5 Haziran 2007 Salı

istanbul süprizi

Bir rahatlama bir rehavet bir serin sulara atlamışım hisleri....işte tatil işte iplerin koparılma anı..... 4 senedir ilk defa "aaa yeter be "diyip kaçtım gittim buralardan.....ve cennete düştüm tabiri caizse....herşey benim işi bırakmam ve "American Beauty" tadında ofisten çıkmamla başlayıp, istanbula giden ablama takılmamla başladı aslında... Bu aralara yaptığım en hayırlı işti diye düşünüyorum kendimce....stres stres nereye kadar ayol.... çatladık orta yerimizden resmen....


Ablam İstanbuldan ev aldığını söylediğinde tabi minicik bir yalı olduğunu üstelik de denize sıfır olduğunu tahmin bile edemezdim, hatta hayal bile edemezdim. Mini minnacık beyaz yalı baskı bi stüdyo kat, ki girer girmez mi büyülenir insan, manzaraya soluğu kesilir, boğaza bakıp bakıp kafaları yer, bir de yetmezmiş gibi önünde mini minnacık bir bahçe ki içinde kediler cirit atıyor, önünde deniz, tekneler, anlat anlat bitmez...efenim maşallah maşallahh...


Derken giriştik evi kurma işlerine, elektirik, gerekli beyaz eşyaların montesi, anahtar kopyalama, perde derken yaklaşık 9 saatte ikea dan nasibimizi alınca, bol koşturmacalı çok eğlenmeceli bir hafta geçirdim. Bu "durdun durdun al biraz da eğlen bakalım" diyen evrenin bana verdiği bir "gift"ti kesin. Ev hengamesi aralarına sıkıştırdığımız, deniz kenarı yürüyüşleri (herles balık tutuyo deli gibi, oranın en trend aktivitesi bu olduğuna karara verdim, ama o oltalar bi tarafımızı alıp kopartıcak diye de bende bi fobi oluştu bir anda... balık oltası fobisi :), boğazda akşam yemekleri (balık kalamar midye yemekten fosfor zehirlenmesine uğrıyacaktık nerdeyse, kilo almışım di de gıcık oldum), Borusan'a arabayı bırakırken Cem Yılmaz'la karşılaşma, Demet Şeneri görüp de görmemezlikten gelme, İkea'da Aysun Kayacı mıdır nedir (şu dudakları pörtlek olan) onla mutfak reyonunda karşılaşıp k,lolarını ve koca poposuna hayretler içinde kalış gibi geyikler geyikler... oh kafalar boşaldı, kuş gibi özgür ve bir o kadar da gururlu gezildi tozuldu...
Son gün Taksimde bir takım arkadaşlarla buluşulup Tonique diye süpriz bir mekana gittik ki girişi gayet pub havasında, bayıltıcı ahşap kaplamalar ve turistlerle dolu "ee burayamı geldik yani" dedirtecek havadayken, meğerse ikinci katta asansörle bambaşka diyarlara çıkılıyormuş. 30 saat asansor kuyruğu bekleyip tıklım pıkış doluşup bir de çıktıkki clube, terassa teras manzaraysa manzara, chill out bir ikinci teras, süper müzik, imajınasyonun dibine vurmuş tipler derken sabahı ettik. Bir ara cennetteyiz sandık, Ankara'yı hiç özlemedik, pılıyı pırtıyı toplayı İstanbul' a mı taşınsak diyip, trafiği ve siniri hastası olmuş insanlarını düşünerek, bu sakat ve bir o kadarda cazibeli şehire bulaşmamaya karar verdik. Ablacıım çok saol ne diyiim....acaip makbule geçti bilesin :)

Hiç yorum yok: