2 Mart 2008 Pazar

if ankara






No body is perfect - ardından Grimm Love biraz fazlaydı hakkaten.....Grimm Love da adam diğer adamı canlı canlı yedi...yenilmek isteyen de mutlu, yiyende.... "I am your meat" gibilerinden diyoloklar geçiyordu zaten aralarında....offf hala etkisinden çıkmadım....darklardayım....miğdem bulana bulana izledim bu iki yamyam tipin hikayesini....internetten buluyolar birbirlerini veeeeeeee bir güzel ziyafet.... çok da dramatik anlatmış yönetmen...ne biliim tavsiye ediyimmi etmiyimmi bilemedim...pskolojimi alt üst etti..dağttı bizi....zaten bir önceki seansta "No body is perfect" de kendini kancalarla sırtından asanlar mı istersin, sapuk supuk bissürü insan görüntüsüne maruz kaldık...hadi bunları "insanoğlu ne tuhaf" diye diye izledik...o esnada daha kahve falan içebiliyodum (demek iyiymişim).... ama ikinci filmde şizo şizo..ıyyyg...fenaydı....




+1




lost 5.bölüm internete düştü.....bu arada alttan alta kuantuma bağlamalar başladı... "spoiler" olucak ama zamanda atlamalara, paralel gerçekliklere Desmond vasıtasıyla yelken açıldı.... bu arada diziye yeni katılan telaşlı bilim adamını ben pek severim..."million dolar hotelden" kalma bir sempatim vardır kendisine.....bakalım daha kimler giricek diziye...konu bulamadıkça tipleme ekliyorlar galiba....


+1




dedikodu: tanıyan tanımayana durulur... bizim uzun elif nişanladı....tabikide hayatımda gördüğüm en tuhaf nişandı (salonda gayet ağar bir havada büyükler otururken, elifin odasında punk tipler) ...müsait bir zamanda uzun uzun anlatmam lazım.....sosyolojik bir vakaydı....


biz de giyindik kuşandık gittik...çok eğlendik...tebrikler şekerim...




+1

bu ay ODTU de MART FEST baslıyor.... Ankara da kıpırdanmalar basladı

28 Şubat 2008 Perşembe

The POWDER

Bu Akşam saat 19.00 da Neva Gelişim Merkezi
Spiritüel Film Günlerinde "Pudra - The POWDER" gösterimi var....
Bu filmi çok merak ediyordum ama maalesef gidemyeceğim... gitmek isteyen ilgililere duyrulur....

not: filmi indirenlerden edinmek isterim...

24 Şubat 2008 Pazar

mr. T

EVET itina ile Sweeny Todd izlendi ve etkilenildi..... Bilmiyorum ben çok etkilendim..... kostümler atmosferler, ışık, oyunculuklar....performansdı resmen....Johnny Depp'in ses kadife.....

amma da kanlı takılmış ama Tim Burton, şaşırdııım.... Bu arada övgüler yağdırmadan gecemeyeceğim bir diğer konu da Panoranın sinemaları.....ve bekleme barları....çeşitli yüksekliklerde çözülmüş ahşap oturmalar ve barlar tasarlanmış mekan için.....son derece eğlenceli ve kullanışlı olmuş...bravo...yatan koltuklar ve ledler (gerçi en ucuzundan kullnamışlar led teknolojisinin) hoştu....bu ortamda izlenilen Sweeny de havamızı bulmamıza yetti de arttı.. Bi de Panora sinemalarda XXL mısır (kocaman bir kovada bissürü bissürü) ve iki kola 12 milyon... tavsiye edilir......


+1

bütün hafta sonu "lost" 3.sezon izlenildi ... şoklardan şoklara koşularak....

HATIRLATMA : BU ÇARŞAMBA LOST 4.SEZON BAŞLIYOOOOOOOOOOR....

BİR DİĞER HATIRLATMA : If ANKARA BU HAFTA BAŞLIYOoooooR.... http://www.ifistanbul.com/ankara/default.aspx

Bissürü film Ankaraya gelmiyor ezikliğini yine yaşıyarak üvey evlat muamelesine tabi tutuluyoruz o ayrı... ayıp ayol...... Neyse Tavsiyeler :


No Body Is Perfect (Hiçbir Vücut Mükemmel Değil) Biraz sapık bir film gibi geldi bana...
Grimm Love : Bu da biraz sapık gibi
Pink : bunu pek anlamadık.... her kes korkuyo...nası olcak bu film??
The Nines 3x3 : İlginç

ne biliim işte hepsi gidilesi....hepsi izlenesi....perşembe günü olan kısa filmler asıl cezbedeci...ama artık öğrenci değilsin deniz (bu hatırlatma da kendime)



son olarak: if partisi cmrtesi...kaçmaz....

