8 Kasım 2010 Pazartesi

isli istanbul sisli



...
...
...
Bu ne sis, ne şişane..... gitsek şişliye sisli midir mesane?....
offff zorlama oldu
aynen wanna-be istanbul insanları gibi.... amma kasmışsınız be kardeşim....
çok acaip şeyler oldu çooooooooooooooook......

31 Ekim 2010 Pazar

ÖZLEME İTAFEN





Geçenlerde Lemanyak'da Bahadır Boysal okuyorum, farkındalıkla, bastırma arasındaki ince çizgiyi sürekli sorgulayan sevgili arkadaşım öz aklıma geldi .....bu aralara hep aklımdasın zaten :).....

22 Ekim 2010 Cuma

bi kitap bi film


The Boat That Rocked/Rock’n Roll Teknesi (2009) ...o yeaaaaah.....

bu sonbahar günlerinde biraz yükselmek iseyenlere ahanda buyrun film budur.... kıyafetler tapılası, gemi de binilip kaçılası .....

+1
Açlık Oyunları üçlemesinin sonuncusuna geçmiş bulunuyorum şükür.... ondan evvel araya bir adet "Sil Baştan" sıkıştırdım 3 günde..... şöyleki kısaca adamın teki, habire ölüyo, bi uyanıyo aaaa üniversitede ....çok fena....ben mesela hiç istemezdim Rüzgarı özlerdim deli gibi....
neyse adamımız uyanıyo önce bütün maçları falan bildiği için acaip zengin oluyo, ohhh kadınlar kızlar bi hayat yaşıyo.... bidaha bi ölüyo, bu defa kadına kıza doymuş bi aşk yaşiim diyo, sonra ölüyo uyanıyo başka bişey.... bu böyle yazarın naaapsa naapsa bu adam diye düşünüp binbir versiyonla devam eden bi hikayeye dönüşüyo ki o esnada ben fena halde yazara çemkirmekteyim.... e hadiii bişey olsun kardeşim derken, bişey oluyo (neyseki, yoksa duvara çarpıcaktım bak kitabı).... gerisini hiç anlatmiim....



+1
evet kendimizi filme... kitaba verdik.... e bebek varsa akşamları evde seyreden günlerde wii bi yere kadar, türk dizileriyle dalga geçmek bi yere kadar bile değil, gidip gidip film koması in da house.... hal böyleyken geçenlerde Ghost Writer izledik.... ben yarısında sızdım o ayrı ama Zan'ın demesine göre bombaymış... bu kadar (saçma bi yorum oldu, izleyip öyle detaylı anlatmaya karar verdim)....


19 Ekim 2010 Salı

....
....
....

19.


Ona acı veren suların gerisinde olandı ..... Elini bir daha kendine sürmedi....

.
.
.
.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Bİ YAŞ





Doğum Günü Partimiz ardından kaçınılmaz hastalık geldi....hem de sadece bize değil, davetli bütün bebeklere, Zan'a, anneme, babama, kısaca tüm katılımcılara.... bizimde ilk hastalığımız ayıptır söylemesi, öyle kek gibi kaldık ilk başta, sonra bi ateş olunca ibofen vermeyi, bi calpolu (ben çok geç tanıştım calpolle herkes çok şaşırdı), bi popo fitilini takmayı, burun akıntısında Tavergyl'i yetiştirmeyi, burun tıkanıklığına serum fizyonu seri hareketlerle uygulamayı öğrendik ve o hastalığın canına okuduk..... bir de okyanus spreyi varmış.... var, iyi güzel de Rüzgarda acaba burnuna herhengi birşeyi değidiriyomu.... kaç gündür Zan'la elimizde serunfüzyon olsun, okyanus zımbırtısı olsun, burnumuza sıkar gibi yapıyoruz, sonra burnumuz açılmış ve rahatlamışız gibi (daha çok kokain çekmiş de zevke gelmiş gibi bi ifadeyle) ohhhhhhhhhhh diyoruz.... neyse Rüzgar bu spreyi en sonunda benimsedi burnunu uzatır oldu, çabalarımız boşa çıkmadı neyseki.... bir de çok acaip bi sümük aparatı var mesela onla da biz yeni tanıştık.... herkes bebekleri minikken alıştırdığından bu aletleri kullanabiliyomuş, ama Rüzgar uzaktanda görse hemen tanıyo kerata....

neyse bu sümük aleti (Amsterdamda gördüğümüz bong mantığında) bir ucunu anne ağzına alarak sümükleri çekiyo....ilk Zan beni eczaneden aradığında, ay iğrenççççç dedim.... ama sanıldığının aksine aparatta bir de hazne var, orada toplanıyo tataklar.... neyse bu aralara gündemimiz, Rüzgardan ne kadar sümük çekebildiğimiz ve doğru oarntılı olarak mutluluk seviyemiz.... hayır çekmesek, uğraşmasak, elimizde burnumuza tuttuğumuz ve ne kadar da hoş olduğunu sürekli birbirimize anlattığımız bir süre sonra görenlerin deli diyeceği hareketleri yapmasak bu sefer de, bebişin burnu tıkalı kalıyo, gece sıkıntı, sütünü içemiyo, acıkınca sinirleniyo küçük burnunu kızartıyo falan.... zaten 1 senede bebek bakımından anladığım tek şey var ki oda herşeyin zincirleme birbirine bağlandığı....birini eksik yap atla, tık tık tık olaylar başlıyo.....

birde nolur nolmaz diye doktora da gittik .... dediki artık 1 yaş olmuş pipete başlayın dedi.... mesela ben bu pipet olayında çok rahat ettim tavsiye edilir.... bir de televizyona, prize gidince napıcaz diye sordum, çünkü ben sertçe hayııııııır, yada olmaaaaaaaaaaaaz, falan diyemiyorum..... Zan da bikaç kez cısssssssssss,pıssssssss demeye çalıştı, yok yani...Rüzgarda "seni yerim aşkıııım" etkisi yarattı bizim sözlerimiz, hiç mi hiç tınmadı....

