5 Ocak 2009 Pazartesi

I amSTERDAM


İlk gün artık yorgunluktan adım atamaz hale gelene kadar gezindik. Etrafta dolaşırken acaip acaip tiplemelere göz kırptık. Sokaklarda gezerken normal esnaf gibi dükkanlarda magic mashroomlar satılmakta, canabis’li şekerler, binbirtürlü bong, mong, bu işlerde kullanılan takım taklavat ......











Ben canabisli şeker denemekle yetindim, nolur nolmaz diyerekten, 2 bira içmişim gibi oldum, böyle hafiiif bir çakır keyiflik drumları .... Tüm günlük gezintimizi Hard Rock Cafede sonlarıp 2 heineken içtik (süpermiş ben ilk defa denedim) ve o sırada Amsterdamdaki tango festivaline gelmiş olan abimlerle buluştuk. Hadi dedik coffeshopa gidelim. Topluca bizim Ankara’daki Mısır gibi bir yere girdik. Tam trip mekanı yapmışlar, tavanda pervaneler aheste aheste dönüyor, içerisi nası duman altı, başka bir şey içmeye gerek yok zaten o dumanda bittin. Neyse çok komik menuden hamburger söyler gibi ot söylüyo millet. Ortamın enerjisini ben pek tutmadım ve zaten yorgunum diye pek mamüllere rağbet etmedim. Daha önce arkadaşlarımdan dinlemiştim mantar falan çok sakatmış zaten, 7-8 saat kafası geçmeyeni varmış ki insanı deliliğe götürebilir ..... ha bir de son olarak spacecake’e dair uyarıda bulunmak isterim, bir arkadaşımız “kek bu nolcak en hafifidir” diye yemiş, aslında en ağarı kek aklınızda bulunsun, dağlmış kızcaaz......



Neyse diğer günler yine bol bol gezmeyle (sabah 10.00, gece 3’e kadar) geçti. Dükkanlar, sokaklar süslemenin son noktasında çam ağaçlarıyla bezenmiş, meydanlara paten pistleri koymuşlar, çoluk çocuk paten kayılıyor, böyle bir cıngıl bels ortamı yani. Lale pazarını beğendim ben, bir de sokaklarda dakka başı karşınıza çıkan ve 5 euroya çin mutfağının leziz tadlarını ayağnıza getiren “Wog to go” ve “Wog to walk” lara dadandım...... Bir de "FALAFEL" diye birşey denedik sanırım Arap mutfağı, köfteye benzer topcukları bazlamavari bi hamurun içine tıkıp ketçabı basmışlar..... ıı ıhhh .....





İkinci gündü sanırım sokakta bir sıra gördük, yaklaştık.... korku tüneli, müzesi arası bir mekan.... Girdik çok eğlendik, çocuklar gibi şendik.... İçeride bir bölümde aynalı bir labirente aldılar bizi ki allah allah, klostrofobin yoksada orta çıkıverir dakkasında.... labirentte tam çıkış bulduk diyoruz aynalar her yerde, Zan’ın kolunu sıka sıka morartmışımdır heralde, ama çok da saçmaladık eğlendik, iyiki girmişsiz ... Sex Museum'a hakkında daha önce yaptığım araştırmalarda para tuzağı gibi yorumlar vardı, hiç girmeye tenezzül etmedik. Turistlerden rağbet çoktu ama kapıda .....






Aklıma gelmişken bir uyarı, giderken yanınıza 200 euro yada 100 euro almayın kimse bozmuyor. Bozdurmak için bürolara gidincede 3 euro gibi komisyonlar alıyorlar. Bir de alakasız bir not daha, tramvay gece saat 12- 1 gibi bitiyor ve taksiler biraz tuzlu....









Cafelerde hep kedicikler uyuyodu...... sanırım farelere karşı bir savunma ... şık şık restorantlarda minnacık fareler cirit atıyordu ve garson kıza fare var diye çığlık attığımızda hiç sallamadı bizi "yeaah there are some mouses" dedi gitti sakince.....normal bir durum demekki ....













Sokakta bu wc ler vardı, tabii sadece erkeklere yönelik bir hizmet .... ama yılbaşı gecesi ne iş gördüler anlatamam .... boş görmek imkansızdı bu pisuarları, kent dev bir party alanına dönüştü çünkü .....




Yılbaşı gecesi binlerce insan Dam meydanında 5 gün boyunca kurulan dev bir sahne etrafında partiledi (k). O kadar çok havai fişek patlattılarki, bir ara savaş alanında gibi hissettik kendimizi. Soğuğa falan da hiç aldırmadan incecik giyinmişler, maşallah ya walla .... Dam meydanında donunca biz çok kalamadık ve ilginç bir rock bara gittik. Ama benim en çok hoşuma giden, eski bir kiliseden bozma Paradiso adlı mekandı. İlginç konserler oluyormuş, gitmeden netten programa mutlaka bakın demişlerdi. Biz gittiğimizde çok sağlam bir konser vardı ama bilet bitmişti. Saat 12 gibi gelin 80 ler partisi var, ona girin dedi kapıdaki adam. Hem de 10 euro, hayatımızın eğlencesini yaşadık. Bir de oranın en büyük clubu olan Escape'e gitmeye niyetlendik ama kapalıydı. Mutlaka gidilmesi gereken bir diğer mekan meşhur Red Light Street. Yani çok da benim beklediğim gibi bir sokak değildi. Kanal etrafında çoluk çocuk ailecek gezilen normal bir sokak. Kabim gibi odalarda mayolu kızlar var, beğenmediklerine perdeyi çekiyorlar. Çok bir numara yoktu yani......


+1


mola .........

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Bong'lar da nefismiş. Cennet gibi :) Gerçi aynı bonglardan Kadıköy'de de bulmuştum ama magic mushroom falan yalan tabii :)

denizero dedi ki...

__daha bir sürü adını bilmediğim ne işe yaradığını çözemediğimiz alet edevat vardı .... müze gibi ... hem gezip hem çözmeye çalışıyosun :))__

Adsız dedi ki...

Kendi web sitemde böyle bir şey sonrası istedim ve bu bana bir fikir verdi. Sağ olsun.