Zan nasılsa sabah hastaneye gidicez diye traş olamaya başlamış geceden ... ama makinenin şarjı bitince tek tarafını sabaha bırakmış .... hastanede misafirleri kaşılarken tek tarafı traşlı çok saçma görünüyodu hahahha .... ne alem bi insansın, her hareketiyle beni güldürebilen fenomen ...... işte böyleeee unutulmaz bir geceydi ....


sezeryana gireceklere rahatlatma yazısı: hiç bişey hissedilmiyo, bayılma kısmı olmadığı için bebeğin ilk anına tanık olnuyo, sonrasında ağrı kesici alındıkça problem yok .... süper bi teknoloji kısaca .... eğer ben köyde bi kadın olsam mesela yazık saatlerce sancı çekecektim ki bebeğin çıkması gerçekten zormuş, riskliymiş... kırsaldaki, köydeki insanlara allah kolaylık versin ..... onun dışında bi salak kısmı var hemen süt gelmiyo, 2 gün sonra falan geliyo ... geliyoda bir iki damla .... e bebiş aç, mama takviyesi falan yapılıyo, bi takım işler ..... şiddetle lansinoh adlı kremi tavsiye ediyorum, olmazsa olmazlardan biride lansinoh gögüs pedi ve de süt sağma zamazingosu ..... sağ sağ ver, milka ineği gibi :) ....


şimdi evde şerbet partisi hazırlıklarına başlandı ... hepinizi beklerim :) .....

12 Ekim 2009 Pazartesi

işte gülen bebek






10.10.2009 ...... gece saat 2.38 .... amelitayhanede ilk dokunuş ...... detaylar için döneceğim :) .....





odaya geçiş ..... (ohhhhhhhhh çıktım o daracık yerden nihayet :).....party başlasııııın



..

07 Ekim 2009 Çarşamba

geri sayım başlasın artık




Ev duvarı süslemeleri devam ediyor .... mutfak (ki bu ara en sevdiğim mekan .... yemek yemek ooooo yemek ).....







bunun aynısını bi sitede görmüştüm aynen arakladım, hop photoshop, hop çıktıcı ve çerçeveci......




bebek odası için bulduğum fillerde aynı süreçten geçiverdi.....






+1


dün çok saçma bişey oldu .... kendime bi bilezik bileklikvari bişey almıştım .... doğum sonrası süslenip püslenirim biraz diye .... taktım akşam Zan'a gösteriyorum, fakat alet kilitlendi, öldür Allah çıkmıyo .... ordan deneme burdan sıfırbeş kalemle kilidi açmaya çalışma, yok ..... kaldım öyle elimde bilezik .... bi ara öyle zorladıkki bi tarafı koptu hatta ... en iyisi ben sabah gidiyim aldığım yerden değiştiriyim bunu dedim .... gece öyle elimde kocaman bilezikle oturuken koca göbeğimle saçma bir tabloydu .... Zan "asıl sancın tutarsa bu gece bomba olur .... elinde bilezik takmış takıştırmış doğuma gelmiş deli anne geldi derler hahahaha" diye bi süre dalgasını geçti ....





+1

sonbaharın en sevdiğim ağacı sumaklar kızarmaya başladı .... (rhus typhina) .... yapı fuarı vardı gecen hafta .... çok salaktı o ayrı ama altınparkta bitkiler uykuya hazırlanmaya başlamadan önce iyice kızarıp sararmaya başlamışlardı .....





+1



Funda pastanesinde çalışan heykeltraş arkadaşım bissürü emzikli bebek kurabiyesi yapmış, misafire ikramlık .... bu aralar aldığım en süper hediye .... çooooooooooooook teşekkürler ..... ben de daha önce aldığım bebek süsleriyle kombine bi tablo hazırladım .... bebeğin hastane süsü kurabiyesi bile ok, ama kendisi ortada yok .... pek bi rahat sanırım yerinde ..... (doğum günleri, düğün vs için kurabiye isteyenlere arkadaşımın telefonunu verebilirim, çok süper çeşitler var)

27 Eylül 2009 Pazar

Refüj için karar anı


refüji Sanırım gidiyor .... bu sabah çok sinirlendim ... Bebeğin odasına girdim öylesine ..... aaa bi baktım bebeğin yatağı kıl tüy içinde ..... Refüj hanım bi güzel yatağa çıkmış gizlice (kapı da hep kapalı ne ara bulup girdiyse) ...... hadiii bütün çarşafları doooğru makinaya, bu halimle yine onları yıka, as, ütüle, ser, offff .... yaramaz Refüje küsüm ....

+1
Gecenlerde otobüse bindim (Zan duymasın, karnım burnumda otobüse falan binince çok kızıyo) bilet kesen müavin, "bir kişi mi" dedi .... "evet, ama isterseniz iki kişi alın" dedim ve sırıttım ... ama adamcaazın yüzünde en ufak bir değişim olmadı, ne bir tepki ne bir anlam .... öyle zevzek zevzek espirim havada kaldı, çok saçma bir andı ... neyseki önde oturan 2 kız kikirdiyerek espirimi anladı bi de bana yer verdi .... biletçi amcaya çok üzüldüm, otomatiğe bağlamış adamcaaz, büyük ihtimalle bütün gün bilet kesmekten nevri dönmüş, ruhu çekilmiş, etten makinaya dönmüş .... öyleee boş boş bakıyodu ben inerken de ....

25 Eylül 2009 Cuma

Rejüj gitmese mi?










Bebek gelince bir süre Refüj ofise gidecekti ... ama bir türlü ayrılamıyorum kızımdan .... sanırım yapamıycam .....











+1

bu ara tatlı krizi ancak elmalı turta ile gideriliyor.... mutfakta saatlerimi geçiriyorum resmen .....




+1


daha önce elime yağlı boya ve fırça almışlığım yok ... gecenlerde esti 170x100cm lik bir tuvale (hem de) bir resme başladım .... ben de ortaya nasıl birşey çıkacak hiç bilmiorum ...



+1


Aşk beni kesmedi ... haydin Bab-ı Esrar'a ......

15 Eylül 2009 Salı

filler ve çimen



Bebek odası için fil resimleri buluyorum deli gibi....en güzelleri de www.print&pattern.com da .... Benim en sevdiğim hayvan fil (kediden sonra tabiki ....) .... burda bir miktar kendime oda yapıyormuşum gibi bir yaklaşım var ortamda .... bebek büyüsün bakalım onun en sevdiği hayvan ne olacaksa onları asarız artık .....









Bu arada bu gün sanırım en sevdiğim hayvan kedi değil.... çünkü pis Refüj kuş tutmuş .... ööööö .... balkondan yakalamış sanırım, bi de salonun ortasına getirip attı .... yacııık kuşa




sorularım var:



biiiiir: şu annelerin kullandığı süt sağma makinesinin manueli mi yoksa elektriklisini mi önerirsiniz...kullanan var mı?


ikiiiii : biberonla süt verince daha sonra anneden emmez muhabbeti doğru mu?

şimdilik bu kadar ... deneyimli annelerden yardım bekleniyor.....

14 Eylül 2009 Pazartesi

OLD DAYS


Eski fotolarıma bakıyorum bu aralar, nası zayıfıııım, zafiyet derecesinde ..... bi de sürekli rejim muhabbeti yapardık .... işte günümü gördüm .... ama bu halimi de seviyorum aynada..... nasıl olsa geçici bir drum diyerekten dalgamı geçiyorum ..... Nora çekmişti gecen sene bu zamanlar İstanbul.....

13 Eylül 2009 Pazar

Inglorious Basterds


Büyük hayal kırıklığı ..... Bir Tarantino manyağı olarak yıkıldım resmen ....

10 Eylül 2009 Perşembe

YARASA yaramasa ???




Zan mavi gözlerini kocaman açarak "dün geceki olay neydi öyle?" dedi ..... o söyleyince hatırladım ben de .... bir gece önce Zan beni titreyen sesiyle şöyle uyandırdı:


-Deniz korkma heycanlanma ama içeride bişey var !!!!!! (böyle bir cümle gecenin bir vaktinde nasıl korku uyandırmazsa:) .... biri var, yada bi ses var değil, bişey var!!!!!


......Neyse yatakta doğruldum, pırpırpır bi ses .... önce Refüj kuş yakaladı sandık ... kafamızın üzerinde bişey (hakkaten) daireler çizerek ve de tavana vurarak dönüyo .... yatakta pıstık, anlamaya çalışıyoruz, üzerimize gelmez inşallah diye de korkuyoruz ... o sırada Zan yine bağırdı "Yarasaaaa!!!" ....hahaha şimdi halimizi düşününce çok saçmaydı gece gece .... daha da komiği Zan yerde sürünerek balkona doğru ilerledi ve kapıyla perdeyi bir komando edasıyla açtı .... bir yandan da "ama kör bu yarasalar şimdi kapıyı nasıl bulacakki" teorisini düşünüyordum Zanın .....neyse ki hayvancağız bir kaç turdan sonra çıkışı buldu, uçtuuuuuuuuuuu gittiiii .... biz de uyku sersemi hiç konuşmadan tekrar uykuya daldık .... sabah flashback oldu, rüya gibi, gerçek gibi, bi tuhaf oldu .... hayır duyanda orman kenarında falan yaşadığımızı sanır.... Ankaranın Çankayasında ne yarasası anlamadık .... neyse uğurlu hayvandır dedi annem ... ok...



+1


hayatta aklıma bir gün güllaç yapacağım gelmezdi ... biri söylese inanmazdım .... insan bu tür tatların çok meşakatli tariflerden yapıldığını zannediyo ... hiç gözde büyütmeye gerek yokmuş, marketten güllaç yaprakları alıp, sütle şekeri kaynatıp üstüne dökünce oluyomuş ... bayılırım zaten güllaca (nedense normal zamanda da asla yenmez, illa pide gibi ramazan ikonudur) bi tepsi yaptım ... hem misafire ikram ettim, acaip havam oldu kendim yaptım diyince, hem de ben güllaç manyağı oldum doya doya .... bir sonraki sefere kaynayan süte sakız da atmayı düşünüyorum ...s akızlı güllaç da benim bi yorumum olsun domestik hallere .....


08 Eylül 2009 Salı

süslü püslü ama sade




Şık düğme vari bir karışık mağazaya girdim geçenlerde.... aslında annem tentene alcaktı amaçta.... yanlız girer girmez bir sürü bebek süsleriyle büyülendim .... özellikle de kız bebek süs sektörü çıldırmış durumda.... erkek bebekler ister istemez biraz daha frenlenmiş süs işinde..... hastane odası için askılı çok süper yazılar var .... odaya asılan mini çıkarmalar, hastane odası şeker arası süsler, kumaşa dikilen desenler, bissürü bissürü bişeyler ... zaten çoğuna yabancıydım hemen yanımdaki teyzelere sordum, bu ne? bu ne için diye? ... mesela yeni doğmuş bebeğe hediye götürmek için mini keseler, kese gibi olmayıp da bebek arabası gibi olanlar, şemsiye formundakiler, kutular, minik bebekler yuvarlak cam içinde, sepette, cartta curtta .... hepside 500ytl, 1000ytl, 3000ytl gibi bozuk para fiyatındalar ... kendime aldım doyamadım arkadaşlara da aldım bi ton .... yolunuz düşerse aklınızda bulunsun, eğlenceli bir ortam ....







+1


Berçemciğimin hediyesiydi .... bebek ve anneyi relax moda sokan süper bir cd ..... şiddetle tavsiye .....

+1

tam Ekinlik bir hediye ..... ayağa takılan ve sesler çıkartan bir oyuncak .... ayaklara takınca kendi kendine maymun oynuyomuş bebek :) .... sanırım bu manzara karşısında bebekten çok biz eğleneceğiz.......




+1

bir de çıngıraklı oyuncaklar var.....


mothercarede gezerken deneyimli annelerle yaptığım muhabbetler sonucu yatak kenarına asılan bez cepler hayat kurtarıcı oluyormuş ... bez, biberon, purda gibi bilimum ihtiyaç elinizin altında oluyormuş .... onları dinledim.... edindim ....


Aslında Nora gibi becerikli olsan o kadar kolay dikilebilir bu bez keseler .... hem değişik tasarımlar ortaya çıkar hem de ekonomik olur .... ama işte dikiş özürlüyüm resmen .....


+1


Refüjde son derece meraklı .... ona oda yaptık sanıyo sanırım, sürekli burada takılıyor ....



02 Eylül 2009 Çarşamba


video

01 Eylül 2009 Salı

deneysel Zan (2008 eylül)











30 Ağustos 2009 Pazar





Çiçek değil bir diken .... o kadar güzel ki kokmasına gerek yok .....

28 Ağustos 2009 Cuma

çocuk aklı

Oldum olası çocuklarla vakit geçirmeye bayılırım... mantıklarının galaktik ve saf versiyonu insanı hayretler içerisinde bırakabilir.... Geçenlerde Meldoşun yiğeni Duru Hanımla boyama yapıyoruz.... kendisi 3.5 yaşında ve de zeki bir hatuncuk .... diyalog şudur:


Deniz: Durucum kızın eteğini açık maviyle boyadık, üzerini de koyu mavi yapalım mı?
Duru: Evet, ama kapalı mavi yapalım.....


Pause.....


.....
.....

Bir diğer diyalog:


Duru: Senin karnında bebek mi var?
Deniz:Evet tatlım .... adı ne olsun sence?
Duru: Benim kardeşim olucak o...... adı Duru olsun.....
Deniz: Haydaaaa..... ama Durucum o erkek .... adı Duru olmasın başka bişey olsa? Erkek ismi bulsak....
Duru:Yaaaa olmaz Duru olsun nolur....
Deniz:Peki Duru olsun seni mi kırıcam :)



+1



yazın bize misafir gelen 3 yavru kedi ve anneleri ...ohhh keyifler keka...












+1


sevgili arkadaşımız Orhan Dalga'da kulaklarımızın pasını alıverdi .... ve onun machine telefonu .... komple deli biri ... özledik hemen ......








+1


evet hemen özledik güneşi denizi



26 Ağustos 2009 Çarşamba

Bir süre şehir dışında ve de internetsiz olacağım ... herkesi öperim :)

offf geri döndüm


serin serin iyi geldi...... evimi çok özlemişim ..... doooğru soluğu doktorda aldım, "ooo tatil yaramış" dedi.... maşallah 2 hafta önde gidiyoruz, tombiş olmuş bebek iyice .... hatta geçenlerde bi teyze "ah evladııım ikiz mi" dedi .... hoppalaaaa..... bi de her gören "doğum yakın galiba" diyo .... ben de "yoooo daha ekimde " diyorum gıcık olaraktan.... münasebetsizler .... napiim göbeeğim kocaman olmuşsa, ama ben övünerekten bikinim ve de mini eteğimle pilajlarda boy gösterirken kimseyi sallamadım pek .... Zan'a bi önce sordum ama, çok mu abuk oluyo böyle bikiniyle falan gibilerinden.... "yok yaw çok şirin keyfine bak" dedi benim high kocam.... yürü be dedim deniz doğru kişiyle evlenmişsin :) ...... şimdi ankara da doğum fotoğrafcısı arıyorum harıl harıl.... bilen var mı????