Doktor ise şöyle buyurdu...."mola yöntemi denicez".... bu mola dediği, hayati tehlike arz eden bişeye gidince bebek, hooooooooooop kaldırıp oyun parkına götürmekmiş (yada evin belirli bir köşesine).....ayol dedim bu resmen cezalandırmak hocam ama.... hayati tehlikedan bahsediyoruz Deniz Hanım, ellese daha mı iyi diye beni bir bozdu .... Zan gülme krizine girdi odada..... ok dedik, eve gidince deneyelim dedik.... Rüzgarı salonda bıraktık, pıtı pıtı son sürat tv ye emekledi seninki....aldık surat ifademiz robot gibi, put gibi adeta oyun parkına (o esnada yanlız, surat ifadesi yada sesler çıkartmayın dedi.... daha çok inada bindirebilir dedi....lafın sözünde bu yaşta hiçbir değeri yok, aynı köpek eğitimi gibi dedi) koyduk Rüzgarı .... bekliyoruz nolcak....hiiiiç oyuncaklarıyla oynamaya başladı bi güzel kahkahalarla .... tınmadı yine.... mola yöntemimizde böylece sanırım raf kalktı.... denemek isteyen olursa diye paylaşiim dedim....

+1

evi pastaneye çevirmek suretiye 2 gün 2 gece hazırladığım doğum günü muffinlerimiz ve kurabiyelerimiz ...burun domesticus fotolar.....



...

...


...


....

17 Ekim 2010 Pazar

saçmalıklar II

Dün seninle konuşmak istedim....Burada değil....
Hiçbirimiz burayı unutmadık.....

.....
.....
.....

Dengesizliğin farkındayım....Suçlu kim?
Bir sorumlu tayin etmeliyiz acilen....
Yardım bekliyorum bu hususta....
Ama sorunlar çıkıyor karşıma

Sorunsuz zorunlu bir sorumlu arıyorum
Çünkü ben sorumluluk kabul etmiyorum.....

...
...
ne çok eşya var
eskimişler ama hiçbişey eskisi gibi değil....

neyse ki değil....

23 Eylül 2010 Perşembe

Fatmagüller, Tecavüzler, Mel ve Müg ....

Son günlerin populer konusu Fatmagüllerden Fatmagül 1: yani Hülya Avşar’ın mı daha iyi tecavüze uğradığı yoksa Fatmagül 2: Beren Ablanın mı daha super ırzına geçildiği gibi saçmalıkların ne boyutlara varacağını Turk millet olaraktan bu konuyu bir oyuncuya nickname (Tecavüzcü Coşkun) yapacak kadar sulandırmış olduğumuzdan tahmin etmek güç değil.... ben şahsen Fatmagül 1 in performansını izlemedim ama Beren Saatin dizideki ilk bölümde saf köy kızını oynarken ara ara içine Bihterin kaçmasını gül gül ölerekten izledik Zan’la.... üstelik alınmamış kaşları da onu kurtarmaya yetmemiş.....:)




Böyle bakışlar bir an değişiyo, işte diyoruz Bihter geldi, şimdi Adnan nerde Nihal ve Matmazel piyano mu çalıyor hala, bu üzerimdeki basma elbiseler de nesi, Arielle defalarca yıkanmış vatkalı bluzüm, angora kazağın nerde falan diye kızarak kendine gelip stüdyoyu terk edeceğinden korktuk..... bir de anlamadığım bir düğün sahnesi var uzun uzuuuuun...... o misafirlere hediye verdikleri nazar boncuklu bileklikte trend patlaması olmuştur bile, artık her düğün dernekte bunları taktırılar kesin (I hate düğüns bu arada) .....ve en komiği düğünde drug çakan genç delikanlıların taşkınlığı..... yönetmen izleyiciyi ikna edecek ya, delikanlılar kendilerinde değil, kafalar bi dünya, gece koşan kız görünce dayanamayıp üstünü ıslatıcaklar..... Coşkun abi olsa mesela işi hiç meşrulaştımadan kafadan giriyo meseleye, criminal minds tavırlarıyla, eller tandıra uzanan aç ilk insan gibi, bakışlarla ağızdan akan su tam ötrüşüyo üstüne üstlük... öyle hapa mapa da luzüm görmüyor, bile isteye, gayet bilinçli, bilfiil, kendinden tam emin dalıyo mevzuya ....





ODTÜde okurken her yıl ne hikmetse, Fransız aristokrat Marquis de Sade'nin kitabından uyarlana “Salo” anfilerden birinde oynatılır, topluca izleniridi, Passonlinin faşizme yaptığı bu cinsel içerikli yorum..... ben bi kaç kez izledim sonra miğdem artık sadizmi ve siddeti kaldırmaz oldu .... mesela burda birbirlerine bok yedirenleri görmek mümkün.... o kadarını söyliyeyim, izlemeyenler varsa hiç büyüsünü bozmiim .... ancak burada filmi izledikten sonra öyle acaba hangi tecavüz sahnesi iyiydi gibi Turk yorumları yapılmaz, işin cidddiyetiyle insanın nutku tutlur, ağzı dili birbirine karışacak kadar sersemlenirdi.... gülenlerde vardı tabikide, benim gibi siniri bozulunca gülenler sınıfına mensuplar mesela .... ayıplanmıştım, entel dantel çevrelerce....