16 Şubat 2008 Cumartesi

yarışma



ekip 2 kişi ...biri erkek biri dişi (böyle çok saçma bir şarkı vardı...bunu yapan 2 kişi biri erkek biri dişi diye nakaratı vardı)

+2

neyse oturduk günlerdir yarışma yarışma......Adana da Adana.....gece gündüze karıştı....naptığmız belli değil....cozur cozuuuur......tam yarışma kafasına girdik...başka konu kalmadı....yıllar önce Adana ya gitmiştim süper kopuk bi kentti...


Gocart a falan binip, bissürü yemek yiyip, sallanan bi köprüden geçmiştik. ....sokakta mesela herkes birbiriyle konuşuyodu, tanıdık tanımadık ki şok olmuştum ben...öyle tam Akdeniz işi bir yerdi....biz gittik ultra tecno, hightec mekanlar yaptık...kaç gündür bittik ama....yorulduk ailecek (kedide biz uyumuyoruz diye uyumuyor)

+1

halbuki şu an mesela içeride lostlar gırla gitmekte....meldoşlar kılık kıyafet partisine gittiler...sıcak bir kahveyle nada da oturmak da vardı cumartesi cumartesi.....biz napıyoruz yarım saattir rumuz düşünüyoruz.......sırtımda ağrıdı biraz, mukavva kesmekten........geberdik ayol resmeeeeeeeeeeeeeeen ....

+1

bu ara takıldıklarım:

- digiturk te bütün kanallar bitiyor da balıklı ekran başlıyo ya orda, "nu jazz" diye bi kanal (436) var, kaç gündür o dinlenmekte.....süperious

- krik kırak...yemek falan yapıcak vaktimiz mi var canım....

- photoshopda select inverse komutu......agacları boyarken mesela acaip kolaylık sağladı......Zan öğretti bana, saaolsun

- ve tabiki Cola Zeroooooooooooooooo....biz ayıptır söylemesi yazın yurt dışında içmiş acaip beğenmiştik...... yUrtta çıkışını hevesle bekliyorduk....muradımıza erdik

- bu arada ocak 1 itibari ile içmeye son verdiğim sigara etkisini iyice yitidi....mutluyum....."alışkanlıklarımızdan vazgeçmeliyiz" demişti bana bir gün bir dostum......

maketten manzaralar:





1 Şubat 2008 Cuma

burun ameliyatı yaptırmadım...

Ekin in emniyet yazısını okuyunca benim de pasaport hikayem aklıma geldi ki anlatmadan geçemiciim…..

Yazın işte havalı havalı yurt dışına gitme planları yaparken pasaportumuzu da uzatma prosedürüne giriştik mecburen. Vee doooru emniyete.......işte bissürü bissürü badireler atlatıldı, sıralar, para yatırmalar, yanlış yatırmalar, gişedeki adamla gereksiz tarışmalar, sırada bekliyenlerle anlamsız ahpaplılar, arada 5m e gidiş…cart curt…


Ve sonuca varış heyecanla…pasaportumu sıcak sıcak elime alıcakdım ki gişedeki polis amca
- 1 sn dedi…
ve uzuuunca bir süre fotorafıma baktı….evirdi çevirdi….tek gözünü kıstı falan….bir bana bakıyo bir fotoğrafa… acaip göz temasları aramızda…..ölçüp tartıyoruz birbirimizi nedense …ve dedi ki sonunda
- bu siz misiniz??…..

Yuh yaaa…tamam fotoğrafım biraz eski..üniversite 2 de falan çektirmiştim yada lise bilemicem de..benim yani o …

- e benim tabi kim olucak deli mi ne demek istedim ama polis ne de olsa….sırada rahat rahat tartıştığın tipler gibi şirret olamıyorsun ve “benim tabiî ki de memur bey” gibilerinden bişey geveledim…
(elinden kapık koşarak kaçmak istiyorum bu arada zor kavuştuğum pasaportumu)

derken yanına başka bi polisi çağırıp bişiler fısıldaştılar.....ikisi birden bir bana bakıyor bi resme sanki kaçakçı, ya da şüpheli arana biriymişim gibi…ve sonunda teki ...

- burnunuzu mu yaptırdınız dedi…...ki bence burası bombaydı….
- Yooo moo diyorum ben de hala saf saf.....resme bir bakabilir miyim dedim...bende de bir merak doğurdular ister istemez...
- şöyle arkaya dolaşın...... dediler……
arkadan bankoya geçtim beraber resme bakıyoruz öyle salak salak….burnumu tartışıyoruz, böyle daha iyi olmuş burnunuz falan diyorlar hala.....tabi kendime gelip drumu toparlamak için aparta geçtim, başladım bıdı vıdı...."işte lisedeydim ben o zamanlar.... değişmişim biraz, insanlık hali.....sadece soyadı değişikliğ yaptırdım pasaportta ..resmimi de değiştirseydim ne iyi yapmış olurdum değil mi?..ama şimdi tekrar o sıraya mı giricem"
gibilerinden bir kafalarını karıştırma ve samimi ve yardım bekler bakışlarla paralize ederekten, pasaportu kaptım ellerinden…

- Bize göre hava hoş hanfendi, vize alırken yada hava alnında falan sorun yaşarsanız karışmaaaaam.... diye de içime kurt düşürdü bi güzel…..
ve ben paşa paşa o sıralara tekrar girerekten, kabus dajavularını yaşayıp, yeni çekilmiş resmimi verip, yeni pasaport parasını bi güzeeeel ödedim
işte böyleeeeeeeeee.....sonuç:
1.bürokraside ihmale yer yok...
2. resimleri atmayın, geçirilen evrim son derece eğlenceli....hele de Zan gibi bi ara metalci saçı uzatmışsanız falan :)
3. zan altında kalınca hemen saçma sorular ve onay bekleyen bakışlarla ve aynı zamanda da karşındakine katılır yorumlarla kafa karıştırınız...ben bunu bilerek yapmıyorum...ama yapıncada işe yarar ben den günün tavsiysi....
diğer bir tavsiye: yarın sabah güne güneşe selam serisi ile başlayınız..çok iyi geliyo sırta omurgaya...
bir diğer tavsiye : ne yemek yapsam???? gibi bir soru sıkıntılı anlar yaşamanıza neden oluyor ise hiç kasmayın "Deli Yengec"e gidip süper balık çorbaları, ahtapot güveç, bekçika usulü karides gibi bilimum denizi ürününe takılın olsun bitsin.

31 Ocak 2008 Perşembe

kar - ar aşamasındayım

Ankara da kar var.......tam tersi olarak benim de içimde buzlar eridi....(abicim çekmiş fotoları.....tek kişilik dev kadro...)





30 Ocak 2008 Çarşamba

bonsaim

çiçek açmış.....masamın üzerindeki....hayret ettim.....zaten kendisi minnacık, bir de kış ortasında.....beyaz çiçek .....pause.....




zoomlaaaaaaaaaaaaa.....

biraz daha zuuumlaaaaaaaaaaaaaaaaa...



24 Ocak 2008 Perşembe

yüzyılın icadı














bu polar kulaklıklardır ...iddia ediyorum...
















resimlerin konuyla alakası yoktur....
sadece.....Zanla kahve içmeye gittik.......birbirimizin ellerini beğendik.....

23 Ocak 2008 Çarşamba

ayakkabılarımla yattım gece

öyle bir şey yapmadım tabiki....
o küçükken yapılan bir geyikti....





22 Ocak 2008 Salı

YAA NE YAPICAM EVDE SUSHİİİ...

Gayet hevesle netten sushi tarifleri indirdim. Çok da partik tariflere ulaştım. Zaten ben bi keresinde yapılırken izlemiştim (tuhafi bi arkadaşımızın arkadaşı yurt dışında bir capondan öğrenmiş), aynen bizim dolma gibi bi bişey. Sarıyosun bi güzel, sonra kes parçalara batır soyaya, yumul. Neyse tafirleri hazırlamak üzere eve gitmeden önce ana maddemiz olan yosunu nerden bulacağımı düşünüyordum kara kara. Meğer benim daha önce sushi yaparken izlediğim cocuğa sormuş Onur. “Doğan Gıda diye benim aklımda kalmıştı” diye yumurtladı sağolasıca.


+1




Hakkaten girdim markete, baktım orada asılı. Hatta girerken manava sordum pek de umut etmeyerek. “Hıım sushi için mi yosun, tabii içeride var” dedi. Vayyy yurdumun manavı Tunalı’da olunca gayet herşeyden haberdar oluyo gibi bir şok bakışı fırlattım ister istemez kendisine. Amma velakin yosun (ki içinde 15 adet falan vardı) 37 ytl. “neeeeeeeee??” diye çığlık atmak istedim. Şahika gibi şarlamak agresifleşmek istedim. Yahu SushiCO da king tabaa bile 36 milyon. İçinde de envai çeşit (yengecinden yılanına, ki ben varoş varoş ton balığıyla yapıcaktım evde yalandan sushimi) roll var. Uğraştığıma değmez bakışımla bir de kasiyeri süzdüm inceden. Adama da deli mi ne demiştir, bir hışım girdi, buldu, sevindi, gözleri parladı sonra, Pause 'ladı ve çekti gitti.

Sonuç: Eve gidilip SushiCO dan süper rollar söyledni. Ayıptır söylemesi kendimizden geçilerek yendi.
Hatırlatma : Eve siparişte bir de %10 indirim var. (Ben de komisyon alıyomuş gibi öve öve bitiremedim).

Bir diğer aktivite : Çayımızı koyduk, kanallar arasında geziniyoruz. Hırsız (Breaking and Entering) diye film varmış, Salon 1’de. Ben bunu vizyonda kaçırmış, kaçırırken de “Jude Law’la Juliette Binoche ne alaka yaaa...çok saçma ..olucak iş değil...apayrı tarzlar” diye söylenmiş, içten içe de merak etmiştim. Hadi dedik satın alalım merakımızı giderelim. Film süper çıkmaz mı, o dereceki ben bir ara ağlamışım (buna Zan çok güldü o ayrı).Ana tema “kendi askımızın değerini anlamak için, illa başka tiplerle salak şeyler mi yaşamak lazım, onların olmıyacağına mi sahit olmak lazim”......Neyse filmi uzun uzadıya anlatamıcam da, Jude Law’ın bir mimarlık ofisi var abi...bizi bizden aldı....

Şu anda napılıyor :
I am loving my new shoes :)

21 Ocak 2008 Pazartesi

pazartesi, hairspray, tansyon, nada, susuhi

Ofisteki kızlarla Pazartesi sendromundan kurtulabilmek maksadıyla sinema günü tertipledik. Ve formul tuttu. Pazartesi bize vız geldi tırıs gitti. Akşam gidilicek sinemaya kilitledik bütün gün. Ve efenim hairspray e gittik.

+1
Süperdi ne yalan söyliyeyim. Eğlenmek kafa dağıtmak, kız kıza kıkırdamak için biçilmiş kaftan. Kötü kadın rolünde (hep de kötü olur, yada cadı, yada kedi kadın....tam bir femme fatal !!!!) ,
Michelle Pfeiffer , iyi anne rolunde John Travolta. John Travolta’yı zaten dans konusunda tek geçeriz, de benim dikkatimi çeken başka bir husus oldu. O cüsseye (sahne arkasında 30 saat makyaj da cabasıdır kesin) gayet kadın zarafetiyle dans etmiş kendileri. Bir erkeğin kadın rolu yapması hatta fizyolojilerinden dolayı kadın gibi dans etmeleri cidden zor bi şi gibi geliyo bana. Ama erkek olmadığım için bilemiyeceğim tabi. Belki de çok kolaydır. Her neyse......

Bir de kötü kadın Michelle’in kızı olarak minik ikizlerin büyümüş hali vardı. Yani açıklamak gerekirse, ikiz küçük kızların bi filmi vardı, sarışın bunlar. İşte o miniklerden biri büyümüş, bu dans filminde oynamış. Ama diğeri ne olmuş diye filmde düşünmeden edemedim. Ya da kırılmasınlar diye ikisini de part time olarak mı oynattılar acaba. Bilemicem.

+1
Aalakasız bir deneyim : Dün tansyonum bi ara 5-9 olmuş, uçuşlardaydım. Çok hoşuma gitti, hep tansiyonum düşse dedim kendi kendime. Metabolizmanın bana bir kıyağı mı diye düşündüm. Öyleee etrafa baka baka, kafa gitmiş, sünger bob gibi.....Pause...
+1
Şiddetli tavsiye : Tunus’da açılan Nada. Walla İstanbul mekanı gibi bişey. İçerisini bir arkadaşımız yaptı diye söylemiyorum, atmosfer süper olmuş. İçeri girer girmez Moder Sabahlar dan Fahir’i de görüp neşenize neşe katıyorsunuz üstelik. Lounge çalıyor içeride ve kahveleri lezizzzz. Resimlerini çekip koyiiiim, kendiniz karar verin yahuuu....






Merak edilenler listesinde check atılan madde : Walla söylemeden geçemiyeceğim. SuchiCO da California Roll ve Unagi Roll (asında king tabak alıp işi bitirmek lazım, içinde hepsinden var, fiyatıda süper uygun), parmakları da yedirtecek seviyede. Ben de sushi yapmaya karar verdim (biraz fantazi mi oldu?). Yosunsa yosun, yengeç etiyse yenceç bulunacak ve evde sushi günleri düzenlenecek, bu gazla çatal bıcak unutulacak..... Yanlız fark ettik ki (fark etmemiz gözlerimizden yaşlar gelerek oldu) SushiCO nun wasabisi ultra keskin. Aman diyiim, dikkat......