.....

Gümüşlükle 1 sene sonra deniz +2 olarak görüşmek üzere vedalaştım













20 Ağustos 2009 Perşembe

İnziva






Bodrum inziva günlerim no internet, no computer, no stress, no sugar şeklinde devam etmekte ..... Şugar rejimi tam gaz devamdı ta ki dün ki misafirlik ziyaretimizi fırsata dönüştürene kadar.... gittiğimiz yerde ikramın bini bi para, çikolatalı kekler, bilimum minik pastalar, kurabiyeler gelince, artık "başlarım ama yaaa" diye, bir bir bütün ikramları tabağıma doldurdum ve de Zan'la gözgöze gelmemeye çalışarak bi güzel yedim, hatta etrafımdaki seslerin hiç birini duymayarak, bütün sorulara "evet, hı, hı" diye geçiştirerek, rooon roon transa geçerek miğdeye indirdim ..... ohhhh .... hatta ev sahipleri ısrar ederler ya "ye ye" diye, iikinciği tabak için ısrar geldi, hiç de karşı çıkmadan onuda kabul ettim, yumuldum, hatırladıkça bile gözlerim doluyo, carpe diem mantığında kendimden geçtim .... baktım Zan tabağında o canııım soslu kekelerinden bi tanesinin yarısını bırakmış, gözüm ona takıldı, bir fırsatını bulsam da iç etsem diye aklımdan geçirdim, yeltendim ama muaffak olamdım...... akşamda göbekteki elemana enerji bombardımanı oldu sanırım, tekmeler havada uçuştu .....



+1



hamile cemaatine iki çift lafım var.... öncelikle kulaklarını etrafa ve de okuduklarına tıkasınlar bence (hamilelik konularına özellikle).... mesela nette şöyle bir yaz vardı "sabah kramplarınız bu haftalarda artabilir, bunun nedeni kalsiyum eksikliği olabilir blah blah....." ... hamile kafası şimdi bunu şöyle yorumluyo tabi direk, alla alla sabah krampları mı olacak, e olmadı, olmalı mı acaba bu haftalarda, olsada kalsiyum eksikliğim mi var, cartım mı var curtum mu olabilir, paranoid androide bağla işin yoksa.....




biri bana şöyle bir cümle sarf etmişti..." teyzemin 6. aydan sonra bacakları, bilekleri nası şişti, walla ağlamaklı oldu".... hamile kafası: eyvah yahu bilekler mi şişecek sçtık, o ne öyle yaratık gibi.... eeee bekliyoruz ne şişme var ne bişey, e tabi tuzu abartamamaca, bi de gece yatakta akrobat gibi ayakların altına kocaman bir yastıkla yatmaca.... ayak yukarı olunca no problem yani.....


ondan sonra başka biri şöyle demişti "ay şekerim 5. aydan itibaren sırt üstü yatamadım, nasıl sırt ağrısı anlatamam"..... hamile paranoyası: offff zaten yüzüstü yatamıyorum, sırt üstüde gitti, kaldı mı yanlar.... walla bu da yalan hatta en rahatı sırt üstü, ohh gevşetiyo ... yanlız sol yana yatmayı tavsiye ediyor doktorlar, kan dolaşımı daha rahat oluyormuş ....



bunun gibi bissürü bissürü .... binde bir olan bi deneyim tadını çıkartmak lazım, her kafadan çıkan sapma sapan cümleleri direk geri püskürtüyorum ben 4. aydan iitibaren ve de rahat ettim ... yanlız hala adapte olamadım, unutuyorum sürekli içinde bulunduğum durumu ... dün kapı çaldı ben de yatıyorum, bi fırladım yataktan, hop koltuktan atladım kapıyı açtım ... annemler kalp krizi geçiriyodu nerdeyse ... yavaaaaş evladııım gibi bi laf çıkabildi annemin ağzından.... bi de geçen gün yine denizde yüzüyorum, unutmuşum daliim dedim.... göbek su doluya batamıyorum bi türlü, alla alla bi türlü dibe gidemiyorum, sonradan ayıktım tabi mevzuya .... iyikide dalamadım, basınç masınç miniği mazallah....



+1



Bodrum marinanın orda bi otopark var ki evlere şenlik .... akşam park ettik, arabadan indik bi kafamızı kaldırdık ki Zan'la antik bi rum evi..... tüm şaaşasıyla orada dikilmeye devam ediyor... ama ne en ufak bir koruma ne de restorasyon.... valla ağlıcaktım, bi de otoparkın ortasında kalmış, egzos gazı vesaire .... Bir art cafe yap, bi müze kurgula, ışıklandır, korumaya al, yok , ı, ıhhh , otopark yap para kazan, kıroluk hat safhada memleketimde ..... shame on you ...





+1


Gümüşlük ruhumu dinlendirebildiğim tek yer:






16 Ağustos 2009 Pazar

tatil münasebetiyle inzivaya çekilmemle hopçikiyaya kitaplarına sardırdım ..... derken derken ayarım kaydı .... önce Alacakaranlık (offfff çok acaipti), ardından Kiralık Adam (alaaaah.... Sonuda nası arabesk bitti ), bi yandan da Galaktik insan ve sirius bilinci koptu gidiyo, şimdi de Fransız Süitine başlıyodum ki dedim dur ... karnındaki çocuğa yazık be kadın .... saçma sapan bir annelik bilinciyle bu gidişata son vermem lazım, bunu neden bebeğe bağladın dersen Zancığım, işte bilemicem ayar gitti diyorum ya.....

+1
rüyamda prefteroller görüyorum her akşam .... artık bu şeker rejimim işkence halini almaya başladı
+1

plajlarda havlu yerine bu peştemal modası nedir o kısmı anlayamadım ... ben de eve aldım misafir gelen arkadaşlara banyodan sonra vercemi spa havası yaratıp eğlencem (akın -nora gelinde bizde kalın;)

+1


ikoncan ne? ne yani ne??????


+1


ya Bodrumda Ali Güven'in güzelim sandaletlerinin yapıldığı minnacık dükkanı iyice küçültmüşler, böyle yok etmişler resmen.... her gecen sene silinmeye başladı Bodrum ... kurtarılmış bölge hala Gümüşlük .....







+1

yer çekimsiz ortamda olduğundan yüzmek çok iyi geliyo hamile insanlarına ..... suda kuş gibi, çıkınca hoooörnş diye bi ağırlık çöküyo insanın dizlerine .... tartıda 70 i gördüm arkadaşlar yuuuuhhh .... vay vay vaaaay..... daha hala waffledı lokmaydı hayalleri kuruyorum, ama neyseki yemiyorum ...... başımda Zan zaten zangoç gibi sağolasıca .....


+1


burda bi terapist arkadaşımız var diyo ki bebek doğunca şöyle bi biliçte olmamız lazımmış..... "biz mağra insanıyız ve de bebeğimiz oldu".... yani saçma materyallerle odayı sakın doldurmayın, boş ve sade renkler de olsunmuş... bebeğin acaip kafası karışıyomuş, alt bilinç saçmalıyomuş .... suni ve doğal olmayan aparat ve de mekanlardan kaçınmalıymışız... bana mantık dahilinde geldi.....

+1

bi de yine aynı insanın tavsiyesi, bebek ağlayınca kulağını kalbe yakın tutarak yatırınca sakinleşiyormuş.... ana karnında annenin kalp atışlarını din leyerek takılıyor ya, dışarı çıkıncada o ritmi duyuınca kendini güvende hissediyormuş .... bu da çok mantıklı, deniciiz bakalım.....

+1

internet iznim bu kadar ... c yaaaa

14 Ağustos 2009 Cuma

born slippy ----- underworld

----- tekme tekme :) ------

06 Ağustos 2009 Perşembe

.........

.......seni çok özledim......

28 Temmuz 2009 Salı

tuzak dolu

buralar... nereler? Gümüşlüğe gelir gelmez otlu börek kokuları, ev yapımı kekler, elmalı tartlar ve de tarcınlı lokmalar falan gözüme gözüme girercesine bana bana bakıyorlar.... ama Zan'ın da çabalarıyla, ben zeytinyağlı börülce, patlıcan salatası, yoğurt, barbun dünyasında geziniyorum ..... organik besinler cidden insanı dinçleştiriyor .... yanlız nasıl bir kafaysa direk oturmuş yemek yazmaya başlamışım, walla sonumu hayretsin :).....

+1

Galaktik insan isimli ilginç bir kitaba başlıyorum bu gün, anlata anlata bitiremediler... du bakalım, adı biraz komik:)

+1

internet yok..... bol deniz, mineral var, çok komedi ortamlar var... gecen senede bahsettiğim üzere Gümüşlükte saçma sapan tipler var...... Nejat işler ve bu defa ona eklenen Berrak bilmemne var, köşe bucak kaçarcasına aynı zamanda da uluorta bir aşk var .... hahaha .... Teoman nerde acaba, yoklama almak lazım hemen burda ..... neyse yinede Ankaradan sonra ilaç ilaç.....

20 Temmuz 2009 Pazartesi

tatlı krizi forever




Esselamün hello .... sıcak mı ne?????, yada ben içimde çoşan tatlılık abidesi minik yaratık yüzünden mi hararetleniorum, bilemiorm .... neyse zaten canım sıkkın ben çikolata havuzuna boğazıma kadar batıp boğulmak isterken, profiterollerle dolu bir yatakta saatlerce uzanmak, cheesecake dünyasının karileçesi olmak isterken ve o nadide frappucinoları temel gıda maddem yapmak amacındayken doktorun tatlıyı yasaklaması sonucu ciddi anlamda bunalımlardayım.... her allan günü cocuk gibi Zan'la dondurma pazarlığına girmekten artık utanır oldum haliylen.... 1 haftadır sadece 2 top diyet dondurmaya talimim .... öööö .... "bırakın beniiiii, kanasın dünyaaaa !!!!" diye koşup, şeker komasına girercesine marketin çikolata reyonuna kafadan atlamak istiyorum .... ama kilo almam zınk diye durdu şekeri kesince, deeee ... eeee? benim gözüm dönmüş, sayko gibi elalemin tatlı tabağına falan bakarken yakalanıyorum Zan tarafından, (o epey bi eğleniyo gerçi ) .... " şekerim ye ekşiyi doğur Ayşeyi, ye tatlıyı doğur atlıyı diye bi laf var bilmio musun" dedi bi arkadaşım geçenlerde .... walla bilmiyodum... bırakın doğuriim atlıyı diyorum arada, Zan anlamaz gözlerle ve artık bu kız iyice koptu ifadesiyle bana bakıyor.....





+1


Gelelim "Aşk" arkasından hemen başladığım ömrümü yiyen kitaba .... "Tanrılar Okulu".... kitap akmıyo, resmen bayılttı, bi satırı okurken kendimi başka bişeyler düşünürken buluyorum sürekli, bi sayfayı 30 kere okuyup, bi düşünüp, hiç birşey hatırlamadığıma karar verip, bir sonraki sayfaya ödev hissiyle geçiyorum .... öööö ... Tanrılar Okulu sux .....




....
....
....


Geçenlerde kitapçının başındayım, adamla laflıyorum, tatlılara gözüm kaymasın kendimi oyaliim diye ... yanımıza kunduz saçlı gençlerle, yarı japon yarı vanlı saçlı kızlar yaklaştı ve de hepsi birden gayet coşkuyla 4 er 4 er kitap almaya başaldırlar.... Aldıkları da şu filmi de gelen "Alacakaranlık" ve de onun diğer devamı niteliğindeki 3 kitap.... dayanamadım kitapçı abiden info istedim, nedir bu kitabın olayı dedim .... "walla kızlar okuyo, çok bayılıyolar " dedi, sanki sosyolojik bir analiz yapmasını istemişim gibi ondan... yani kitabın içeriği konusu sıfır, kızlar bayılıyo ama, e haliyle satıcı yorumu bu olmalıydı ben de ne bekliyosam.... neyse ordaki delikanlı kunduz saçlılardan biri atladı " aaa abi niye öyle diyosun biz de çok seviyoruz" ve aralarında bir hararetli ve bir o kadarda saçma tartışma başlarken ben usulca uzaklaştım .... şimdi bu kitabın cinsiyetleştirilmesi ancak ve ancak Türkiyede olabilir diye düşünebiliyorum .... zaten Aşk kitabının kapağının bazı salak erkekler tarafından yadırganması sonucu gri renge dönmesi de cabasıydı .... yani kısaca biz pembe kitap okuyamayız metroda, otobüste, çok gay oluruz demek isteyen bu homofobik arkadaşlar, kitabın içeriğine şiddetle ters düşen şekilciliğe zaten çoktan kurban olmuşlar .... sen zaten hiç okuma bence .... daha kapaktaki pembeyi aşamıyosan, içerikte bahsedilen ve din gibi çok tartışalan bir konunun kalıplarına dokunduran bu kitabı anlama kapasitensine zorlama boşa, yakma beyni boşu boşuna derim ben(jou jou da bi saydırmıştı blogunda ben de kendimi tutamadım)..... neyse ....



NOT: Tüm mailleriniz için çok teşekkür ederim bu arada :) ..... demo nerdesin cicim????

26 Haziran 2009 Cuma

michael jackson





Dün şantiye sonrası anneme gittim, dinlenip beslenip, duş almaya... malum banyomuz tam olmadı daha...... neyseki kapıları takıldı ve biz Romalılar gibi açık açığına abdest almaktan bir nebzede olsa kurtulduk... işin garibi yavaş yavaş alışmaya da başlamıştık, sadece eve gelen misafirler tuvalete girince "kimse gelmesiiiin, tuvaletteyim" diye bağırmak zorunda kalıyorlardı.... kapılar geldi ama evin diğer yapılan ahşapları daha boyamadaymış, offff pofffff...... neyse anneme gittim uyukluyorum tatlı tatlı .... annem: "Michael öldü yaaa ... Allah rahmet eylesin, bak adam zenci geldi beyaz gitti dünyadan ... öyle kendinle çok oynamıycan" diye içeri girdi .... töbe töbe güliim mi üzülim mi şaşrıdım, ölenin arkasından geyik yapıcaktım da sustum .... ben de diyorum sabahtan beri niye radyolar habire michael jackson çalıyo diyodum .... no comment
+1
dün doğum günüm vesilesiyle House Cafeye gittik ... inanılmaz iyi bir müzik vardı, sanırım dj (Görkemin demsine göre)İstanbuldanmış .... yanlız işin ilginci mekan yarı yarıya doluydu.... İstanbul'da böyle bir mekan, chill müzik, bahçe üçlüsü olacak millet elinde içkisi tıklım tıklım doluşur, Ankara'yı anlayamıyorum .... neyse bana böyle boşumsu hali de iyi geldi, nede olsa göbeğime çarpılma olasılığı azalıyor .... yemeklere gelince "eh" denilebilir, içkiler (ben içmedim ama içenlerin demesine göre) biraz alkolsüz olsa da, müzik baabında Ankara'da gidilecek tek yer benim için ....
+1
nası İstanbul'a gidesim var ... şiştim ya resmen (her anlamda hem kilo hem işler güçler) .... dün bir kadeh kırmızı şarap içme denemem oldu, içmez olaydım, nası miğdem yandı .... bu hamilelik döneminin bu aylarında yeni bir icat çıktı, miğden yanıyo ... halk arasında, hatta annemde söyledi bebeğin saçlı olacağına işaretmiş ama bilinenin aksine hiç de alakası yokmuş .... aşağıdan bastıran iç organlar yüzünden miğde asit salgılıyomuş falan falan .... İstanbul derken miğde demnin ne alakası var o işte muamma ????? .....

24 Haziran 2009 Çarşamba

neler neler değişti, benim sabitim sanırım şantiye














Geçen sene özene bezene aldığın nah bu kadarlık topuklu ayakkabılar noooolduuu, ha nooldu deniz sorarım sana??? ..... dümdüz parmak arası terliklere talimsin, işte kaderin cilvesi burda hunt etti seni (bu hunt etti, odtü den kalma ingilizce turkçe aynı anda konuşma manyaklığından miras kalmıştır affola jou jou)..... hayır annemin ve Zan'ın güvenlik çemberinden geçtik diyelim, onların evhamlı bakışları arasında topukluları giydik diyelim, bu şiş ayaklara sığar mı o minnacık biblo ayakkabılar?..... neyse uzun arayışlar sonucu hem rahat, hem terletmeyen, hem şiş ayaklara karşı hassas, hem de terlik havasında değil de şık bir parmak arası görünümünde (toplantılara terlikle gelmiş kadına bak dedirtmemek için) çeşitli sandaletler bulabildim .... Stradivarius bu konuda atak yapmış, kendini parmak arası işine vermiş, kutlarım .....





+1





bu aralar can dostum en samimi arkadaşım Nesquik .... çünkü öldür allah sade süt içemiyorum ve de bu kalsiyum kaynağını es geçiyorum .... şimdi oturdum Nesquikli dondurmalı çikolata soslu buz gibi içecekler icat etmeye başladım, aynı zamanda kalori bombası ama napiim artık .... süt içmeye katkı payı....






+1



T Cetvelini ne çabuk unuttuk biz.... çatır çatır sesini, gönye ile uyumunu, kolların uyuşuşunu .... biraz ayıp ettik.....




+1




Değişmeyen yegane şey ise Şantiye günleri sanırım....bizim şantiye koptu gidiyo, bir yandan da diğer şantiye olan hayvanat bahçesi devam ediyo....ben de şantiyede cirit atarken, tüm usta takımı ve etraftakiler endişeli bir tavır sergiliyo .... herkes diken üstünde, her an bişey olcak sanıyolar sanırım ....


+1


ev ve bahçe dergisi bu ay yaz çiçekleri eki vermiş .... iç açıcı...... artık ofis bahçe katında olduğuna göre bir takım bahçivan atraksyonları yapılası....

+1

gecen sene bu zamanlarda bloga neler yazmışım diye baktım, sanki 4 yıl geçmiş gibime geldi ...daha terastan taşınmamışız bile....ay bi tuhaf oldum, zaman algısı kaydı sanki.....


22 Haziran 2009 Pazartesi

El Nido

offff sabahtan beri bu blogu okuyorum canım nasıl çekti adalara gitmeyi, denizi, güneşi, macerayı...... oturdum filipinler hakkında netten ayrıntılı araştırma yapmalara kalkıştım.... buralara kesin gitmek şart oldu.....

http://dontcheckit.blogspot.com/

21 Haziran 2009 Pazar

aşk

isimli kitabını okuyorum Elif Şafak'ın..... bu kadar ön yargılı ve negatif yaklaşınca bir kitaba ve bu kadar nefis çıkınca, her satırda utanmaya başladım.... bu bir itiraftır kendime ve dostlara..... (kitabın dili gibi bir lakırdı ettim... hahaha... kendi kendime çok eğlendim saçma sapan)... evet kitabın dili son derece acaip ... daha önce de tekrar tekrar dile getirmişimdir ben de kitap okurken dil (anlatım şekli demek daha doğru olur belki) fobisi var ve katlanabildiğim tek yazar Usta Samuel Beckett...... en son "puslu kıtalar atlası'nda", (ki bu da yaklaşık 7 sene evveline tekamul eder) aşina olduğum bir dile neyseki annemle babamın takribi 70 yaşında olmasından kelli alışık olmam ve hatta ve hatta hoşuma bile gitmesi kendime şaşmama neden oldu.... gel gelelim kitaba, örgü şahane, konu zaten nefaset (Şems ile Mevlana'nın Dostluğu), her zaman ilgi duyduğum ama cesaret edip de araştıramadığım ve cahil kaldığım (eften püften bilgi kırıntıları ile cahillik sıfatından kurtulmam gibi bir çabam olması bu tür konularda söz konusu olmaz, ayıp olur.....) sufizm bu kadar yalın anlatılabilir..... yazarın genç yaşında girdiği bu tehlikeli sular ve hakkını vermesi bilemiyorum beni etkiledi.... hem de konularda yüzeysel gibi giderek derinleşme kısmını okuyucuya bırakması ve çok yorum yapmaması okuyucuya olan saygısından mıdır bilinmez, benim en çok hoşuma giden tarafı oldu..... bir bakıma yorumu (ya da yorumsuzluğuyla) ile hiç bir kesime hitap etmemiş ve kitabın köklerine inip, Mevlana gibi her cins insana "gel" demiş gibime geldi benim .... 4o kural düşündürücü.... yanlız araştırmalarıma göre bunu yazar kendisi düş gücüne göre yazmış, ne derece referan olabilir kısmı, tartışılır ....


Bila noksan, eksiksiz bir hayattır sürdüğün.


Ya da öyle sanırsın.


Alışkanlıklara ayak uydurur, tekrarlara kapılırsın.


Şimdiye değin nasıl yaşadıysan, gene öyle yaşayacaksın sanırsın.


Sonra beklenmedik bir anda biri çıkar gelir.


Etrafındaki kimseye benzemez.


Kendini bu yeni insanın aynasında görmeye başlarsın.


Var olanı değil, sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır o.


Ve sen bunca zaman aslında hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığını, bilmediğin bir şeye hasret çektiğini anlarsın.


Şamar gibi iner hakikat suratına. Sana içindeki boşluğu gösteren bu kişi bir pir, üstad, arkadaş, yoldaş, eş ya da bazen bir çocuk olabilir.


Önemli olan seni tamamlayacak ruhu bulmandır.







19 Haziran 2009 Cuma

karambol her haziran




Aynı anda hem ofisi hem de evi taşıyınca madara oluyo insan...... yeni ofis bahçe katında, mutluyuz huzurluyuz , bahçemize kavuştuk :) ..... İstanbul'dan Akın geldi bize yemek yaptı..... hatta bi waffle yaptı tost makinesinde resmen aşerme kriterlerimi değiştirdi attı..... pancake kıvamında bir karışımı (ki onu bizde yapıyoruz ama Akın bir tarife uymadan kıvamına göre ekledi malzemeleri şaşırdık), tost makinesinde bi güzel kabarttı (ki onu biz hiç akıl edememiştik, bravo), içine muz çilek sıvı çikolata koydu, ohhhhh 3000 kalori in da house...... ye iç kudur ..... thnx Akın the big chef. ....




Akın aslında bi arkadaşın nikahına gelmişti ki ben nerdeyse o nikah esnasında halk tarafından linç ediliyodum, haberim yoktu..... Şöyleki, Keçiören gibi fantastik bir mahallede yapılan nikaha bildiğin askılı bir hamile elbisesiyle katıldım ve ninjalar tarafından "AAAAAA kıza bak aaaa!!" diye bağıra bağıra tacize uğradım...herkes resmen parmakla beni gösterdi, biz de şaştık şaşa kaldık... gayri ihtiyari bizde bana baktık, acaba açıkta bişey mi var, bi yer mi gözüküyo gibilerinden, yooooo ..... işin ilginci benim de duyabileceğim şekilde ve açık açık söylendiler.....pause.....neyse giydiğim de şöyle bişeydi alt tarafı.....















Keçiören demişken ne kopuk bir yerdir burası, teleferiği olsun ,yabani insanları olsun, şelalesi ve kale benzeri saçma sapan binaları olsun, kopmuş gidiyo walla..... işte bu josephine koltuk, bu sanat eseri tablo ve içeriği ve yandaki pirizle post mekan anlayışımıza derinlik katan Keçiöreni özetlemek doğru olur...... son olarak Keçiören sux.....


+1


Hamile cemattine ve kahvaltı sevenlere duyrulur.... Ankara House Cafe'de pazar sabahları bi brunch var akıllara zarar..... taaaaa 3 e kadar sürüyo, kuş sütü eksik.....






+1

ya amaaaan bi güzel kitap bulamıyorum bu aralar...arkadaşım "Aşk" isimli son listelerin populer kitabını hediye etti bakalım oralardan bir medet ummaca..... şu "Tanrılar Okulu'nu" merak ediyorum.... okuyan var mı ?????

+1

bi de iyi film yok sanki bu aralar.... sanki vaktim var da gidebilecekmişim gibi söyleniyorum da, ne biliyim en son bi gaz "Star Treck'e" gittik, resmen hayalkırıklıkları içerisinde eve döndük......"Angels and Demons'a" koşturduk, galasına bilet aldık heycanla..... ama yani o şahane kitaptan sonra oldu mu şimdi diyeee diyeee izledik....ö öö .... yanlız derim derim onu derim Alla aşkına "deaf dj'i" bi izleyin... neyseki sağlığımız yerinde gibi duygusal ve anne cümleleri ettim izlerken ....

10 Haziran 2009 Çarşamba

deaf dj



















İşte film budur ..... hiç yorumsuz...... impressed

24 Mayıs 2009 Pazar

bebek partisi vol.1






Uzun süredir blog yerine günlüğe sardırdım, miniğe yazıyorum da yazıyorum .....




+1

bebek partimizi de yaptık, tüm emeği gecenlere teşekkürlerimi sunarım..... ben ve elif dışında içkiler içildi, balkon içeride sigara yasağı olduğundan doldu taştı, müzik köklendi, kapıcı her geleni "3 kata çıkın" diye yönlendirdi (nedense herkesle bi haşırneşir olmuş meraklı tip), gülündü coşuldu..... elifin doğurma günü aslında parti günü olduğundan sancı tutsaydı, hepbir hastaneye gidecektik artık napalım ... bi kısım orda içmeye devam ederiz diyordu :)....


minik hediyeler geldi bissürü .... en çok da kanguruma sevindim, yıllardır görür özenirdim, sırt çantası gibi bebeği takıp çıkan ecnebilere....





diğer ilginç bir hediye de, bebek dikiz aynası..... bu bebek dünyası resmen bir sektör olmuş, 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi böyle bir aparat .... arkada kerata napio diye dikizlemece....işte şu pınarın elinde tuttuğu ayna......




mutfağın hali :)....


balkon :)

23 Mayıs 2009 Cumartesi

BACAKLAR FORA

BACAKLARI AÇTI GÖSTERDİ



It's a boy :) ____ party boy (annesi - babası gibi)

bu akşam ilk partisine katılıyor beyfendi.....

08 Mayıs 2009 Cuma

öcelikle Tanrı Proton Radio'yu korusun!!!


+1






ve Caponlar noodle'ı yarattı, Tanrı vog tavayı korusun!!!!!


+1


Allah kırkbin kere şu lastik belli pantolon ve etekleri akıl eden kadını (adam olduğunu nedense pek zannetmiyorum, kadının halinden kadın anlar), korusun, amiiiin.... valla şiş göbekle bu kıyafete talimsin..... pek de rahat


+1


bu gün bir arkadaşım bana soru sordu, "gece yatakta dönebiliyor musun?"...allahtan bu insan beni görmedi, yoksa diyicem çok şiştim de dönemeyecek gibi, ters dönmüş kaplumbağa gibi mi görünüyorum .... işte bu hamile olunca böyle şeyler yaşanıyor sananlar (belki ben de sanıyordum) cevAP: yok yaw böyle bişey, fişek gibi oluyosun hatta .... 4. ayda enerji gelir demişti doktor, valla biliyo bu işi bu kadın .... bu arada çok önemli bir açıklamaymış gibi buradan duyurmak istiyorum, uyurken göbeğinin üsütüne bile yatıyosun ..... yumuşak yumuşak ohhh ....


+1


doktora gittik gecen gün .... 4 boyutlu ultrason almış yeni, galaktik bir alet, ekranda bizimki, kıpır kıpır ... "offf çok hareketli yine" dedi daktır.... bana çekerse yandık zaten, Zan süper usluymuş aksine.... ama bacaklarını açmadı bi türlü, cinsiyet hala belli değil ....ben hala alışveriş çılgınlığımı yaşayamıyorum ..."gelicek hafta bol bol çikolata ye de gel dedi" doktor ...ben çikolata yiyince hareketli olurmuş ve de bacakaları açma ihtimali artarmış ....sanki her daim yemiomuşum gibi ....

...
...
...


kısaca Tanrı ultrason aletini korusun!!!!

+1


bizim banyoya Nora'yı bekliyorum foto makinasıyla ... siyah seramik karolar onu bekler .... onu söyler .....



Tanrı saç düzleştirme aletlerinin hepsini, marka gözetmezsizin korusun!!!





03 Mayıs 2009 Pazar

sorularım var cemaate





Bir sorum var.... yaz acaba gelmeyi düşünüyor mu?



Tamam ilk aylarda (mayıs ve nisan) sesimizi çıkartmadık, aman yağsın dokunma, sonra susuzluktan geberioruz dedik, bereket yağıyo oh ohhh dedik .... ama gel gelelim mayısa da start verdiğimiz şu günlerde, insan bi kısa kollu moduna da girmek istiyo yani .... dün hava iyiydi dedik mini etek giydik, nah bu kadar topuklu giydik 4 aylık halimizle şık olma çabasına girdik, caaart diye göz nezlesini yedik kafadan.... yaz istiyoruz bu biiiiiiir ....




+1






şu meşhur kriz var ya, ki ben olmadığına inanıyorum .... sistemin bahanesi olarak etiketi yediğimize inanıyorum, neyse bu kriz acaip kuraklık olduktan sonra olmuştu ya...çok su sıkıntısı olmuştu, sıcak basmıştı çok fena....işte şimdide bereket yağıyo, allan bozkır kurak ankarası, tropikal iklim oldu göz göre göre...yani bu durumda acaba kriz bitecek, bereketli döneme girilecek demek mi bu?....


bu mayıs ayıda yağmur duasına çıkan çok kabile var sanırım..... şimdi yazıyı yazarken yine başladı ....