+1


Gelelim asıl komedi mevzuya.... bu tecavüz filmlerinden en manyağı şüphesiz 2002 de vizyona giren “Dönüş Yok” tur ve de benim için apayrı bir anlamı vardır..... 9 dakika boyunca Monica Bellucci köprü altında tecavüz uğrarken sinemada kusanlar, filmi terk edenler (ben de çıkmıştım dayanamayıp) gibi izleyicileri perişan eden, pskolojisini dağıtan etkilerle urban legend mertebesine ulaşan efsane film .....

Hikayenin diğer karakterleri Mel ve Müg kardeşler: Bunlar Mel diye dünya üzerindeki tüm garip olayların dönüp dolaşıp onu bulduğu, dışarıdan bakıldığında Adanalı, son derece normal bir insan görünümü sergileyip içinde bi deli barındıran ve bu zıtlık sayesinde çok eğlendiğim sevgili bir arkadaşım ve onun saflık derecesini ikiye katlayan bir de ablası .... adı Müg..... Müg’ün durumunu iki örnekle açıklamak gerekirse, lisede gelip

“ aaaa Mel biliyo musun kızların nüfüs cüzdanı pembe, erkeklerinki de mavi oluyomuş.....biliyo muydun daha önce ... ben de bana neden mavi renk düşmedi diye üzülüyodum” diyen bir insan kendisi... pause..... lisede tekrar ediyorum.....
yada bir gün baklava yerken “baklavayı nasıl pişiriyorlarsa içindeki kıyma tadı kayboluyo” diyip Mel içinde kıyma değil de ezilmiş fıstık olduğunu anlatmaya çalıştığında kesinlikle inanmayıp onu keklediğini sanacak kadar da mağrurdur kendisi.... hahahahah....

neyse profiler böyleyken, 2002 yılında Mel’le oturuyoruz kakara kikiri, Müg aradı feryat figan .... sinirden ve ağlamaktan konuşamayarak .... Mel hiç bişey anlamayarak sadece “ablam bi filmden bahsediyo allah allah ben bi eve gidiyim” dedi ve gittiiiiiii..... arkasından ne çıkacak diye meraklardan meraklara koşarak aradım Mel’i 2 saat sonra..... işin komiği durum hala anlaşılamamış, Müg sinir krizleri geçirerek ve “nasıl böyle bir film izlersiniz Birdalla, hiç utanma yok mu sizdeeeee,”diye söylene söylene Mele küsmüş, son durum olarak konuşmuyormuş.... neyse en sonunda allem ederek kallem ederek, diller dökerek anlaşılıyoki bahsettiği film “Dönüş Yok”..... biz de olayın sırrını çözmeye çalışan ajanlar gibi düşünüyoruz Melle iyide neden bu kadar etkilendi, kızdı, dahası küstü diye kafa patlatıp teoriler üretiyoruz....... neyse hikaye şöyle anlaşılıyo: bir gece evvel Mel yakın arkadaşı Birdalla, bir film alıp eve geliyolar izleyip geyiklemek için.... film de yine bizim meşhur Dönüş Yok... o aralar böyle dvd ayağa düşmemiş, orda burda hatta gazeteden 2,5 tl ye bulamıyosun, vcd modası sürmekte.... vcd yi satan adam da birinci cdnin üzerine yanlışlıkla 2, diğerine de 1 yazmış, istesen olmaz...... Müg’de gelmiş eve

“aaa ne izlemişler acaba, ben de izliyim” diye cd1’i koymuş.... ama aslında 2.cd yi koyduğundan film ortasından tam da 9 dakikalık tecavüz sahnesiyle başlamış ve sürdükçe sürmüş bu sahne..... bir hışım filmi kapayan Müg, bunlar acık saçık porno film falan alıp oturup izliyolar zannederek kafaları yemiş, dooru telefona sarılmış.... hahahha.....

1 hafta bounca Mel ablasına bunun o biçim bir film olmadığını izah ederek ve kendini temize çıkartmaya çalışarak geçirişine ben bizzat şahit olarak inanılmaz eğlendim.... filmi koyuyoruz mesela ileri sarıp göstericez, bu bir vizyon filmi diyerek yok, nasıl kızıyo, köpürüyor, açıklatmıyo kesinlikle..... hatta daha da abartarak o dönem Birdal’ın evlerine gelmesini yasaklamıştı, sanki çocuğun ne suçu varsa..... Birdalı görünce o sahneler aklına geliyomuş....hahahaha.....
neyse en bomba tecavüz filmi Dönüş Yok olmuştur benim için, hala da öyle.... allah seni de güldürsün Müg....

21 Eylül 2010 Salı

Çok kaka, çok dirty durumlar ....




Rüzgar 40.gününü doldurdu biz sokağa fırladık ....
artık 8.aydamıydı neydi hatırlamıyorum havalarında ısınmasıyla bizim gezintilerimiz haçlı seferleri tadında evden çocuk arabasıyla hep daha uzağa yapılan gezilere dönüştü..... ennihayetinde evden tunalıya kadar indik, D&R’da kitap bakıyoruz beraberce, ki ben benim korsan kitapçı abime gidip hepsini 5tl ye toplayabileyim....
.....

neyse Rüzgar’da genelde kendini bildi bileli arabasıyla sokaklarda gerek şeffaf yamurluğuyla gerek astronot paltosuyla cirit attığından, bu gezintileri pek sever, bebeklerin doğuştan gelen bir eylemi olduğunu zannederek pek bi hoşlaşırdı ...kendisi saatlerce arabasında oturur, herşeyi inceler, etraflara gülücükler saçar, kendisini sevmeye gelenlere oyunlar yapıp onları iyice dellendirir falan..... baktım Rüzgar biraz ıhh ıhha başladı şaşırdım, otur otur bacaklar uyuştu mu acaba diye kucağıma bi aldım ki kaka kokuları genzimi yaktı.....

naapsam naapsam diye etrafa bakınırken, full aparatlı takım çantamı neyseki yanıma aldığımı gördüm, yapmam gereken sadece uygun ortam bulmaktı .... 3. Kattan aşağıya asansörle inerken, yumuşak yumuşak kakalara oturan bebişkonun durumu beni iyice acele ettriyor, mızırtılar kulağımdan geçip kalbime işliyor, mantık devrelerimde sigortalar bir bir atıyordu..... .....asansörde o esnada bulunan görevliye gözlerimi kısarak.... “burada bebek alt değiştirme odası var mı” dedim şansa..... “wc var sadece” dedi.... wc dediği de, hafif yuvarlak yapısıyla bebeği hayatta yatıramayacağım mermer bir tazgah, pisimsi yerler, bissürü gelen geçenle dolu mikrop yuvası ....

çevirirsin şurdan bir taksi, dooru eve diye içimden geçirirken..... adam “ya nolcak üst katlarda koltuklar boş. Bizim de bebeğimiz var, orda açıverin iki dakkada” dedi Rüzgarın heralde sadece çiş yaptığını varsayarak.... o anda zaten bebeği kakalı bırakmaktan doğan telaşım ve de acil çözüm bulma çılgınlığımın doruklara tırmanmasıyla karışan kafam ve iyice arı vızıltısı korosu şeklini almış Rüzgarın sesleri eşliğinde resmen uyuşmuş bir şekilde (ron ron rooon) asansörden indim, tam kapıdan çıkıcam taksiye atlıcam, baktım karşıdan super minisiyle, kırıta kırıta Hich geliyor.....

vay ne zamandır görüşemiyoruzlar, nerelerdesin, nereye gidersinler, hadi oturalım bi kahveliyelime kadar vardı .... ancak benim ciddi bir kaka problemim var dedim .... önce Hich neden ona bağırsak şikayetlerimi açmam gerektiğini anlamayan bir ifadeyle bana baktı..... bu arada Hich bizim (taaa blogun ilk yıllarında anlattığım) yoga hocamız olur, yoga master diiim.... böyle beden enerjilerle falan ilgilendiğinden kaka problemimi ona açmamda bir sakınca görmemiş olsa gerek ki, kahve içme teklifinde bastırmaya devam etti.... neyse bebeği öperken sanırım aldığı kokudan atan beti benziyle, kaka problemimin bana ait olmadığ anlaşıldı....

Hichi görmenin getirdiği gaz ve kahve içme isteğimle gözümde beliren kahkaha ve dedikodu dolu tablo aynı zamanda acil “kakaya çözüm” fevriliğimle birleşince, “D&R’a gidelim şekerim, hem orda Rüzgarın altını da açarız koltuklarda, sonrada Gloriada kahvemizi yudumlarız” diyiverdim..... bu saçmalık karşısında Hich bir an duraklasa da, sonuçta anne uygun görmüş ne diyim mantığıyla, tuttuk asansörün yolunu....

bu arada iyice vızıldamaları artan bebekle uyuşan beynim arasında gidip gelirken ve 1 dakkikanın bana 1 saat gibi gelmeye başlamasıyla üst katlara çıkmak yerine asansörü 1.katta durdurdum.... 5 katlı kitapçının en kalabalık katında pencere kenarındaki deri kitap okuma koltuklarından birini gözümüze kestirdik.... öngörümüze gore minik bir kakayı temizleyip bebeği rahatlatınca bizde kahvemizi yudumlucaz hesapta ve şahane bir hayatımız olacak..... alezi yaydım bir güzel, yanında alt silme bezlerim, pişik kremimle beraber takım taklavat tamam.... bir yandan Hichle kakara kikiri eşliğinde yatırdım bebişi sakince, açtım altını ve pause.....




Rüzgarın şimdiye kadar yaptığı, yoğunluk ve şiddet bakımından, dolayısıyla da koku bakımından da en başarını kaka performansı bize doğu çarptı ve beni yine telaş titreşimleri sarmaya başladı....

Hich yüzünü başka tarafa çevirmiş ve nefesini tutmuş bir şekilde minik bacakları tutarken ben temziliyorum da temizliyorum tabikide bu kokudan etkilenmeyen tek kişi olaraktan.... kitapçının o katı neredeyse tamamen ve anında boşalmış, ben giysilere bulaşan ve taşan kakayı kontrol altına almaya uğraşıyorum ..... o esnada kafamda hafif toplu bir kadın belirdi.... mağaza müdürü olduğunu çok iyi bildiğim, genelde her aldığım üründe bir saçmalama olduğunda ve değiştirmek istediğimden normal elemanların olayı aktardıları ve benim artık tanışık gibi bişey olduğum, bu hafif dominant, daha çok yırtık kadın .... işte diyorum içimden, “revenge time”, çenesiyle beni bitirecek, bunca yıldır değiştirdiğim ürünlerle çizdiğim sorunlu tüketici tablosunu bana ödetecek,burnumdan fitil fitil sesleri işitilecek....

tam da aynen tahmin ettiğim gibi oluyor ve başlıyor “bu koku ne hanfendiiii, iğrenç bir koku mağzaya yayıldı, bu iş burda mı yapılır.....tuvalete gidilmez mi......cart mı curt mu, hijyenik mi hiç..... zırzır zır zırrr”..... ben de normalde bu kadınla vıdı vıdıya girmeye antremanlı olmamın yanısıra içinde bulunduğum durum itibariyle ringin savunmasız ve sersemlemiş köşesindeyim..... zira, elimde tuttuğum full kakalı aloe veralı mendiller, bütün emici taneciklerini haddincen fazlaca ve kapasitesini aşarcasına doldurmuş kakalı bez, keza alez, bacaklarını havaya dikmiş kadına ceee’ler yapan ve gülücükler saçan melek yavrum, şişmiş Hich, ve zavvallı bakışlarıya iki büklüm ben, o anda belimi dikleştirip, bütün coolluğumla


