Eveeeet kafaları kırdık geldik (her anlamda :) .... arka fona bir "radiooxigen" açtım (Jazzista’nın katkılarıyla, sağolsun) yüzümde sanki belli belirsiz bir gülümseme kucağımda Refüj’ün pamuk tüylerini okşarken son 1 haftayı düşünüyorum .... soğuk kısmından artık bahsetmicem, zira hala sinüs cosinüs ağrılarından sürünmekteyim ... hastalık ve soğuk dışında herkesin hayatta mutlaka gitmesini şiddetle ve ısrarla şart koşacağım bir yer
Gidin ve nooolur lütfen medeniyet görün, bu kadar her bkun özgür yaşandığı ama kimsenin rahatsız edilmediği bir yer olamaz .... suç oranı sıfır ..... herkes mutluluktan uçuyor, bolluk, bereket ...... bu ütopyayı gidin kendiniz bizzat yaşayınız, zaten sanırım 2010’da bir sürü hareket yasaklanacağından elinizi çabuk tutunuz.... (mümkünse yazın gidin tabii, yoksa donuş)
Biz gitmeden önce bloglar arasında Amsterdam ile ilgili yazılar araştımış notlar almıştım. Çok işime yaradı, şimdi ben de bir iki lakırdı etmek istiyorum gidecek arkadaşlara ..... bu arada Amsterdam’la ilgili bu blog çok başarılıydı, mutlaka gidecekler göz atsın
http://imgetan.blogspot.com/2008/12/kpkrmz-amsterdam-red-light-district.html
.... Ben kendilerinden “Amsterdam Card” diye bişeyin varlığını öğrendim mesela çok faydalı ... Bu kartı turist infolardan alıp (örneğin 4 günlük 40euro) bütün müzelere, otobüs ve tramvaylara ücretsiz binebiliyorsunuz 4 gün boyunca. İçinde bir de kanal turu var ücretsiz. Ama biz oradayken kanallar dondu (mümkünse yazın gidin tekrarlıyorum.....)
Neyse Ankara’dan başlamak gerekirse anlatmaya, gecenin 2 sinde zor bela kar yağışı ve tipiye maruz kalarak havaalanına ulaştık. Amsterdam’a sabah vardığımızda etraf günlük güneşlikti ve daha önce giden arkadaşların bizi soğuğa karşı uyarmasını çok yersiz bulduk güneşe aldanıp. Kalacağımız yere giderken günümüzü gördük tabi. Biz VondelPark yakınlarında bir apartman bloglarından oluşan mahallede ikamet ettik.
Yer ayarlarken bilmiyorduk ama burası kentin en kaliteli semtlerindenmiş. Otel sahibiyle mailleşirken bize acaip detaylı bir adres tarifi yapmıştı, bu adresi de print edip mutlaka yanınıza alın diye not düşmüştü. (resimde elimdeki adresi çözmeye çalışıyorum)
Hakkaten tarifine göre, sağa saptık bir bar gördük, ordan biraz yürüdük sola saptık tramvaya bindik, 3 durak sonra inin demiş, indik, bütün direktifleri yerine getirdik (advanture oyunu gibiydi) elimizle koymuş gibi oteli bulduk. Bu arada bizim otel zannetiğimiz yerde sadece biz kalıyormuşuz.... Pause.....
çünkü burası bir karı kocanın çatı katıymış (biz de bir hostele book yaptık sanıyorduk). Çok şeker bir şekilde bizi karşıladılar, yılbaşı için hediye şampanya falan koymuşlar odamıza (pardon katımıza), buzdolabına bira atmışlar, ben de yanımda hediye “nazarlık” götürmüştüm annemin tavsiyesi üzerine.....
iyiki götürmüşüm şampanyanın altında kalmadık ve hemen şaaak diye nazarlığımı çıkarttım, verdim ..... ben önce bu nazarlık işine pek sıcak bakmamıştım, "kro" kaçar gibime gelmişti ama annem kendinden emin “sen götür onlar bilirler....” demişti..... Giesel neredeyse çılgına döndü, biliyormuş hakkaten, ben nazarı İngilizce anlatmaya kalkışıyordum ki gitti evin kapısına astı ..... neyse hediyem beklediğimden çok fazla sükse yaptı, şaşırdım .....