+1



bizim meslekte ilginç konular karşımıza çıkabiliyor.... bir peyzaj düzenlemesi için alana gittik, survey yapacağım.... aaa baktık, sahada bir sürü hayvancık var....mini bir hayvanat bahçesi tasarımı, hayvanların kapalı tellerde kalmasına insanın içi dayanmıyor, bari bunlara süper evler, bahçeler yapalım dedik... çok hoşumuza gitti proje ... şunların güzelliğine bak :





şu asalete bak ....

tavus kuşlarına "aç! aç! aç!!" diye acaip tezahurat yapıp iltifat ettimsede, açmadılar kuyruklarını ....yanlız bi kere görmüştüm, bi açsa oracıkta nutkun tutuluyo güzellik karşısında ... bir taneside albinoydu....





ben bu tavus kuşlarına hipnotize olmuş kitlemiş bakıyoken, Zan uzaktan kendini kaybetmiş çocuk edasıyla bağırdı "deniiiiz gel gel koş burda çok acaip bir deve kuşu var, tek ayağınıda kaldırmış, titriyo" .... koşmadan gittim tabi, dikkatli ve dengeli.... baktım, deve kuşu arıyorum "e bu filamingo" dedi Zan, sanki ben demişim gibi ....deli ayol :)



böyle ördekli, Norton uçan kazlı, tavşanlı, keçili bi gün geçirdik, ölçü alacağımıza bunları izledik 30 saat.... annem de aramış telefonda "keçilere çok bakma evladım" diyo .... bu hamileyken ona bak, buna bakma tribini pek anlayabilmiş değilim hala .... nası bir mantıktır yani?? (soru 3)

30 Nisan 2009 Perşembe

Ankara dibin kara vol.2







ben bu refüje evhamlanıyorum, çocuk sahibi olunca kafaları yemiim bi de (evham kumkuması deniz olmiim da) ..... durdun durdun patladın demeyin, hamile bu iniş çıkış insanı ..... ama şu refüje bak yahu, çıkmış pencereden dışarı, parapette dolaşıyo, kedi işte eşittir edges.....

.....

.....


hoooop sarılır, öperim ben onu (dikkat göbek büyüyooo).....







+1


sera Cafe'de cumatesi (Sibel) ve perşembeleri (Ayça) canlı müzik geceleri başladı Ankara'da baymakta olan insanlara duyrulur .... biz yaptık diye söylemiyorum mekan Manhattan'a yakışır bi jazz bar olma potansiyeline sahip bizce.....bir de sahne alan Ayça olunca :) ....








Cumartesi Sibel ve babasını ilk defa dinledik....farklı bir ses tonu .... çok hoşumuza gitti....bana sanki "the Party" filminde gitarıyla şarkı söyleyen kızı hatırlattı ... yumuşacık, narin, alıp götüren bir ses ....




yanlız dikkatimi çekti, herkes mekanda deli gibi sohpet muhabette .... ok burası bir jazz bar değil ama insan biraz yavaş güler, yavaş konuşur şekerim..... mesela bizim bi arkadaşlarımız New York Manhattan'da bi jazz bar'a girmişler.... neyse müzik başlamış, bunlarda aralarında kakara kikiri takılırlarken, etrafdan bunlara "çık çık çık" yapmalar, ters ters dövecekmiş gibi bakmalar, aşağılayıcı göz süzmeler, susun diye uyarılar falan ..... çıt çıkmıyomuş mekanda kimseden, bunlara bi amele muamelesi yapmışlar, acaip utanç içinde kala kalmışlar, ezik ezik....hahahaha .... öyle işte, siz siz olun bi jazz bara düşerseniz sakın Turk Turk yemeğinizi yiyip laflamaya kalkmayın, yerin dibine sokup çıkartıyolarmış .....
....


....


dün de Ayça ve Gürbüz abiyi dinlemeye gittik..... zaten Ayçayı burda hiç anlatmıyacağım .... "gifted insan", o nasıl bir sestir, maşallah nazarlara vesile olmaya ..... baktım durdum Ayçaya, "bana el ver Ayça "dedim, " bebeğin sesi de böyle manyak güzel olsun" dedim ..... el verdi o da sağolsun .... zaten Ekinin'de söylediği gibi bütün gurubun annesi oldum artık, ben geliorum masada paso bebek muhabbeti başlıyo..... mesela Koray Ekine poz vericek foto için .... "dur şevkat pozu için Denize bakiim, anne olcak ya, yüzümde şevkat bakışı yerleşiyo" falan diyo :)....



....


....


işte böyle gündemin geyiği bu tipleme oluyo daha doğmadan ....bu arada karnımda dayısını da dinledi gecen gün ..... Emrehan Halıcı ve Ankara Müzisyenleri konseri için abim ve sahnedeydi, gururlandık .....








+1

ayrıca anne karnında tango da yaptı bu velet .... belkide içeriden söyleniyodur.... bu kadın napiyo ya bu kadar başım döndü artııııııııık .... pazartesi akşamı, Pimeksin 1. Ankara Tango Festivali kapsamında Mimarlara özel bir gece vardı ... ben de içerisine sığabildiğim tek ve yegane şık elbisemle giyindim kuşandım, taktım Zan'ı koluma, ver elini tango night..... muhteşem ötesi bir gurup ve şov yapan bir çift vardı ....artık bu işi yemek içmek gibi rahat yapıyorlardı, sanki dans etmiyorlar, karşılıklı dedikodu yapıp çekirdek çitliyorlar edasında salındılar pistte ... işte bu kızla oğlan ....

20 Nisan 2009 Pazartesi

I am a form lover





































10 Nisan 2009 Cuma

bahar 300....500 ... (2009 versionu)


Uzun zamandır blog alemlerinden uzağım, bütün alemlerden uzağım diyebilirim.... boyut değiştirmek gibi klişe bir lakırdı edeceğim sanırım izninizlen.... böyle suratıma bahar esintisi yerleşti, gülümseme asılı kaldı, dondu kaldı zaman, etrafımda olaylar ağar çekimde uçuşuyo gibi, insanlar pek bişey söylemiyor gibi, sesler melodileşti .... dünyayı başkasının gözünden görüyormuşum gibi bir hisse kapıldım, sanki gördüklerimi içimdeki bebek de görüyo, (Malkoviç filmi hesabı), o nedenle bol bol bu görüntülere bakıyorum, fotoğraflarını çekip içime emiyorum ..... bir an önce doğması için heveslendiriyorum onu, dünya içime alamıyacağım kadar güzelliklerle dolu ..... çıkıp kendisi baksın artık mini gözleriyle ....










bu arada içeride neler olmakta: tipleme 8 cm olmuş ... parmak çocuk resmen ..... gecenlerde ultrasona girdik beraber .... böyle insan hareketsiz bir cenin modeli görmeyi bekliyor, internette falan öyle resimler görürüz ya.... arkadaş bunda bir hareket, bir aksyon .... ayaklar eller bir dakka durmadı maşallah .... ben gülünce hoooopa dönüyo havuzunda ... hiperaktivite çocuğu geliyo sanırım :) .....


+1

dayanamadım DM'e bilet aldım .... bakalım heves ediyorum ama gidebilecek miyim ....


+1


çok şükür iştahım azaldı ..... doktor tarttı 2 kilo almışım, şaşırdım .... o yemeğe dinozora dönüştüm heralde diye tartılamıyordum korkudan .....



+1

bizim eski terası çok özlüyorum .... diyip duruyorum ama özlüyorum işte ciddi ciddi .... gökyüzü görülürdü evin içindeyken, oh ferahlardı insan ...geçenlerde yazı defterimi karıştırıyodum, terasta oturup manzaraya bakıp bişeyler yazmışım, bi tuhaf oldum okuyunca o baca aklıma geldi ... bacayı da özledim ....


"Nerede başlayacağını bilmiyordum, nerede biteceğinide, işin özü işte bu.

change your life forever.....

bacanın dumanı, kuşlar bir birikip bir kaybolunca, aynı anda kulaklarımda bağımsız basınçla karışık orta kulak çınlaması ....



karşılıklı kuşları izliyoruz, bacadan çıkan duman bilinçaltımdan çıkan düşler gibi, buram buram tüterek yükseliyor,

beni ilgilendiren daha çok çatıya düşen gölgesi.

başımı kaldırıp baktığımda, isteyeceğimin çok ötesinde bir manzara beni kurtarıyor."

........

........

........

chi dergisinde yazıldığı gibi "İnsan düşmüş bir Tanrıdır ve gökleri hatırlar" Lamartin

31 Mart 2009 Salı

Uykusuz her gece






DenizAnası bildiriyor: Şimdiden uykusuz gecelere alıştırma antremanı yapıyorum ... aslında hiç yapmak istemiyorum fosur fosur uyumak istiyorum ama çok su içtiğimden wc'ye bi 30 kere gidiyorum geceleri, sonuçtada uykum kaçıyor.... tam uyuycam bi heyecan basıyo beni, meraklar sarıyo, içim kabarıyp resmen, auramın içindeki diğer aura parlıyo .... sonra sabah oluyo uyku basıyo bu defada uyuyup kaçırmak istemiyorum bu günleri, deneyimi, yine uyumuyorum .... öyle sersem sepelek zaten seratonin overdose geziniyorum, kafalar kırık, iyiymiş yani .... millet 5 çocuk boşuna doğurmuyo, bu bağımlılık yapabilecek bir durum zira.....




+1




aura demişken Refüj acaba değişik dalga boylarını, diğer alemleri falan mı görüyo diye şüpheleniyorum.... yani şöyleki bu kız gelip hep ayakucuma yatardı, şimdi tam karnıma çıkıp uyuyo ... sıcak sıcak masaj gibi geliyo göbeğe ... belkide kulakları keskin olduğundan kalp atışlarını falan mı duydu desem olanak var mı böye bişeye bilemiyorum ... ama bi şekil hissetti sanki... daha uslu sanki ..... daha değişik bi hallerde .... bilemorum....




+1


Alakasız olucak da "Şüphe" filmini izledim bu gün .... havada kalış bu kadar olur bi filmde .... bi yarımsaatten sonra cidden bi takım şüpheler sarıyo insanı, paronaya oldu bizde Zan'la .... daaaa o son neydi, no satisfaction ....




+1


bi soru "Ben Depeche Mode konserine nası gidicem?" (İstanbul'a geliyorlar, hala bilmeyen uzaylı okuyucular var ise hatırlatiim) ...... kalabalıkta etten bir duvar oluştursa arkadaşlarım bana (hangi arkadaşlar onlar bilmiyorum da) safe safe girebilir miyim acaba konsere? ..... bilemooorum








+1


Bu gün Ankara'da hava 22 dereceydi, dün kazaklaydık, bu gün kısa kolluyla, hayırdır işallah .... iklim de sapıttı ... Hava böyle olunca Kuğulupark tıklım tıklımdı, banklarda izdiham vardı .... yüzler gülüyodu .... nihayet geldi, bu sene bahar hiç gelmicekmiş izlenimindeydi.....


+1


Yaa terası nası özlüyorum... şimdi bu havalarda çıkarsın ufak ufak taaaa ekime kadar girmezsin ki bi daha içeriye ... terasta geçer hayat ..... arkadaşlar gelir, bişeyler içilir, müzik sohpet keyif ...... offf offff .... I miss the old life style ...

30 Mart 2009 Pazartesi

hamileye nazi Deneyi ---- ilkler



Dün varya nası sinir oldum şu seçim sonuçlarına .... saçını başını yol derken toparladım kendimi, dur dedim aman sinir stres yapma, yavrucağını memleket meseleleriyle germe .... oturdum karpuz hayalleri kurdum, şöyle sulu kokulu bi karpuz çıksa artık yaz gelse dedim .... sonra dedim kavun da olsa yanında, kiraz bi çanak... kiraz kırmızı olduğundan mavi bir çanak ..... meyve aromalı sakızda buldum medeti .... onda aradım özlediğim lezzeti (git gide yazı saçmalıyo, bu saatten sonra) ... hormonlar şekerim, all because of hormones..... geçenlerde bi makale okuyorum yine, doğal olarak bu hamile triplerine sardırdım, bilimsel kitaplar araştırıyorum enteresan bişeye rasgeldim ....




Ben şimdi bol bol yiyorum ya, o tür bir bilgilenme yazısı diyorki; 2. Dünya Savaşında Naziler yahudi esir kadınlarından hamile olanlara canice bir deney yapmışlar. Deney oldukça pskopatça, demişler ki bakalım bu hamileleri aç bırakalım, bebekler nolcak acaba demişler. Manyaklığa gel. Hakkatende sadece günde 1 öğün vermişler, yazık ya. Neyse 9 ay sonra bütün bebekler gayet sağlıklı, nurtopu gibi doğmuş .... (bilimsel makalede nurtopu yazmıyo tabiki) .... ancaaak annelerde dişler gitmiş, saç baş gitmiş, neticede anneyi yemiş bitirmiş tipler .... makale şunu demeye getiriyo, kadın vücudu doğurmak için tasarlanmış bir makinadır, sen yesende yemesen de doğa bebeği gayet en mükemmel kıvamda ayarlıyo ama yemeğini ye, beslen ki sende bazı arazlar olmasın .... kendimiz için yiyomuşuz kısaca .... ne biliim enteresan ..... 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi, bu galaktik olayda yer alacağım .....




Aklıma gelmişken hamile bi arakadaşınıza ne hediye edicem diye düşünüyosanız, nooooolur, lütfen hatırım için ona bebek günlüğü kitabı alın ...ısrar ediyorum çünkü çok şeker, bayıldım D&R'da kendimi kaybettim ... bana almayın ben gittim aldım .... kitap şöyle içinde ilk doğduğu gün, ilk banyosu, ilk seyahati, ilk cartı ilk curtu ile ilgili resim yerleri var .... bayaa eğlenceli olarak, aile ağacı resimleri, ilk ayak izi yeri, el izi sayfası, ilk aşıları, ilk saçından bi parça, böyle manyakça kafayı kırıyosun ilklerle .... efenime söyliim ilk söylediği kelime, eve gelince ilk hisleriniz .... tam anı hesabı, keşke banada yapsalardı, açar açar okurdum eşşek kadar olunca bile ....


27 Mart 2009 Cuma

u2 3D


- Başlık biraz kimya formulu gibi oldu gerçi .... giden var mı 3 boyutlu U2 konseri filmine?????


+1



Diş Kliniği şantiyemiz bitti en nihayetinde .... ama sonuç bizi keyiflendirdi .... şimdi 3 boyut demişken aklıma geldi, işte projenin 3 boyutlu modeli ve bitmiş hali .....epey bi yakın ....




