“bakın hanımefendi, tuvaletiniz çok pis, ayrıca ben bu kadar kaka olduğunu bilmiyordum, hemen açıp kapatacaktım...... bebek işte kaka yapmış ne var canım bunda, mağazanıza bi bebek odası yapamamış mı gerizekalı mimarınız, hem sizin kendi elemanınız aklıma soktu bu saçma fikri, ayrıcada hiç iğrenç kokmuyo teessüf ederim ederim, sensin iğrenç, yerim ben be o bokları yerim....” demek istesem de şöyle bir saçmalık çıktı ağzımdan “ama tuvaletteki tezgah mermer, bebek ya başını çarparsa ” .....pause,.....


kadın resmen error vererek, koku bombasının ve benim alakasız cevabımın da etkisiyle şeltoks yemişe dönen surat ifadesinide toparlıyamayarak daha fazla tartışmaya gir(e)medi,sabit hızla ve robotic tavırlarla yanımızdan topuklularının topuklarını kırarcasına uzaklaştı ....hahaha....

biz de oturduk kahvemizi yudumladık mı, hayır..... ben koşturarak taksiye yöneldim, bebişi acil yıkamam lazım beline kadar battı, kabasını aldım ama su ve sabun şart diyerekten ............ sokakta ayrılırken Hich ” neyse ben de kitap bakıcaktım D&R’ a geri döniim bari, tabi beni kapıdan alırlarsa” dedi ve mİni eteğiyle kıvırta kıvırta gitti .....

o gün bu gündür abuk sabuk yerlerde alt açmıyo muyum tabiki açıyorum, bebeğimin totosu daha önemli bi kere,........ havalandırırlar geçer alla alla ya adamın sinirini attırmasınlar :)

15 Eylül 2010 Çarşamba

bu geceeee.eee eee..eeee ...tarkan


Bu gece buraya gitseydim Adidasın FG 97.7 DJ’lerinin de katıldığı partiye gidip Rüzgarla Zanla dans ederdim.... ama mesela Ünlü ayakkabı tasarımcısı Guiseppe Zanotti ile tanışmaya hiç yanaşmazdım .... hatta Midnight Express’te Emel Kurhan‘ın DJ setini hiç dinlemezdim ... belki İstinyePark’daki Vogue standında Absolut votkayla yapılan ve içinde koruk üzümü ve damla sakızı olan özel kokteyli deneyebilirdim .... Burberry’de Ece Sükan‘ın danışmanlığında, şampanya içebilir miydim bilemiyorum .... Fashion’s Night Out tişörtlerimizi İstinyePark Machka’da Ayşe-Ece Ege’ye imzalatmazdım ama kesin kes..... neyse ben zaten Ankarada paşa paşa oturuyorum.... gidenler düşünsün daha bissürü saçma etkinlik var .....

13 Eylül 2010 Pazartesi

back to real life

memelekete geri dönüş yapılmıştır....cümleten hayırlı ola .....


nerden başlasam nası anlantıversem ...ooo bodrum bodrum .... bodruma kyiim size bişi olmasın .... bodrum sux.... tek kurtarılmış bölge yine gümüşlüktü, kalktık mis gibi evimizden, gittik gümüşlükte ev kiraladık sırf denize sıfır olalım diye .... denizzero olabildik mi.... belki.... bi teomanı bi nejat işlerli berrak tüzünkaçarı görebildik mi hayır .... eylül ya süper sakindi .... daha sonra gümüşlüğü özel bir gezi yazısı formatında yazacağım şimdi en önemli habere geçiiim .... bi döndüm eski kotlarına giriyorum ........... ohaaaaa.... bilenler bilir ben ki hamileleğim süresince resmen çikolata havuzlarında yüzmek suretiyle 27 kilo almış ve minik bir deniz anasına dönüşmüştüm .... (bak bak benzetmeye geeeeel) ....neyse hocam o kilolar azar azar gitmişti süt verirken ama ben bi hala kendime gelememiştim... mesela o kotlar dizden yukarı çıkmıyodu düşün .... neyse süt verme işi bitince rejim mi yapsam dedim, bilemedim .... acaba formula 7 falan mı takılsam dedim, çarpıntıdan çekindim... drug people olmiim bu yaşta dedim.... neyseki o eski iştahsız mıymıntı halimin geri dönmesi bana moral oldu ... o aşamada kurtarıcım Dukan abimizle tanıştım ... bi arkadaşı gördük bi deri bi kemik kalmış, 9 kilo vermiş.....pause .....

sordum dedim naaptın kızııııııııııııım, somaliye mi gittim dedim... dedi Dukan rejimi derim başka da bişicikler demem .... gittim kitabını aldım, ( D&R da best seller olmuş).... ve sonuç mu ben de, benim yemelerim yüzünde bissürü kilo almış Zan'da caaart diye 5-6 kiloyu veriverdik .... şiddetle tavsiye ....

+1


başlamışken kısaca da anlatiim baree.... bu aslında protein dieti.... ortaya çıkışı komedi .... amadım biri doktora gidiyor..... fıkra gibi, diyoki beni naap neet zayıflat kardeşim diyooooooooooooo .... ama diyo benden eti kesme, etsiz yapamam.... doktorda diyoki git o zaman sadece et ye alaa alla senle mi uğraşıcam diyip başından savıyo ... bu da gidiyo sadece ete yumuluyo, 1 hafta sonra geliyo ki 5 kilo vermiş manyak .... doktor işkilleniyo protein recimi başlıyo .... böyle saçma bişey hayatımda duymadım ama işte süper işe yarıyo.... ilk 3 gün sadece et, tavuk, yumurta, süt, yoğurt gibi protein çatlayana kadar yemece .... sonra sebzeler de işin içine giriyo, iyice şenleniyo ...kitapta tariflerde varda, biraz yalan .....yok yengeç dolması falan ....nerden buliim yengeci serseri Dukan ....whatever ...





sonra bu kiloları itinayla verdikten sonra koruma bölümü başlıyo ... kaç kilo verdiysen çarpı 10 gün koruman var mı sana.... ben 5 kilo verdim 50 gün koruma, haşırt .... bu korumada daha bi normale dönüş gibi seyrediyo ...işte 2 dilim kepek ekmeği, bi porsiyon meyve falan da giriyo menüye .... devamını okuyun ayol artık... ben eski kotlarımla yeni bir gardroba kavuşmanın sevinciyle sahalara dönüyorum....

+1

tebrik etmek istediğim başka bir şahsiyette "Suzanne Collins".... bu hanım açlık oyunlarını yazan ve de biraz duyusal ve de çatlak olduğunu tahmin ettiğim biri gibime geliyo.... neyse kitap bomba .... birinciyi bir solukta okuma klişesini gerçekleştirdim.....ikinci kitap bayıyo gibi olsada sonlarda toparladı .... üçüncüyü almaya benim kitapçı abiye gittim yoktu .... "sakın alma, 25 milyon verme, gelicek 3-5 güne" dedi.... sağolsun artık iyice içli dışlı olduk zaten kendisiyle, "şunuda al oku, seversin, tam senlik" diye tavsiyelerde bile bulunur oldu...



+1

iki kitap birden okuma alışklanlığıma geri dönünce bir de "mutluluk projesi" ne başladım... ama yani nası beklediğim gibi salak çıktı anlatamam ... bi tane kadın var mutluluğun peşinde, deneysel takılıyo ama nası bi boşa çırpınış.... mutluluk arıyo ya ben de ne biliim tibete falan kopup gidecek zannediyorum, bu gidiyo evini topluyo .... atılcakları atıyo falan ... ayyyy delir ...bu kadar yüzeyselini de ilk görüyorum, ama çok da eğleniyorum okurken....


.....

mutluluk demişken benim bir arkadaşım dünyayı geziyor ve mutluluğu o kadar garip bişeyde buluyoki, ben bile kalakaldım.... kendini asmaya başlamış, New York'ta ....pause ki ne pause.... uzun zamandır konuşmuyorduk başka bir Amerikada yaşayan arkadaşımla karşılaştım, o haber verdi.... dondum....çünkü çok iyi tanıdığım, özel biridir..... mail attım hemen, adresini aldım arkadaşımdan .... meditational yönlerini anlattı biraz deneyimin.... çok tuhaf oldum, hala etkisinden kurtulamadım... işte yazacak bişey bulamadığın an sanırım mutluluk ....




+1

Tolga demiş.... her koyun kendi ____ asılır?

30 Ağustos 2010 Pazartesi

eller ayaklar....



......




....
....
....

küvete ne gerek

hala çok küçüğüz .....hala lavaboya sığabiliyoruz.....




.....


24 Ağustos 2010 Salı

tarih tekerürden ibrettir mi? vol1.





....
yine gümüşlük at last ....

14 Ağustos 2010 Cumartesi

özledim

sakinliğini özledim ... deniz kenarında bi yerde öylece oturup sessizce kalmak.... hiç konuşmadan ....

12 Ağustos 2010 Perşembe

aaaaa 13.cuma

aaaa pi de

Pide mevsimi geldi.... nedense başka zaman yenilmez .....

uykuuuuuu

Yogada bebek duruşu vardır ya....işte bu

.....

.....

10 Ağustos 2010 Salı

H&M in da havszzz



ne hikmetse Liseyken habire Slash öldü rivayeti ortaya çıkardı ...bi takım bohem ve depresifliğe bahane arayan ergenler için üzgün takılmak için birebir bir nedendi ... ki bence lise ergeni dünyadaki en komik insan türüdür .... gerek kantinde, gerek serviste, bazen lise yakınındaki pastanede, belki eve gider gitmez sarılınan telefonlarda bu acı haber konuşulur, arabesk damgası yedirilemeyen erken acısı çekme ihitiyacı doyurulurdu... zaten aşıksan da çok acı çekemiyosan ve hoşlandığın ama açılamadığın tip de seni arkadaşın olarak görüyosa (neyseki hiç başıma gelmedi) Slashin ölümü bünyeye birebirdi.... ama Slash bi türlü ölmezdi.... aynı bu hesap biz de hep sevindik "H&M" Turkiye'de açılacak rivayetleri her çıkışında .... modayı yakından ve de ucuza takip edecektik en sonunda!!!!! (sloganları bu ya adamların) .... ama açılmadı, açılamadı.... cmartesi gazetede okudum bu sefer cidden açılıyo (muş)İstanbul'a .... ayıptır söylemesi Amsterdam'da Zan'la girip talan etmiştik.... hakkaten süper şeyler vardı ama.... mesela hiç unutmam Zan' a 10€ ya manyak güzel bi pantol bulmuştuk .... Zan sonradan pişman olmuştu 10 tane daha almadığına ..... neyse bakalım Ankara köycehizine ne zaman açmayı uygun görecekler ....