Bu arada 2 oda, banyo ve bir minik mutfaktan oluşan çatı katımız çok şirindi. Acaip süper ısınıyordu, tv vardı, kahvaltı ve oda servisi iyiydi, oturma odamızda kocaman bir kütüphane bile vardı. Ve geceliği 2 kişi sadece 60 euroydu. En önemlisi şehirmerkezinde olması ve ev konforunu yaşayıp sanki gerçekten kente ait hissetmekti. Yaz mevsimi olsa teras katında minicik bir bahçesi vardı . Gideceklere tavsiye edilir. TreetopsB&B
Şirin banyosu.............
Oturma odasında minik mutfağı ve terasa çıkış ......
Tabiki Treetops’a yerleşip çok da vakit kaybetmeden şehir turuna başladık. Amsterdam aslında 3 günde rahatlıkla çözülebilecek bir şehir. Kanallarla ve köprülerle örülmüş, minik evlerle süslü minyatür bir oyuncak gibi. Yaya yolları ve ana yürüyüş yolları çok iyi belirlendiği için, yürüyerek kenti okutmuşlar, böylece kaybolmak neredeyse imkansız hale gelmiş. Her yerde haritalar ve turist bazlı çözümler karşımıza çıktı. Bisiklet yollarına dikkat. Vızır vızır bisiklet trafiği ..... Millet çoluğu çocuğu bindirmiş bisiklete, deli gibi pedal sallıyo. O soğukta minili kızlar, göğüs bağır açık gençler, 4 yaşında sarı sarı çocuklar, herkes son sürat bisiklette. İklime alışmışlar heralde, biz robocop gibi gezerken donuyorduk da o esnada......
+1
İlk olarak Van Gogh Museum’un oralara dalış yaptık, otelede yakın diye. Hatta müze için sıraya bile girip, sonra nasılsa gezeriz diye sıradan çıktık. Büyük hata!!!!!! sonraki günler o sıra 4 katına 5 katına çıkmaya başladı, her geçişimizde sıra bölünerek çoğaldı ve ben de hastalanınca o sırada beklemek olanaksızlaştı. Yani maalesef Amsterdam’ın haccı sayılan Van Gogh Müzesine giremedik. öööööö..... Keza Rijksmuseum’da sıra kopmuş gidiyodu, girip bir “Night Watch” ı göremediğime çok üzüldüm. Bir daha ki gidişe artık (yaz olacağı kesin ama o gidişin).
sıra uzaaaaaaaaaaaaaaar gider...............
+1
Kahve kapıp geliyorum .....
4 yorum:
Off.. Kaldığınız yer nefismiş hakikaten. Amsterdam olması olayına zaten hiç girmiyorum bile :) Biz de şu son çıkan haberlerden sonra 2010'dan önce illa gidip oralarda sürtme planları içerisindeyiz. Ayrıca, 2010'dan sonra suç oranlarında da artış olacak gibi geliyor ama bakalım. Görürüz nasıl olsa.
Medeniyet sonrası buralara dönmek de çok koymuş olsa gerek :)
__buralara dönmemize gerek kalmadan daha uçakta başladı medeniyet şokumuz.... adamın biri (tabiiiki Turk) hostese" bakhhar mısın....bi su" diye bağırdı ...inanabiliyor musun...yukarıdaki düğmeye basması gerktiğini bile akıl edemiyo, uçakta sessiz olması gerektiğini geçtim..... döndüm kavga ettim adamla o esnada hastalık ve ateşten havale geçirmekte olduğumdan ve uyumaya çalışıyor olmamdan dolayı ...öküz ya tam öküz hepsi ...... şimdi de tabi neden benim ülken böyle diye üzülüyoruz.....cidden üzücü ...
En azından yılbaşını burada geçirmemişsiniz. Yeni bir yıla girmeyi, etrafta gördüğü her kadına saldırmak olarak algılayan insancıklar sarmıştı yine dört yanı.
__hadi yaaaa...ben de bir sonraki yazıda ondan bahsedicektim .... buradaki insanlar o red light street de bile hatta sex tiyatrosunda bile kadınlara karşı çok saygılıydı .... çok entersan bir şekilde sex tiyatrosunda sahneye seyirci çıkarınca falan nasıl utanıp sıkılıyorlar....burda olsa parçalamışlardı o kadınları ..... __
Yorum Gönder