+1


Deniz Anasının Günlüğü: Ey Hamileler, bu durumun nimetlerinden yararlanın .... mesela örneğin faraza, 40 kişilik bir sıranın hemen önüne geçiverebilirsiniz .... Geçenlerde Ankara'da yeni açılan ve açılır açılmaz zavalı sıkıcı Ankara gündemine bomba gibi düşen diğer mekanlar gibi tıklım tıklım olan Kitchenette'ye gittik .... bizi masalar boşalana kadar bara aldılar.... Zan (genelde de pek böyle şeyler yapmaz aslında) şefe giderek "eşim hamile barda rahatsız oldu, bize ilk boşalan masayı ayarlayın" gibilerinden laflar etti ve cidden 5 dakka sonra şef garsonun şevkatli bakışları arasında ve millet beklerken biz gerile gerile masamıza yerleştik .... bu doğum işi bitince de arada bu yalanı kullanma kararı aldık Zan'la .... iğrenciz ok .....

+3


Bebek bekleyen ve şişkolaşan anne adaylarına önemli bir haber: Ne giyicem ne giyicem diye kara kara düşünürken Ankara Tunalı Hilmide Benetton var (Burger King'in yanı) oraya bir giriyim dedim ve işte dört ayak üstüne düşütüm .... Benetton artık Hamile kıyafetlerini Turkiye'ye göndermiyecekmiş o nedenle %70 indirim yapmış.... normalde 100 ytl olan pantolonları, 29 'a falan aldım .... çok cici ve şık kreasyonlar var (artık ne derece şık olabiliyosa o kadar.... bol bol kılıklar nede olsa).... Ferulago mutlaka uğra cicim.....


Bu arada alışveriş esnasında, bana annem ve satıcı kızlar (satıcılarda da aynı şevkatli bakış vardı, insan bi tuhaf oluyo böyle herkes Gülenay gibi davranınca, hehe) bana sürekli 3-4 beden büyük kılıklar aldırmaya çalıştılar ... abarttınız diyorum "sen görürsün" falan diyolar .... satıcı kızlar "anca hanfendi, rahat edersiniz" diye ısrar ediyolar ... walla korktum ben, içinde yüzerim yani elbiselerin normalde ... bilmiyorum şimdilik sadece göbek biraz şişti, kimse durumun farkına varmıyo ama anladığım kadarıyla gelecek aylarda balon deniz in the house olabilir .....

+3

Bu kadın takımı beni böyle korkutunca sabahları erkenden kalkıp yürüyüşe başladım .... çok iyi geliyo, freş freş .... bir diğer tavsiyede yoga .... blogları okuyorum herkesin beli sırtı ağrıyo, yoga bu işi çözüyo, şiddetle tavsiye edilir ... ben ki 10 saat bilgisayar başında çizim yapan bir insan olaraktan tek çözümü yogada buldum diyebilirim ....


+3


ailecek kafayı yedik .... olacağı buydu çünkü bizim ailede en son bebek 20 yıl önce ablamın oğluydu .... tabi bebek özlemi bünyelerde almış yürümüş, herkesi bi telaş, neşe, bayram havası sardı ... minnacık minnacık zıbınlar, patikler, şapkalar toplanmaya başlandı .... asıl alışveriş manyaklığı cinsiyet belli olunca başlıcak sanırım .... yanlız o mini kılık kıyafetler cidden çok şirin, çok çekici.... insan kendini kaybedip bütün mağazayı indirebilir ..... o minnacık çoraplar çamaşır makinesinde nasıl bulunur o merak konusu, kapaktan içeri dalışa geçilecek sanırım :)....








Alien gibisin zarif ve inceeeeee





Benzetmek gibi olmasın Allah korusun Alien gibi içimde yaratık var oley :) ..... anlatıcak çok şey var, malum dünyanın en garip ve en eğlenceli tecrübesini yaşamaktayım .... 3 ay geçene kadar pek bahsetmek istemedim ama doktorum ki kendisi biraz high bir tip "10. haftayı bitirdin, yani yırttın" diyince bende artık dayanamadım yazmaya başladım....


+1

hooop dön başa, çayını kahveni al (ben içemiyorum benim yerimede al, al alkol al hatta).... şimdi ben olaydan şüphelenince gittim bi test aliim dedim, çiş testi bildiğimiz ve yaptım... hatta anneme gittim müjdeyi vericem.... e test negatif çıktı, yani tek çizgi .... bende şaşırdım böyle nasıl üzüldüm, iç güdüsel olarak çünkü emindim azbuçuk .... neyse test böyle çıkınca biz snowboarda gittik çok lazımmış gibi, daha öncede anlattığım üzere, bir düşme bir düşme, yuvarlanma, yerlerde sürünme (sıkı tutunmuş demek içeride kerata:) .... neyse geldik aksyon dolu tatilimizden beni yine bi şüphe aldı .... gittim bi test daha yaptım işemeli..... bu defa da hiç çizgi çıkmadı, boş test .... artık sinirlerim bozularak ve eczacıya saydırarak napiin napiim derken, merak da içimi kemirerek hadi dedim bi test daha yaparsın sen Deniz, yılma ....e oda boş çıktı, ne çizgi var ne bişey .... boyle elimde çişli test bk gibi kaldım afedersiniz....




böyle muallak bir drum (şakacı bi çocuk olucak sanırım) .... neyse en sonunda Öz geldi "sen yapamıyosun çekil şurdan" dedi ve ben artık çiş yapmaktan vasat bir haldeyken testi yaptı veeeeeeee tataaaaam ..... çift çizgi caaart diye çıktı :) .... neyse biz banyoda çığlık kıyamet, birbirimize sarılıyoruz falan, günlerdir bu muhabbetten artık gına geçiren Zan geldi içeriden .... masmavi gözleri kocaman açmış "hadi beeee" diyebildi .... Pause ..... Öz de psikolok ya şoka giren Zan'a hemen oracıkta teşhisi koydu "ah canııım çok heycanlı, yanlız müthiş bastırıyor......, bu gibi cümleler bastırılmış hallerde söylenir" gibilerinden akademiklaflar ederken ve herkes ayrı ağızdan konuşarak şoklardan şoklara gireken ortama Woody Allen gelse çekime başlardı yani:)


+1

sonra doktora gittik doğal olarak, ultrasonda bi tip .... minnacık, bir nokta yanıp sönüyo yanıp sönüyo ...."bak bu minik kalbi" dedi doktor .... Pause ... orda işte bi gidip geldim ..... varoluşsal hertürlü kavram beynimde kalbimde ayaklandı, uçtu, gitti, yerine döndü, iyice battı, köklendi, başım döndü, artık heralde tüm çakralar açıldı, anlatılabilcek bir his değildi, seratonin overdose .....
bu de ilk resmi ablası :)




+1


gelelim belirtilere hislere..... hiç belirti yooook :( .... yani bişey olsun diye bekliyo insan, yok yani bi olay ... hani o filmlerde ki kusmaları falan boşuna mı izledik biz yıllarca.... ne bulantı ne bişey.... ben unutuyorum çoğu zaman, şantiyede falan hoplayıp zıplarsam Zan hatırlatıyo sağolsun .... yalınııııız Godzilla gibi bir iştah, o yemekler, o tatlar.... ben şimdiye kadar yemek yememişim bunu anladım .... otururdum masaya mıymıntı mıymıntı yerdim kuş kadar..... şimdi ağız dolusu yemeler, ikinci tabağa geçmeler, yandakinin tabağına gözüm kaymalar falan .... nası güzel gidiyo anlatamam ... şimdi nede olsa sosyal bir hayvanız ya bir yerde okudum, anne depolamaya çalışıyomuş bol bol yiyip, olur a bir kıtlığa falan düşersem diye bilinç altında, bebeği beslicek garantiye almaya çalışıyo kendini .... bu arada tabi olan yine Zan'a oldu ... ben yedikçe oda yiyo ... ama yani beni öyle iştahlı iştahlı yemek yerken gören biri az önce masadan yiyip kalkmış bile olsa oturur bide benle yer, öyle bir zevk alış öğünlerden .... mesela insan sabah kalkınca ilk bi saat böyle bişey yiyemez ya, ben ise deli gibi aç uyanıyorum mutfağa bi girişim var tam kıtlıktan çıkmışım gibi, dolabı açıp tepsiye doldurmak suretiyle abartıyorum.... Zan'da eğleniyo yemekle hiç arası olmayan bu insanın bir anda obezite timsaline dönüşmesine .....






Zan'a gelince, sağolsun bi kere daha anladım ne kadar yüksek bir ruh olduğunu .... nasıl bir el üstünde tutmalar, bir dediğimi iki etmemeler .... kilo alıyorum doğal olarak "çok güzelleştin" diyip duruyo, "senin asıl kilon bu demekki, sana yakışan 53-54 kilo" gibi laflar sarfediyo, ne biliyim moral motivasyon oluyo insana .... hakkını ödeyemem cicim ....






+1






değişimler belirtiler demişken mesela uyku hali var azıcık ... şimdi ilk 3 ayda bebeğin organları oluşuyomuş, sonraki aylarda oluşan organcıklar gelişiyomuş, artık oluşma yok .... o nedenle ilk 3 ayda acaip uyku olurmuş.... düşünsene içinde bişey oluşturmaya çalışan bir tipleme var, mucizevi ... düşününce kafayı sıyırmamak elde değil .... hamilelikde de kan dolaşımın normal insanın 3 katı hızda oluyormuş .... o nedenle yanaklar al al oluyo.... bi de yenilendiğini hissediyosun ... geçenlerde bende uçuk çıktı mesela .... böyle uçuk çok gıcıktır, önce kabarır, sonra kızarır haftalarce geçmek bilmez, deli eder insanı .... neyse uçuk çıktı 3 gün sonra söndü gitti .... oha dedim, biyonik kadın gibi hissettim kendimi :) .....






işte böyleeee bilim kurgusal günler devam edip gitmekte, daha bissürü olay var .... anlaticiiim ....






deniz the pre mother .....


23 Mart 2009 Pazartesi

şiirimsi vol.1

çoook uykum var.....
çoook gözler yanıyo ama arabesk değil.....
açım aç...... ye yedikçe ye.....
lezzetler offfff.....
kokular öğğğğğ.....
göbek şişiyo gibi .....
heyecan hat safhada, delirtir....
sabırsızım, hemen elini tutmak istiyorum .....
düşüüün düşüüün isim düşün.....
sen benim en tatlı düşüm :) .....


11 Mart 2009 Çarşamba

ofis halleri- masa - film




Dikkat ettim çalışılan ortamlarda kadın erkek masası kesinlikle farklılaşıyo .... bak bi masaya, hop kullanıcı cinsiyetini belli eder .... mesela benim masa tam böle kız masası .....






bir takım öğeler saçma sapan .... ofise gelen proje sahipleri dikkatlice baksa neredeyse edepsiz resimler durmakta sağda solda ...... zumlaaaaaaaa



yazısız.........

+1




bir Amsterdam partisi flayırı.....


uğurlu filli bardağım




(bu resmi annem 2 dakkada yapmıştı..... ara not alakasız)







origami kuru bi arkadaş ofis hediyesi olarak getirmiş ... daha ne karmaşa masada, ekinin mektubu, 1 adet dove el kremi, 1 gün önce sürülen oje, bilimum kalemler, refüj, bilezik, ot, bk....



+1





mesela geçelim karşıya Zan'ın masasına, ne kadar ciddi .... incik boncuk yok, sadece gerekli evraklar falan ... kendi içinde bir dağınıklık ve düzen karmaşası ... huzur içinde bir masa





+1

"Revolutionary Road" ne öyle yaw..... ohaaaaaaaaaaaa..... "Hours" dan sonra izlediğim en iyi kadın pskolojisini yansıtma ödülünü veriyorum ben bu filme, Oscara ek olaraktan ... Açıkçası çok önyargılı gittim filme, Leonardo Di Caprio (ki hiç sevmem) ve Kate Winslet ikilisinden bir "Titanic" facidası daha bekliyorduk... Neyse ilk yarı sakin geçti, iş hayatıyla ilgili ve evlilikle ilgili konu ince ince işlendi ama ikinci yarı bambaşka hardcore bir meseleye girildi (burda anlatmiim) bizde bütün seyircilerde gerim gerim gerilmeye başladık .... sona doğru "bir sakatlık geliyo alaaaah" diye diye izledik ve ennihayetinde .... kadıncaaz oscarı hakedercesine ortaya koydu son sahneyi ki helal olsun yani .... (tekrar tekrar yineliyorum hiç mi hiç hazzetmem Kate Winslet'ten normalde) ama yani yapmış yapacağını .... neyse izleyenlerle yorum paylaşasım var, duyrulur ....


+1

nora nora thnx a lot 4 the gift ..... :)

02 Mart 2009 Pazartesi

Synecdoche, New York ömrümüzü yedi








Pazar akşamı "if film festivali" kapsamında gittiğimiz bu film ilk başta eğlenceli başladı, iyiydi hoştu ..... Being John Malkovich kadar ilginç olmasada izletiyordu, merakla ve sabırla takip ettik ....ancaaaak son yarım saatte herkes kıpırdanıyor, saatine bakıyor ve baygınlık geçiriyodu (hayır acaba birtek ben mi entel değilim bu salonda diye etrafa bakındım da) ....film çıkışında cidden izleyiciler kendilerini salondan dışarı attılar.... bi de ara yok, wc ye akın etti herkes (ben tabi arada sıkışıp çıkmıştım, milletin küfürleri eşliğinde) .... yani bir şey ha olucak ha oldu diye filmi beklentiyle izledik sonlarda ama yok nafile ... bitirdi bizi .... işte yönetmen yine Malkovich deki konulara dem vurmuş, roller, kimlikler, ölüm, sorunlu aşk.....etc..... ordada öyleydi ya, birbirlerinin içine girip, başkası olmak, kukla gibi bir diğerini oynatmak gibi konular vardı ve çok da eğlenceliydi .... bu ise.... ı ıh .... neyse pazarımız helak oldu, sinema olmasa, evde dvd falan izlenilmezdi yani .... ok bu kadar karalama yeter .....




+1




azcık filmden bahsetmek istiyorum dayanamıycam ... bi tane adamımız var yönetmen, karısı ve çocuğuyla yaşamakta ... ama araları biraz limoni gibi, mesela şöyle vermiş bunu yönetmen, bunlar terapiste gidiyorlar kadın adamın öldüğünü hayal ettiğinden bahsediyo falan .... adamın sahnelediği tiyatronun ilk gününe gelmiyo, diyo ki iş yetiştirmem lazım ... işi de enteresan, mini minnacık resimler yapıyo .... karınca kadar ve büyüteçle bakınca görülüyor ancak .... sonra adam dışkısı gri renkte diye doktora gidiyo, adamda bissürü araz çıkıyo, böyle hastalık hastası gibi bişey ... o esnada buna hafiften yazan tiyatronun bilet gişesinde çalışan bi kız var .... karısı en nihayetinde basıp gidiyo almanyaya, adamcaaz tabi downlarda, etrafı deli gibi temizlemeye başlıyo .... biletçi kızla takılmaya çalışıyo ama olmuyo, yapamıyo .... biletçi kızın evinde sürekli yangın var bu arada, duman içinde bir ev (o kısmı bizde anlamadık) .... sonra birden bu yönetmene bilmemne bursu kazandığını açıklayan bir zarf geliyo .... çok para .... bu da gidiyo New York'da kocaman bi warehouse alıyo, tiyatro oyunu sergilemek için ..... bu arada oyunculardan bi kız da buna kayık, bir anda bununla evleniyo, bir sonraki sahnede çocukları falan var ..... hah diyoruz tam adam düze çıktı mı acaba derken, bunda hastalıklar nüksediyo .... adamın sergilemeye çalıştığı oyunda şöyle: bu adamı biri oynıcak, biletçi kızı biri, karısı karısını oynıcak, normal hayatta ne varsa oyunda da yazılmaya başlanıyo ... oyuncular sonlara doğru isyanda, 16 yıldır çalışıyoruz bizim ne zaman bir seyircimiz olucak falan diyorlar .... bi türlü ortamda oyun yok .... o sıralar bunun kızınını annesi dövme sanatçısı yapmış, bütün vücudu dövme içinde .... bu atlıyo bunların yanına gidiyo, kızım daha 4 yaşında diyo, halbuki kız 11 yaşında, adamda zaman mekan falan da gitmiş yani anlıyoruz ki ..... neyse yıllar geçiyo, kızın dövmelerde iltihap olmuş ölüm döşeğinde .....bundan homoseksüel olduğunu itiraf etmesini istiyo .... bu adam şaşırıyo, ama naapsın kızın son isteği, hiç öyle bişey olmadığı halde, yumuşağım ben falan diyo, alakasız ..... ya daha neler neler ..... of anlatamıcam daha fazla .....

01 Mart 2009 Pazar

yenilenme





Tamam havadan yakınmıycam, ama bu kış ne ısrar etti böyle .... geldi gitmek bilmedi.... tadında bırak kardeşim, bi güneşi de göster hep bana hep bana ... gerçi dün güneş vardı accık, güneşi görür görmez deliren İngilizler gibi hemen kendimizi Eğmire attık .... Eğmirin kış modu da harikaydı, o büfelere pilastik örtü geçirip korunak yapmışlar, içinede soba yakmışlar sıcacık, ohhhh, keyifler keka .... bi de gölün üzeri silme kuş doluydu, ama martı desem değil, garip bi tür .... sanırım göçerken konaklayıp dinlenme durağı yapmışlar gölü... e tabi endişelendik, sayın salak belediye başkanı burayı imara açar da bu gariban kuşlar mola yerlerinden olur diye, vesvese yaptık .....


+1


içimde kıpırtılar var, auram artık çift kişilik, yada çift kişilikli ... planlar yapılıyor deli gibi, sevinç içimize dolup taşıyor, deneysel yaşam biçimleri ile dans ediliyor ..... değişim en yüce şekliyle bize kucak açıyor ...... hediye en sonunda verildi, onurlandırıldık, ödüllendirildik ..... cesaret işi bunlar, biraz gözünü karartınca sanki kapılar hafiften aralanıyor..... kapanan kapıların ardından bakıp zaman kaybetmedikçe geri dönmeyi bildikçe, tutulan boyna sürülen bengay gibi kayganlaşıyo zeminler ....

27 Şubat 2009 Cuma

slumdog millionaire





Perşembe akşamı "Slumdog Millionaire" if bağımsız film festivali kapsamında izlenildi..... ben bayıldım, çok pozitif bi akışı vardı .... zaten "Shallow Grave" ve "Transpotting" mükemmel, "Beach" mükemmele yakın filmler olarak Danny Boyle'ın imzasını taşımakta, gönlümüz feth etmektedir. Lakin o "28 Gün Sonra" neydi öyle yahu??? fiyasko demeye dilim varmıyor ama bana hitap etmemişti diye sıyrılma cümlesi sarf ediyim gitsin.


+1


if'de başka başka birsürü manyak film var ama ancak pazar günü bir filme daha gidebiliyoruz..... yakaladığınız sağlam filmler varsa, bilin ki görüşler merak ediliyor......


+1


bu arada odtü tam kadro orada idi (festival'de cepa'da)..... yanlız biz öğrenci alemlerinden ne kadar uzak kalmışız, paspal entel genclik yanında şık falan kaldık .... bi tuhaf oldu:) .... bir de sevindirici haber sinema yanındaki yeme içme bölümünde "schlotsky" açılmış ki saldırdık adeta ..... menuler de hiç İstanbul fiyatları gibi değildi .... pizza+kola+salata(yada çorba) toplam 13 tl falan .... great :)

21 Şubat 2009 Cumartesi

if Ankara








Nihayet 26 Şubat Perşembe filmlerimize kavuşacağız.... Geçensene birbirlerini yiyen iki tipin filmini izleyip travmalara girmiştik (burada anlattığım üzere), bu sene bakalım nelere gebe .... ben öncelikle populer kültürden etkilenerek adını sık sık duyduğumuz "Slumdog Millionaire" e gitme niyetindeyim....şimdi baktım hala bilet var :) ..... festivalde diğer dikkat çeken filmler "The Sky Crawlers" ki animasyonu merak konusu, "Tokyo Gore Police", " Synecdoche, New York" gibi gibi .... ayrıntılı bilgi :








+1




Bu aralar bir dergiye mimarlıkla ilgili bir yazı hazırlıyorum ve yaklaşık 2 ay önce Amsterdam'da bir mimari gurupla yazışmaya başladım .... bu tasarımcıların çok meşhur bir yapıları hakkında hazırladığım yazıda, onların yolladıkları dökümanları kullanmak istedim.... Nasıl ciddiler, nası işlerine saygıları var anlatamam .... her mailimi ayrıntılı cevapladılar, dökümanları yolladılar, kontrol ettiler, cd yolladılar, fotoğraflar için bunların çalıştığı fotografçıdan izin almamı istediler .... fotolar büyük formatta bu fotografçıdan geldi, dergi hakkında bilgi istediler, hardcopy yollar mısınız dediler ....


benim çok hoşuma gitti bu ciddyetleri ne biliyim paylaşmak istedim.... ülkede bu kadar çok lakayit insana gün içinde maruz kaldığımız için şaşırdım açıkçası .... bu arada yazıştığım böyle bir kaç gurup daha var, onlarda böyle .... yani genel tavırları saygılı, ciddi, prensipli ve ayrıntıcı .... tam Avrupa kafası ve bu benim çok gıpta ettiğim bir yapı .... işte projeden bir örnek resim ... projenin özelliği cepheleri ve çatısı olduğu gibi bitkilerle kaplı olması .... yapı hakkında bilgi ve diğer resimler dergide .....






20 Şubat 2009 Cuma


Qua Qua mikiki? diye sordu geçenlerde biri.... nasıl yazılıyor hiç bilmiyorum, tamamen attım yazılışını..... meali kızılderilice: "yemek vakti ne zaman?" mış .....


+1


bu aralar biraz bunak gibiyim .... yine geçenlerde yan komşu Mert aradı taaa İstanbuldan....


Mert: "Deniz sokak kapınız açıkmış, kapıcı önünde duruyomuş"

Deniz: "Eeee kapasııın, biz şimdi sinemaya gidiyoruz"

Mert: "Kızım deli misin? ne rahatsın? hırsız mı girdi noldu?kapı açık diyorum, koş bi git bak"



O sırada bana değil de Zan'a dank etti ve ani bir u dönüşüyle ve hırsız paniğiyle eve doğru son sürat çark etti.... ben de hala kapı açık ya, Refüj (kedi) kaçmış mıdır acaba kapıdan diye dertleniyorum.... neyse gittik kapıcı kapıda sigara tüttürüyo .... "abi" dedim "girdin mi içeri bişey çalınmış mı?"....çok ciddi cevabı yapıştırdı "neee, girer miyim hiç!!.... parmak izim kalır, çok büyük suç o, siz girin bakın" dedi, trip trip .... alla alla diye diye girdik herşey yerliyerinde durduğu gibi, refüjde koltukta gerine gerine yatıyo mini kaplan edasıyla ....


yani sonuç: en son evden ben çıktığım için anlıyoruz ki kapıyı maşallah açık bırakıp çıkmışım .....saatlerdir de kapı ardına kadar açık durmuş ..... pause ...


denilebilecek hiç bişey yok, Zan'la birbirimize baktık öyle.... ve şöyle dedi "bari artık kapıyı kitleyelim çıkarken, ha tatlım?" :)


+1




böyle vur patlasın çal oynasın modunda takılıyomuş gibi gözüksek de buraya hiç yansıtmadığım lanet olaylar yok değil .... şantiye var ya şantiye ömrümüzü yedi, bu kadar zevkli olmasa çekilir iş değil .... yorgunluk, uyku özlemi, gece gündüz çalışma, salak saçma kaprisler, beyin özürlü şehir eşkiyası ustalar (bir kısmı), milletin en ucuza iş yaptırma isteği, blah blah ..... arada gerinip gerinip bi kafa atasın geliyo mesela ustalardan bazılarına .... 30 kere gerizekalıya anlatırmış gibi sabırla anlatıyoruz, yok anam yok ..... ı ıhh .... bazı ustalarda çok komik Zan'la bizi gülme krizine sokuyolar, sürekli düşen bi boyacı var mesela, ne zaman baksak yerde, elinde fırçasıyla...... bi demirci ustası var 60 yaşlarında, captain black içiyo, kadife ceketi, adidas ayakkabılarıyla, lazer gözlükleri takıyo bi çalışışı var, zannedersin nasadayız ..... alt tarafı demir kesicek ..... neyse iyisiyle kötüsüyle bir şantiyenin daha sonuna geldik .... masaj, spa, bilimum rahatlama gerçleri istiyorum .....

16 Şubat 2009 Pazartesi

uludağ sonrası choke (günlük tipi bi yazı)





Tamamen alakasız olarak ben artık bir boardcuyum???!!! Aniden çıkan sevgililer günü Uludağ turuna katılıken asla ve asla snowboard yapacağım aklıma gelmezdi......ben ki deniz yaz insanı, güneş kum canlısı, kardan soğuktan nefret eden bir tür olarak, gider otelde kitabımı okur şömine keyfi falan yaparım diyordum ki..... abimler hemen Zan'la beni piste itekledirler..... bizim ama giyicek hiçbişeyimiz yok demeye kalmadan, bir kılık kıyafet, bir havalı takımlar falan verdiler .... o anda moda girdik .... amaaa millet nası böyle gözlükler, full aksesuar, zannedersin podyumda kayılıyo, envayi çeşit şapkalar (boynuzlu, fosforlu, turkcell tavuklu, tüylü, cartlı, curtlu), öyle bambaşka bir aleme düştük .... hava bu arada (biz anlamıyoruz) sisli ve kapalı olduğundan bütün kayakçılar bordcular kara yaslarda, meğer en istenilmeyen havaymış falan ..... işte slalomdu, skipass dı, bi takım muhabbetlere tamamen uzaylı olarak Zan'la pistlere attık kendimizi ... ben daha önce az çok kayak yapıp, bu ne be, düşe kalka, oofff diyip hemen vaz geçmiştim..... lakin board inanılmaz zevkliymiş, yılın bütün stresini attım üzerimden ....




şimdi boardda bir sürü takım taklavatı ayağına geçirip, ayaklar serbest olmadan düşmemeye çalışırken, bir anda deli gibi hızlanan aletten kendini yere usturuplu bir şekilde atarken de bi tarafını kırmamaya çalışıyosun ki oldukça zor....ilk gün Zan'la düşme manyağı olduk, ağzımız yüzümüz dağaldı, morardık, bittik .... biz sisde kaybolmayalım kafamızı dağatmayalım diye abiler bir ağaç bellediler, oraya gidip aşağıya inin sonra yürüyün yine aşağı inin dediler..... ama nasıl yorucu o eşşek yükü boardu taşı zaten karda uzay adamı gibiyiz, hareket zor falan .... Zan dediki "gel ya burda çok looser olduk, çıkalım dağın en tepesine pistten aşağı inelim boardla, nolcaksa olsun, nasılsa inmek zorundayız öğrenmek zorunda kalırız" gibi bir mantık yürüttü sağolsun .... ben de deli buna uydum ..... çıktık telesiyejle, düşeeee, düşeeee, düşeeeee..... baktık aaaa kayıyoruz bayaa .... abimler ablamlar ve turdakiler şok geçirdiler bizi görünce .... bi de birbirimizi kameraya aldık, havalı havalı ..... neyse bu güne kadar yapmadığımıza yandık, süper zevkliymiş ...bi de iyice öğrenip zevkini alınca nası dejarj olursun düşünemiyorum ..... (kasıcam çok çalışıcam şu yukarı resimdeki gibi uçucam...vuhuuuuu....)


+1





neyse döndük Ankara'ya yorgun argın, morluk içinde Choke diye film koyduk .... iyiydi ........

12 Şubat 2009 Perşembe

Sevgililer Günü Katliamı üç buçuk


Aaaabiiiiiiiiii ..... var ya Zan'la birbirimizin kolunu sıka sıka izledik filmi, altımıza ediyoduk ..... 3 boyutlu ya bi de, adamın beyni parçalanıyo mesela parçalar üstüne üstüne uçuyo ..... eve tırsa tırsa döndük, otoparkta arabanın kapılarını kilitledik o derece ....zaten gece 12'de sinemadan çıkınca alış veriş merkezi bomboştu, sinemadan çıkanlar birbirine sokula sokula, gurup halinde hareket ettik :) .... nesye acaip eğlenceliydi, şiddetle tavsiye .....
+1
yanlız film yaklaşık 4 defa koptu ... koptu olmuyo tabi bu teknolojide .... durdu diyelim.... açıklama ise şöyleydi, bi çocuk çıktı bağrarak, sinemayı gösteren makinanın içindeki ampul şehir şebekesi tarafından beslenemiyor tarzı kimsenin tam olarak anlamadığı bir şeyler söyledi .... o kadar uzun 3 boyutlu seyredince biraz gözlerim acıdı ... ama o kişisel bi durum, hep ağrıyo, bu kısım geçersiz yorumdu ..... ayyyy hala tülerim diken diken oluyo
yani düşünüp taşınıp bir korku filmini 3 boyutlu çekmek dahiyane .... çok etkileyici olmuş, geriiim geriiim gerildik ..... gözlüklerde çok teknoydu, ama maalesef çıkışta aldılar .....
........................ (Jou Jou)

Sevgililer Günü Katliamı




Yıllar yılı bıkmadan usanmadan ve azimle RadyoODTÜ'yü ararım sinema bileti kazanmak için.... Ama ne hikmetse muaffak olamamıştım. Hatta işyerindekiler falan bilir, her cumartesi "Bazıları Sinema Sever" programını asla kaçırmam, sorduğu sorulara kaplan gibi telefona atlamak suretiyle cevap verip, merakla haftanın kazananını beklerdim .... Ama şeytanın bacağını kıramadığım gibi, uzun süre ofistekilerin eğlence konusu olmuştum .... Veeee dün, yine telefonu koparırcasına numaraları çevirdim, cevabı tamamen kafadan ataraktan söyledim adımı yazdırdım ..... tatmin olmadım Zan'a "sen de b -şıkkını cevap ver, adını yazdır, noooooooolur...." diye emellerime alet ettim..... Zan da garibim "saplantı oldu sen de bu sinema bileti olayı yıllardır, deli ya.... gel ben götüriim seni sinemaya" diyeee diye aradı.... Neyse cevap açıklansın diye bekliyorum, çat diye telefon çaldı, arayan numaranın ilk sayıları 210, yaniiiiiii odtü nün oralar ..... işte o an...... pause...... zafer anının tadını çıkarta çıkarta bi de canlı yayına çıktım .... yan odadan dinleyen Zan gülme krizine girdi....... ona göre o kadar saçmalamışım ki konuşurken : ) zafer sarhoşluğu işte......


Kazanılan film "Sevgililer Günü Katliamı" ayrıcada sadece davetliler gidiyomuş, özel gösterimmiş, hohooooyttt ... en ilginçi 3 boyutlu olması .... bakalım .....

10 Şubat 2009 Salı

bahara 300.....500


Ruhu uçuran havalar yaklaşıyor ..... Resurrection .....

örgü kadını (bergüzar korel=ören bayan)


Kaptırınca örgüye, beyinde serotonin hormonu salgılanırmış .... mııış ama ... bilimsel araştırmalara göre ritmik ve tekrarlanan hareketler yapınca vücut (spor, sex, örgü gibi) hoooop seratonin seviyesi tavan yapıyormuş .... cidden örgü örünce insana bir bağımlılık gelir....... çekirdek yemek gibi, şu sırayıda bitiriim öyle moduna girer insan .... neyse ben örgü elbiseye böyle olmadıkça örgü demem.....




















+1


o değilde şöyle bir bloga bakiim dedim .... aman yaaa.... nası bi kız blogu olmuş son zamanlarda, yemek tarfileri, alış-veriş muhabbetleri falan, kopmuş gidiyo .... bir de örgü konusu işlenirse tam kıvamı işte..... (bunda bu aralar sürekli izlediğim "evel wears prada" ve okuduğum kadın konulu kitapların etkisi olabilir mi acaba????? ....kitaplar şöyleki: "3 kadın 3 pırlanta" ...."yeni başlayanlar için sushi" falan falan..... kitapları aynı anda okuyunca kadınların söz konusu durumları karışıyor bir safhadan sonra.... kış işte insanı nelere mecbur bırakıyort....)









+1



private note:


ekini : I'm a shoe lover .....

08 Şubat 2009 Pazar

ÇOK





yorgunken ve artık şantiyede bir hayat sürdürürken, aaa bir baktım bana mektup gelmiş .... Ekini vitamin enjekte etmiş gibi oldum bünyeye ...süpriz insanı teşekkürzz





+1

gecen hafta saatler süren kıyafet partisi hazırlıklarımızdan sonra güle oynaya gittik "if" e.... ben bir japona taş çıkartacak kılık kıyafetimle salınırken, Zan uzaydan dumanlar içinde yeni inmiş bir tavır sergiliyordu.... hazırlanırken hatta sürekli "haragiri savaaaan, Zan san" falan diye konuşarak iyice havaya girmiştim .... Neyse gittik, önce bir kapıdan bakalım dedik.... ama ilginçtir etrafta gezen hiç abuk subuk kılıklı tip göremeyince Zan "dur ben bi kapıya soriim" dedi (allahtan kafasındaki tüy yumağı garip zımbırtıyı ve gözüne taktığı tacı çıkartmıştı).... geldi kös kös .... "e party bitmiş" dedi.... saat 12.00 daha bu arada ..... pause ....



o kılıkla ööle oracıkta kaldım ....neyse evde o kadar eğlenmemizi kar saydık .....

+1


"if" demişken, film festivali başlıyor !!!!! ... gecen sene bloguma şöyle yazmışım .... "öğlen gösterimleri var, ama ben kendimi öğrenci mi sanıyorum, iş var iş......öööö....ancak akşam gösterilerine gidebilirim..." gibi mıymıyda mız mız gibi üzülmüşüm .... bir sene geçti ve ben özgürüm ... bravehart taki gibi freedoooooom diye festivale bağırarak girmek istiyorum .... bütün gösterimlere gidilebilecek ...ohhh


+1




bir merak bir merak "the fall" ı izleyebildim.... ama işte tüm övgülere rağmen, kimsenin film zevki kimseye uymuyor şekerim .... ok, görüntüler,renkler, kostumler muhteşemdi, ama film beni içine alamadı bir türlü .....sonuna doğru gereksiz hüzün doldum hatta..... sinirlendim modum düştü diye...

http://www.thefallthemovie.com/



+1

o değilde "lost" çılgınlığı gümbür gümbür başladı..... arkadaşlar sağolsun hemen imece usulüyle beşinci sezonu indirmişler .... şok üstüne şok, tempo hızlı başladı alttan altta meraklar kabardı ....



Ankara'da yaygın değil ama, bir arkadaşım anlattı, İstanbul'da nevizadede "lost izlenir" ibaresi alında, maç izletir gibi dizi izleme seansları başlamış .... 10 ytl biletmiş, dizi bitince oturup üzerine tartışmalar attırıyorlarmış :) .... o la la ....


+1


dö la şantiye beni bekler .... iyi haftalar herkeslere....

02 Şubat 2009 Pazartesi

Durumlar bka sardı !!!


Karar veremiyorum... Bir arkadaşım var, bir diğer arkadaşımla çıkmaya başladı .... Biri bana (hiç de sevmem bu muhabbetleri) diğerinini bilmemesi gereken şeyler itiraf etti..... Bana??? .... niye beni buluyo anlamıyorum bu tür salak şeyler.... Git de ona söyle, illa birine itiraf etmek istiyosan alakasız birine yumurtlayıver.... Nası bktan zor bir drumda kaldım şimdi .... Gidip nası söyleyesim var!!!! ..... içimde koşan atlar, taşa çarpan dalgalar, tungstenini arayan ampuller yanıp sönüyo .... söylesem de..... bunlar kavga falan etseler (ki kesin edilesi bir konu, ayrılığa kadar gider yani o derece) ..... kavga kopsa eşittir kendini kötü hisset .... söylesem, bunlar takmasa durumu, sarılıp öpüşüp sevişseler, ben bk drumuna düşücem.... eşittir kendini kötü hisset .... gidip arkadaşımın onurunu kurtarmasam, kendini bk gibi hisset ..... ron ron ron .....




28 Ocak 2009 Çarşamba

dilek kurabiyemden çıkan gizli anlam








Ankara'nın güzide mekanlarından Quick China'ya gittik geçenlerde Zanl'a .... neyse yemek yendi, patlama noktasına gelindi falan, derken elinde sepetiyle, çin lokntasında olmasına rağmen hiç aldırmadan Adanalı olduğu her halinden belli garson çıkageldi .....




Yemek sonrası herkese sepetinden kibarca kurabiye ikram etti.... biz de aldık .... millet bi hışım löpürdetti kurabiyesini hızla içinden çıkan kağıda saldırıyo .... Zan'da açtı, işte bi "falım" triplerinde mani çıktı .... ben de nası yavaş yavaş ritüel olsun diye yedim, aldım kağıdı elime okiicam, gizli manalar çıkartıcaz kurguda......


AAAAA ..... Kağıdım boş ..... Pause .... eviriyorum çeviriyorum .... nothing .....




"ya siz adamla dalga mı geçiyosunuz kardeşim, bu ne böyle ama boş çıktı, şaka mı bu, hayal kırıklığımı hemen bir saki söyleyerek geçirebilirsiniz ....pisleeeeer" diye bağırmak geçsede içimden, kibarlığımdan ödün vermeden, Adanalı Sayit abiyi çağırdım .....

dedim "bu boş....." sessizlik ....... "joker mi???"....sessizlik ..... şok oldu adamcaaz, "nasıl olur hanfendi..." falan diyo yüzü beti benzi attı .... ben de zannettim kötü bişey, bir tavatüre göre bir çeşit lanet falan mı acaba diye söyleniyorum .... neyse o kadar teatral hareketten sonra gitti elinde sepet yine geldi, yenisini çekin işareti yaptı gayet sakince .... hiç bişey olmamış gibi .... pişkinlik ayol resmen ...... acaip sinirlerim bozuldu anlatamam .... Zan'da dalga geçiyo ordan ..... neyse çektim bi tane daha, onda da zottirik bi şey çıktı "hayat bir oyun değil, hödö ödöddö" ..... neyse bu işletme neden böyle bi şey yaptı, kasanın arkasından bakıp eğlendi mi, yoksa bu yazıları print eden arkadaş boş kağıt mı bastı, o da neden bana denk geliyo..... biemooorum, bilemoorum ....




+1




cmrtesi akşamı "if" de radyo odtün'ün 14. yıl kutlaması varmış .... kıyafet partisi :) ... daha önce hiç gitmedim ben böyle bi yere .... tipim gereği en kolay japon olurum ..... Zan'ın da zuzaylı olası varmış .... zaten bir fotoğrafı vardı, salata kasesini kafasına geçirip, bilgisayar kordonunu boynuna sardığı, tam böyle uzaylı .... biz de foto esnasında efect olsun diye aşağdan sigara dumanı üflemiştik paso .... şimdi de aleminyum folyolardan vatka falan eklemek lazım bu kılığa :) deli Zan :))



26 Ocak 2009 Pazartesi

Ottodaki (Nada'da da var) fındıklı vokta in da house


Fındıklı votkanın hastasıyız ailecek ... kabul çok içilmiyo, tatlı tatlı...... hele de Nada'da ki nutella gibi, çok yapış yapış ..... neyse napalım nedelim dedik Zan'la, evde biz bunu yapabilir miyiz acaba derken bir arkadaş, bir partide tarifi patlattı ....


here you are!!!! ..... lazım gereçker



- bir adet shaker : bayya pahalıymış yaw shakerlar, ne gereği varsa..... eskiden mini barda şaşal su şişesi alınıp, içine bi güzeeeel muz likörü süt kahve doldurulup sallanırdı..... al sana shaker 1 ytl ye yaratıcı çözüm .... neyse büyüdük artık shaker alacam diye kasınca da Paşabahçe'de bir cam varsiyonu var bunun, 15 ytl .... indirimde, alan alsın çabuk ..... üztünde de envayi çeşit alcohol tarifi vermiş, Margarita, Manhattan, Cosmopolitan falan falan .....






- İkinci ve en önemli olarak bir adet fındık şurubu : Bununda bir F harfi ile başlayan cinsi varmış, aman dikkat o olmıyacakmış. Benim aldığımın adı, tavsiye üzerine Monin ..... mutluyuz Moninle.... biraz bkunu çıkarttım, keke, kahveye her tür besine katar oldum yanlız Monini ....





- Votka : Ne bulursan koy..... kör edeni olmadıkça .....

oran şu : 2 ölçek fındık şurubu ise, 3 ölçü votka ..... bol buz ..... shake it baby!!!!

afiyetle .....

not: Demoooooooo, çikolata topçuğu???? gözünün yağını yiiim :))

25 Ocak 2009 Pazar

fill in the blanks



- ......(1)................ Renewa'da dünyaca ünlü bir yoga hocasının dersi vardı, ama önceden isim yazdırmak gerekiyormuş, giremedim derse. Ama kapıdan baktım, acaip hareketler yapmaktaydılar ..ööööö çok bozuldum.




- Yogadan ziyade arınmak için anne olma işine girmek lazım sanırım. Geçenlerde bir sınıf arkadaşları yoplantısına gittim, herkesin ......(2)......... çocuğu olmuş, ortam cıvır cırtlak. Hop çocuk oturdu, allah ordan düştü, bak güldü, aman çişi geldi . bayılacam çocuk muhabbeti bitmiyo . derken annelerine soruyorum,

"şarap istermisin şekerim????" yok alkol içemem,

"sigara içiliyomu burda???" .dooooğru balkona git Deniz .

"kısır koyiim mi biraz????" .yok canım bebeğe gaz yapiyo .

o nası ya???? annesi yiyo buna gaz yapıyo. meğer süt emdiriyosan sen ne yersen tipleme de etkileniyomuş. nitekim zararlı hiç bir gıda, alkol, sigara tüketimi olmadan süper bir şekilde geceyi kapattı bunlar. Hindistana gitmeye gerek yok, anne ol tamamsın .



- Gün demişken en sonunda çikolata topçukları yapmayı öğrendim ......(3)..... göğe erdi . Tarifi buradan açıklamak isterdim ama belli bir tarifi yok. saçmalık orda başlıyo. Göz kararı kakao, yağ, şeker,süt ve bisküvi eklemece, karıştırıp topçuk oluşturmak suretiyle hindistan cevizine batırmaca. Böyle kıvamı macun niteliğinde oluyo. Ben sanki mozaik pasta yapma havasına girince tutturdum . Son olarak eklemek isterim ki, buz dolabında biraz bekletip soğutmak lazım. AAAAA bu arada o yemekteyiz programı ne öyle ya . offff, fena . ne kadar ayıp ya millet misafirliğe yemeğe gitmiş, şu şöyle bu böyle,,,,,, neyse ,,,,






- Geçen hafta .......(4)....... söylemesi HD'ye gittik, ne alakaysa. giderseniz menüye bi bakın nooooooooooooolur!!!!! Asit falan alıp fotoğraf çekimi yamışlar sanırım. Çok kopuktu!!!!! mesela 5 garson .....(5)...... üstüne tek bir tabağı kaldırarak poz vermişler . ne mana??? işte aşağıda










kelimeler......

(ne saçmaydı ortaokul ve lise hayatımız boyunca bu excercisi yapmıştık .... boşluk doldura doldura bu günlere getirdiler..... hayat exersizi bir nevi, ömür törpüsü...)

ayıptır


offfff yaaaaaaaa


başım


kafalarının

çoluk

22 Ocak 2009 Perşembe

No fur coats are allowed.... don't kill animals !!! +1 Sinestezya



Mesajjjjjjjınız vaaaaaaaaaaar !!!!!!!!








+1




keşif: "Empati" kitabını sevenlere duyrulur (orada da Sinesteziklerden bahsediyordu).....



best seller olmadan keşfettiğime sevine sevine okudum yaladım yuttum..... o raflarda görür görmez antipatikleşmeye başlayan kitaplar gurubuna dahil olmadan okuyabildiğim "Sinestezya" şöyle, daha doğrusu Sinestezi şu demekmiş duyuların birleşmesi .....