3 Ağustos 2010 Salı



Nine West ayakkabı severim ... adamın ruhunu aşağlara çekiverir..... en topuklu ayakkabı giyme özürlüsünü bile cezbeder, rahattır da üstelik .... topuklu giydin mi kendinden emin, köklenen adımlar atmak lazımdır... mini etek giyip sonrada çekiştiren tipler gibi durmamalı topuklu situation .... ya da kol kola girip kızlar tuvaletine giden, desteksiz koridorda yürüyemeyen liseli kızlar gibi oldumuydu, patlar o topuklu ayağında ..... elf yürüyüşü makbuldur topuklarda, hakkını vermek lazımdır kısaca .... hal böyle olunca Nine Westi burada anmadan geçemicem .... ben gibi birine topuklu zevkini tattıran Nine Weste burdan kucak dolusu sevgiler .... falaaaaaaaaaaaaan..... neyse saçmalamıyalım ......

+1


e Mehmet Murat Somer 2009 yılında bit kitap daha yayınlamış ............. ben deha uyu .... çok sinirlendim kendime ... nette karşılaştım.... buradan çağrı yapıp duruyodum, "bir kitap isterizzzzzzzzzzzzzz,Rio'dan gel de yaz noluuuuuuuuuuuur" diye .... neyse kapağı nedense bu sefer daha bi az renkli. ...ama içeriğinden gözüm kapalı eminim, benim halimden sayın Mehmet Bey anlar ... hemen gidip edinmeliyim, heroinman misali ihityaç duymaktayım .... çanlar ziller, alarmaaaaaaaaaaa ....


2 Ağustos 2010 Pazartesi

merdiven eldiven


mesleğe geri dönüş yaptığım nası belli oluyo..... gerçi bebek doğdu ben 3. ayda çalışmaya başlamıştım ya, yalanmış, aklım hep ondaymış(gerçi hala onda), aslında hep onu yaşamışım (gerçi hala da öyle).... neyse 10. ay oldu sevgili bloggerlar ben kendime yeni dönüş yaptığımı hissediyorum ..... sanki eski bedenim geri gelince mi acaba böyle oldum bilmiyorum ....topuklu ayakkabıları çakkıdı çakkıdı giymemle mi oldu, yoksa kutsal süt verme seansları bitince mi bi silkelendim acaba .... neyse whatever .... devam

+1

yanlız ben bi tatil isterim artık .... bebişle (bak dönüp dolaşıp ona gidiyo aklım), bi denize girmek ne kadar eğlenceli olur kimbilir.... hayallerimi Zan ve bebekle mavimsiyeşilimsi kumsallar süslüyo ..... evren duy sesimiiiiiiiiiiiiiiiiiiii.......

BURAYA GİTMEK İSTİYORUUUUUUUUUUUUUM : http://www.kandoomamaldives.com/


biz ise çiz çiz çiz, oyun oyun, çiz, oyun evrelerinin dibine vurmuş bulunuyoruz.... hayır aşırı sıcak olmasa möhim değil ... ama bi yandan bu kadar sıcaktada bebişi bodrumlarda haşat etmemek gerek .... nası bi çelişki yazısı oldu .... tam da ayna oldu .... voltajım yükseldi, bi tuzlu ayran rica edebilir miyim bardan .... bardaklar iyi yıkanmış, buzlar renkli olsun ....

ilk kez Zan "biz uludağa yazları giderdik küçükken" dediğinde çok komik gelmişti... tersliğe geeeel diye gülmüştüm.... ben de o hesap serin yerler arar oldum tatil beldesi olaraktan .... ve bulabildim mi hayır ... zaten bulsam da gidebiliyo muyuz hayır....çiz çiz çiz, oyna oyna ....

25 Temmuz 2010 Pazar

20 Temmuz 2010 Salı

Geçenlerde yazmıştım uzuuun kitap okuma aramdan sonra Ejderha Dövmeli Gız bitirilmiş, hemen bünyeden uzaklaştırılmış panzehir niyetine başka bir kitaba sarılınmıştı..... Zahir kitap, ki adı "Küçük Arı" olur, beni ilk iki sayfada zınk diye yerime çökertmiş, belermiş donuk gözlerle diğer sayfalara geçerken daha önce de yazdığım Mina Urgan'ın değerli sözlerini belleğimde canlandırmıştım, şöyle der kendileri: "kötü kitap çıkınca okumayı bırakırım, karpuzu kesip kötü çıkınca yiyicek değilim" gibilerinden bir laf..... hemen attım elimden, töbe töbe yazarın gücüne gitmesin, o ne öyle yahu ....

neyse kendime gelmek için kütüphaneye gittim, baktım, aaaa okumadığım bir Dan Brown kitabı ... iyi geldi .... şimdi bu Dan Brownun olayı insana okurken değişik bilgiler vermek ya o nedenle seviyorum ... mesela melekler ve şeytanlarda romayı karış karış gezdik, Da Vinci Şifresi'nde cümle alem masonluğun derinliklerini kavradı, illuminati şifreli yazılar dövmelerde yerini aldı, Empatide sosyolojik triplere girdi ( ahaaaaa hoooooooooop atlama sevgili okur seni denedim, bakalım dikkatli okuyomusun diye bi baktım tabikide Empati Dan Brownun değil ....hahaha eğlendim saçma salak), Dijital Kalede internetin hakimi olunduydu ya ....işte şimdi okuduğum İhanet Noktasında Nasa'nın en ince ayrıntısına kadar perde arkasına dalmış ... nerden ediniyo bu bilgileri anlamıyorum, hayır bi de akıcı da yazıyo gayet .... akşamları da okumaya üşenen Zan'a aktarıyorum masal gibi, bebiş de dinleye dinleye uykuya dalıyo .... şöyle bir masalla uyumak umarım garip etkilemiyodur miniği .... "fosiller göktaşından sökülürken, gelen makrorobotlarla delta bir onları dinliyordu, o esnada planktonlar yanıp sönmeye başladı" ..... whatever, kitap tavsiye edilesi .....




+1

pazar eğlencesi Alazın havuz partisi ve tam 100a det topu oldu .....





+1

dut çıktığına çok seviniyorum ve I'm doing the fuckin' metraj .... o metraj ki göze kan oturtan, omurgayı yamultan, boynu kanırtan .... seviyorum yinede, sabırsızca dönülen pi laynlar, ardından area için tıklanan list komutları .... excelin tablolarında kaybolmak, umarsızca erimek , yep yeni bir cell açmak, fill etmek pastel bir renkle..... oyyyy oyyyyyyn


+1

facebooktan nefret ettiğimi ve girince çok sıkıldığımı daha önce açıklamışmıydım ...

+1

Mehmet Murat Somer rica ediyorum Rio'dan döndüysen bi kitap yaz, kurtar beni bu salak yazarlardan .... duy sesimi

14 Temmuz 2010 Çarşamba

9.ay


dokuzuncu ay kutlama pasatmız itinayla kopartıldı ... herşeyin sonu gibi o da yere atılarak layığını buldu ... son iki ayın en favori oyunu, bişeyi yakala hooop yere at ve gül .... ok....

mini kayakkabılar noktak ommmmm

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Şu sayfama yeni eklediğim Dart Vader Quote lerine bayılıyorum.... her gün girip okuyorum deli gibi ... "bakalım bu gün Dart Vader ne demişşşş" diye Zan'a da okuyorum.... bakalım bakalım bu gün ne demiş Dart Vader amca (kısık sesiylen):

"Don't be too proud of this technological terror you've constructed."


vay vay vay .....

4 Temmuz 2010 Pazar

Bu müthiş günde size

Dj Cam'den "Summer in Paris" i yolluyorum.... açıl Summer açıl .....

http://www.myspace.com/djcamrecall

29 Haziran 2010 Salı

en güzel hediye Alaz





.....



.....

Sinemle doom günlerimiz çakıştı.... zaten kassak aynı zamanda doğum da yapıcakmışız.... işte hediyem .... onda da Ali Garamlısı var ... çok teşekkürler cici

13 Haziran 2010 Pazar

best of best







Daha önce bahsetmiştim bu magazinden.... ama bir gün bizim tasarımlarımızın da yer alacağını hayal edemezdim (ederdim aslında ne yalan söyliim )... craft 312@bob

http://www.craft312.com/mailing100610/craft312mail.html

kavuşma



....



......




O her zaman tutulması arzulanan, mama seanslarında uzanılan ama tarafımdan ele geçirilmesi önlenen mama tabağı en sonunda Alaza verildi .... soydum bi güzel tulumu, yere serdim bi örtü, verdim tabağı eline, ohhhhh sıvaya sıvaya yedi, ortalıklar battı ama olsun çok eğlendik ....sonra dooooru banyo faslı....


+1

nihayet kitap okumaya başladım ... hayatımın hiç bir döneminde kitaptan bu kadar uzak kalmamıştım ..... ayıptır söylemesi kütüphanemdeki kitaplar kafadaki saç sayısını geçti....o kütüphanedeki her kitabı alırken bir gün bir çocuğum olursa ona kalsın kitaplarım der der dururdum ..... neyse başladım "Ejderha Dövmeli Kız" adlı kitaba ..... maalesef sonunu başında tahmin etmem dışında, fena gitmiyo, zaten bu gün de biter tahminimce, ....çerez sınıfına girer kıosaca .... yumuşak bir başlangıç, biborana su ısıtırken cattle'ın başında bekleme esnasında, yollarda, geceleri, wc de iyi gidiyo .... konusu çok saçma burda hiç anlatmıcam .... plaj için tavsiye edile ....

filmide varmış sonradan öğrendim .... kitabı okurken ha bire annane gibi kendi kendime yazarla konuştuğumdan kitabı merak eden Zan'a filmini almaya karar verdim .... ,

şurda konusu anlatılmış filmin buyrun:

http://www.filimizle.org/ejderha-dovmeli-kiz-mukemmel-bir-gerilim-filmi/film-izle-sinema-izle-film-seyret.html





+1

gelelim kitapla ilgili yorumlara


-Sunday Times- :'Olağanüstü! Okuyucular kitabı okurken yerlerinden bile kıpırdayamayacak.'
_Deniz: Nası abartmış.....


-Bild Am Sonntag :'Bu kitabı okumaya başladığınızda, ilk adımı hiç atmamış olmayı dileyeceksiniz. Çevreniz kararacak ve kendinizi öykünün içinde bulacaksınız! '
_Deniz: hahahaha bi ara hakkaten hiç adım atmamayı diledim, çünkü yazar saçmalamaya başladı.... özellikle (okuyanlar bilir) kaybolan kızın resimlerinin çok alakasız bi yerden gizeminin çözülmesi kısmında....



-Bob Cornwell- :'Larsson'un bu kitabı saatli bir bomba gibi...'
_Deniz: Bu lafı söyleyen amca kim bilmiyorum ama abartma huyu olduğu çok açık .... patır patır


-USA Today- :'Hipnotize edici.'
Deniz: Bomba mı hipnotize edip uyutucu mu bi karar verin ....



-Liz Smith-:'Tam bir dinamit.'
_Deniz: Bu Liz Smith "Bob Cornwell" amcanın ekolünden olsa gerek .... patır patır bomba


-The Washington Post- :'Çılgınca! Müthiş bir gerilim.'
Deniz: çok çılgın canıııııııııııııım


-Observer-:'Büyük bir açlıkla okunacaktır! '
Deniz: waaayyy noktayı kodu observer .....

3 Haziran 2010 Perşembe

Akın Amcası

ilk defa deniz



Alaz denizi görünce çok şaşırdı.... bissürü suuuuuuuuuuuuuu.... vapur çok beğenildi .....trallalaaaa