Açıyorum; sinestezikler gerçeği farklı duygusal algılaları karıştırarak görürlermiş. Mesela "e" harfi yeşil , "r" nin tiz bir sesi var, "5" sayısı sarı, "fa" notası çikolata tadında..... çok kopuuuuuk.....





Bazı araştırmacılara göre hastalık olarak kabul edilirken, bazılarınca mucize, deha olarak görülüyormuş................ Ve de sinest-ezikler ezik olarak farklılıklarının farkında bile değillermiş .... yaaaaaa.....



İddiaya ve kitaba göre Listz (ki cidden tapılasıdır), Rimsky Korsakov, Baudelaire, Rimbaud ve Proust gurubu da Sinestezik-imiş..... İnsan da haliyle kitabı okurken sürekli algılarını ölçüp biçip tartıyor .... Asıl kahraman var bir tane, adı Neol ve rolu gereği sinestezik, işte onun etrafında örülmekte hikaye .....


Aynı tripler LSD ve meskalin tipi uyuşturucularda da yaşanmakta .... benim bir aradaşım anlattı, onunda bir arkadaşı mantar denemiş ve resimdeki mor renkli yelkenliyi, saten gibi hissetmiş .... Empatik olamadık bari Sinestezik olsaydık .... ööööö....


+1


dün yogaya katıldım ..... tam ortasında .... hoca "ana tanık olun" gibi bir şey söyledi .... acaip de bir hareket yapiyoruz tam o esnada.... kilit gibi bir pozisyondayım .... alla alla dedim bu ara sürekli bu konular karşıma çıkıyor, rastlantı olamaz artık dedim .... ve bu kadar ruhani tutumdan sonra etrafta dolaşırken Miss Sixty'de %50 indirim olduğunu görüp bu ana tanık olmaya karar verdim .... "iğrençsin Deniz!!!!!" diye diye ortamı talan ettim .... bir ayakkabıya aşık bile oldum .... tuttum eve getirdim ...... all for fashion, yapcak bişey yok......

19 Ocak 2009 Pazartesi

chi dergisi



2 yıl önce falan acaip sardırmıştım "chi dergisi"ne ... kitaplıkta biriktirdiğim sayıları arada kafam karıştığında açar rahatlarım .... yine bir ikileme düştüm bu gün.... aldım içlerinden birisini.... rast gele bir sayfa açtım .... veeeeeeeeee :


"Nerede ikilik varsa, biri diğerini görür gibidir; biri diğerinin kokusunu alır; biri diğerinin tadını sezinler".

Ancak, zihninizi çalıştırırken dikkatle gözleyebiliyorsanız; bunu farkındalık ve duyarlılık ile, ancak yargılamaya ya da değerlendirmeye kaçmadan yapabiliyorsanız, bütün denklemlerin üsütünden sürüklenip gittiğinizi fark edeceksiniz, üstelik sonsuzluğun gözden kaybolan pırıltısının bie anlık görünümünü yakalamanız bile mümkündür"............

..............

..............


yazıyordu ...... pause ..... korktum, kaldım, kehanet gibi :)) .....


+1


cmrtesi akşamı öyle "Nada", "Bien" arası Ankara gece hayatı kısır döngüsünde yitip giderken, Esra "hadi locusa bakalım, electronic night varmış "dedi.....
pardon electro trash gibi bir takım anlam kargaşası yaratan terimler kullandı.... neyse gittik, merak ve umutsuzlukla karışık hisler eşliğinde .... şok biiiiiiiir .... Locus Solus, bilmeyenler için anlatayım, turuncuların hakim olduğu, lounge desem değil, chill desem değil, içki içilen ama kıytırık yemek de yenilen, yazın balkonunda keyiflenilebilecek, kışın mümkünse önünden bile geçilmeyecek bir mekan .... lokasyon itibariyle Bestekarın köşesinde olması kıyağıyla tutulan, ilk açıldığında cidden süper olduğu için ve ilk günlerin hatırına gidilen bir yer ikeeeeeeeeeen ..... şimdi üst katta bambu takımların olduğu Akçay yazlıkçı discosu kılıklı bir yere girdik....
ama isim falan aynı, mekan el mel değiştirmemiş ....
alla alla yaaa, diye diye alt kata yöneldik.... alt kat merdivenlerin önünde minnacık bir masa, masada bilet kesen acaip bir tip, nası ciddiye alıyor işini, sanki garanti bankası veznedarı .... girişi abarttılar heralde izlenimi veriyorken, sorduk,
"abi giriş 5 ytl" dedi ..... "ilk içkide içinde mi??" diye nası eğleniyoruz işini süper ciddiye alan kapı muhafızıylan... tabi şüphelendik aşası nasıl diye, kafamızı sarkıttık. ... aaa tıklım tıklım,
amaaan girelim nolcak" dedik ki alt kat mazallah coşuyo.... ben diyim 89, sen de 92 li Gençler falan zannedersin japonyada bir clube düştük ... imajinasyonu yardırmış da gelmişler.... japoN modası var da biz Mi bilmiyoruz acaba diyerekten uzaylı gibi izliyoruz.... müzik metalikanın electronik versiyorun, taaaa uzaklarda anca 88 li olabilecek bir dj kıvranıyo, gençler alcoholizmin doruklarında, bara ulaşmak imkansız, kan ter ....
uzun zamandır bu kadar saçma bir eğlenceye tanık olmamıştık, Amsterdam'da biz böyle ortam yakalamadık, sen git locusta yüzyılın eğlencesinin ortasına düş .... süperdi Esra, ilahi Locus SoluS ....

16 Ocak 2009 Cuma

tasarımın bkunu çıkartmak.....

Japonlar= nolimit






















Matrak olmuş :) ....
bir mekan sadece o fonksyona mı hizmet etmeli olgusunu sorgulamış bir Japon arkadaş sanırım ... mesela, mutfakda banyo fonksyonu da çözülse ya da salon gibi bir banyo ???? .... küvet yanında 3 lü kanepe, avize falan ..... abajur ve kitap okuma köşesi yanda lavabo, yerde halı, raflar ve duvarda tablolar .....







14 Ocak 2009 Çarşamba

göz nezlesi uğurlar ola, akabinde "Ben x" zaten ağla ağla




Normal bildiğiniz nezle olamıyorum ben .... annemden ırsı geçmiş, sadece abimde ve ben de var .. gözümüzde minnacık bir boru tıkalıymış, ve o minnacık boruyu kireç çözücüyle açmak isterdim .... göz nezlesi (berbat bişey) kısaca şöyle: hapşıracakmış gibi oluyor insan, burnu sızlıyor, yüzü buruşuyor, tam hapşırma safhasında, gözünden yaş geliyor ve hapşıramadığınızla kaldığınız gibi, o göz yaşara yaşara kızarmaya falan başlıyor .... elde bir tuvalet kağıdı (selpak falan yetiştiremezsiniz bu akışa) görenlerin "aaa niye ağlıyosun yahu?" soruları arasında acıklı bir tabloyla süreeeer gider ....di!!!!! .... ama kurtarıcı ilaç zirtec (adı da hoşuma gidiyor) beyaz atıyla hayatıma girdi ve artık zınk diye göz nezlemi kesiyor ...... yanlız ilaçtan sonra bir uyku bir uyku ...... neyse tam yazıya başlıyacakken gözüm akmaya başladı ve konu buna dönüştü....




+1




burada Jazzistan'ın bahsetmiş olduğu ve benim de merak edip aldığım "Ben x" adlı film beni daaatttııııııııı .... ağla ağla ....
(Spoiler :izlemeyenler okumasın) ..... sonunda yanlız öldü mü, ölmedi mi anlayamadım Mr. Jazz ..... ama o hapı zorla içirdiler ya buna, çok üzücüydu o kısımlar ..... niye otistiklerin gittiği okula gitmiyodu birde Ben? .... yani sinirlene ağlaya filmi zor bitirdim .... ama o bilgisayar oyunuyla bağlantılı sahneleri mükemmel yapmışlar ..... Nora, bir oyun manyağı olarak izle derim ben bu filmi .... ayrıntılı bilgi yukarı linkte ......





+1


belki bilen biliyordur da ben yeni keşfettim .....




diye bir site .... müzik dinlemece video izlemece.... sabahtan akşama kadar U2-NUMB, BASEMENT JAXX "where is your head at" ve Lexicon Avenue dinliyorum ......


+1



Ankara gece hayatına bişeyler olmuş ben görmeyeli .... Smood tekrar açılmış haberim yok ve tıklım tıklımdı ve çalan dj kimidiyse süperdi ... (Smood kısaca 50 m2 lik avangart style de tasarlanmış, şamdanlar, damask desenli duvarlar ve kadife perdeler arasında dj kabininin yer aldığı mini bir clup, Lounge bar .... içeride eller havaya kızları ve sayın abilerin aslma olmadığı nadir mekanlardan biriydi..... ama popileritesi yitireli uzun zaman olmuştu) içeride eski sağlam müzik dinleyicilerinden arkadaşlarımızla karşılaştık, nostalji oldu, club neslinin altın çağını yaşamış dinleyiciler olarak, eski günleri andık .... o anma esnasında öğrendim ki asıl "Faces" tekrar açılmış .... işte bu şok haber .... ve içerisi de süpermiş ... "no kro, no drug" şeklinde ve temizmiş ... (tabii ilk açılışı 2000 yılbaşı, millenyumun da hatırına içerisi izdiham derecesinde kalabalıkdı ve gerçekten "Clup 20"yi yerinden edeceğinin habercisiydi) bir umut kıpırtısı belirdi içimde, gidilip bakılacak .....

09 Ocak 2009 Cuma

Efes Brown ve 45'likler furyası


Dün çok saçma bir ortamda bulunduk..... Ekin'in
veda yemeğinde buluşmuştuk, ve yemekten sonra salak Ankara'da nereye gidelim diye kafa patlatmaya başladık ..... ve "Nicole" diye Tunalı'da bir mekana girdik ki, girmemizle ben şoka da girdim .... gece gece kadınlar matinası yada günü tadında tipler "çilli bom bom" parçasında kurtlarını dökmekyetdiler.... meğer eski 45'ler modasına uymuş burası (şu Issız Adam'ın etkileri bir geçseydi artık) kopuyo gençlik .... Ajdalar, Hümeyralar, mavi ışıklar, Tanju Okan .....falan falan.... valla yanlız baktım şimdiki Turkiye'den çok çok daha modernler, ileriler .... bir sürü gurup ve sanatçı var, iyi yada kötü yaratıcılık ve üretim var .... nostaljiyle karışık sosyal içerik olaraktan yanımda eğlenmekte olan Ayçayı yedim bitirdim bütün gece ....



.....



oysaki o bana nasıl bir iyilik yapmıştı ve beni "Efes Brown" la tanıştırmıştı .... o ne öyle yaaaa.... caramelli kahveli bira..... efes kendini aşmış, ki çok biraz sevmem ..... deneyiniz çok acaip ..... enfes ......

07 Ocak 2009 Çarşamba

AMSTERDAM forever



Keşke başlıktaki gibi olsaydı ama maalesef geri döndük ..... daha dönmeden uçakta suratımıza bir tokat gibi yedik yurdum insanının seviyesini.... adamın teki hostese "bakhaaar mısın ... bi su" diye basbariton sesiyle bağardı...... yukarıda düğme ne için yapılmış ve uçakta herkes hostesi yanına sessizce nasıl çağırıyor düşünme gereği duymadı bu homosapiens ..... ben de dönüp haddini bildirmek zorunda kadım, lakin o esnada ateşten havale geçirdiğimden ve uyumaya çalıştığımdan sinirlerim tepemdeydi .... hangi birini eğiteceksin ki bunların .... neyse .... adaptasyon sürecindeyiz ülkeye ......


.......

.......


üzülüyo tabi insan ya benim ülken niye böyle diye .... orada huzur içinde kahvesini içen, kibar, insan gibi insanları görünce .... hatta ve hatta red light street'de ve sex tiyatronuda bile her kes son derece terbiyeliydi.... yoksa zaten, mesela Turkiye'de öyle bir şey olsa o kadınları liğme liğme ederlerdi herlade... ama namus drumundan değil, ellicekler, taciz edecekler, bir şekil pisliklerini yapacaklar yani .....


+1


evet "sex tiyatronuna" gelince .... önce girip girmemekte tereddüt ettik tabi ... ne biliyim nasıl bir yer, başımıza br şey gelir mi gibilerinden bilemiyor insan (Turkiye'de yaşadığımızdan tabii başımıza bir takım haller gelebilir diye yaklaşıyoruz herşeye, genetiğe işlemiş)



neyse kapısına gelince görüyoruz ki kuyrukta bekleyen son derece kaliteli turistler, japonu, zencisi, ingilizi, her türlüsü ..... bir daha böyle birşeyi ömrü hayatımızda göremeyiz diye girmeye karar veriyoruz içeriye ... deneysel bi yaklaşım bizimkisi .... giriş 45 euro 4 içkide içinde .... tiyatro bildiğimiz tiyarto, ama tabi bu kadar özel birşeyi yanında japon aile, hintli karıkoca falan oturmuş sanatsal bir olaya bakar gibi izleyince çok tuhaf oluyor ... millet alkış tezahurat kopuyo salon ... ama kesinlikle taşkınlık yok, içkisini sakin sakin içiyor herkes .... sahne ortada dönüyor ki izleyiciler her açıdan görebilsin olayları :) ... sanatçılar imza falan dağıtıyorlar ....
en son gösteri ilginçti ...... bir hatun çıktı sahneye, dans etti falan birden bir puro çıkarttı .... ama sadece ağzıyla içmedi puroyu .... Pause ....... biz de "olamaaaazzzzz ....." diye diye ve gülmekten öle öle alkışladık vaziyeti ..... içkilerimizi bitirip çıktık ve haliyle çok eğlendik ......




not : içeriye girerken bayanlara concepte uygun buldukları bu şekeri armağan ediyorlardı .... :)








+1





red light street ..... fotoğraf çekilmesine tepki gösteriyor bu bayanlar, hatta kameraları gelip kıran security leri var .... alel acele çektim öyle

+1



Voldelpark :


Bu amca da bu soğukta TaiChi yapiordu .... sislerin arasında büyüleyici gözüküyordu yanlız.....


+1





Bu garip standın tasarımını beğendik .......











Bu küçücük arabalara bayıldık ......


Kanallarda ve bu teknelerde yaşamak istedik .....

05 Ocak 2009 Pazartesi

I amSTERDAM


İlk gün artık yorgunluktan adım atamaz hale gelene kadar gezindik. Etrafta dolaşırken acaip acaip tiplemelere göz kırptık. Sokaklarda gezerken normal esnaf gibi dükkanlarda magic mashroomlar satılmakta, canabis’li şekerler, binbirtürlü bong, mong, bu işlerde kullanılan takım taklavat ......