20 Ocak 2008 Pazar

alacatı

yaz aylarını, parlak güneşi çok özledim....oturdum yaz fotolarına baktım....içim gitti....alaçatı ya ilk defa gittik bu yaz...o meşhur bir sokağı var oranın...dergiden fırlamış gibi barlar, cafeler, restaurantlar, sakızlı muhallebi keyfi....romans romans....Deniz in özel seçim fotoları..... (ah bi de fotoğraf makinam titremese de beni deli etmese...)





























+1

...bu arada Gossip görüldü....."süpeeeeeer bi mekan...acaip ya aşık olduum....artık hep ordayım artık" demek isterdim ama maalesef...bildiğimiz bi barımsı clup..gerçi gittiğimiz party ve içeriği dolayısı ile çok eylendik o ayrı......

17 Ocak 2008 Perşembe

Şiddetle merak edilenler…
* Kraliçenin Soytarısı - Philippa Gregory

+1
* Otto (Santral şubesi….)











* John Travolta’nın kadın kılığındaki filmi ile Nora Jones’un (ne derece kötülükteki) filmleri….

*Lacoste’daki çizmelerin indirimdeki fiyatı…..(zira acaip gözüm var o çizmelerde)

+1
* Woody Allen’ın sabah kalkar kalkmaz yaptığı ilk eylem…..
* Woody Allen’ın yazı yazarken yüzünün aldığı şekil……

+1
* Ikea Ankara şubesinin neden hala açılmadığı…(yavaş yavaş sinirleniyoruz..%’+^+%&&?** !!!)

+1
* Deli bir kar fırtınasının ne zaman Ankara’ya gelerek hayatı felç edeceği (1 gün bari iş tatil olsa….evden mümkünü yok çıkamasak…battaniye altında kediyle uyusak….Woody Allen filmleri izlesek gönlümüzce)

+1
* Gossip denilen yer…(gerçi bu akşam sanırım görme şerefine nail olacağız…..içeriye şifreyle falan giriliyor….yesinler…..bu kadar da özentilik olmaz ama ya…ayıp be ayıp..çık çık çık)

+1
*kedilerin ortada hiç birşey yokken havalara pati atarken ne gördükleri.....şizo yaratıklar kesin :)

+1

SushiCO da California Roll…

+1


*Amsterdam…..

+1
*Eski Faces, yeni Relax (ama öyle bi soğumuştuk ki son zamanlarında Faces’den, bi daha gidip bakar mıyız hiç bilemiyorum….ama merak işte…insanın başına ne gelirse ya meraktan, ya ….. diye saçma bi laf vardı)

Bu liste uzar gider….Ama işler beklemez…..

11 Ocak 2008 Cuma

istanbula...
















......kaldırıyorum kadehimi.....


































dev aynası

Dün akşam Tunalıda ki Sturbucksa girdim, bi kahve almaya…….İçeride iki polis, en ön masada laflaya laflaya kahve içmekteydiler. “Way be Deniz dedim kendi kendime, New York’da mısın mübarek”…. Sırtlarındaki koca Polis yazısını NYPD gör ve devam et….Resimlerini çektim hatta gizlice…..Koyucam


+1

Arada bir “Ayna Ayna benden düzen kim var bu dünyada?”
Ya da
“Ayna Ayna belden süzer kim var bu dünyada?”
Ya da
“Ayna Ayna yandan yüzen kim var bu günya da?”
Gibi sorular çeşitlesem…
Aynanın kafası karışırda beni seçer mi acaba….
Merak ederim….

9 Ocak 2008 Çarşamba

Refüjiii

Evimize mini bir yaratık geldi….+1daha eklendi
Artık bizimle yaşıycak….adı Refüj (refüjde bulundu kendileri)….
+2
Hep son derece munis hatta cıvıklık derecesinde uysal bir kedim olsun istemişimdir, ki genelde bana denk gelen kediler kendini asla sevdirmeyen, mesafeli ve soğuk tipler olmuştur. Ama şeytanın bacağını kırdım… Göbeği açıp sevdirmelere varan şımarıklık manyaklığı şeklinde dışavurumcu bir yaratık (birazda benim sayemde, bebeklikten beri alıştırmaya çalışıyorum) ….Hojjj geldin mini kedi…Bana kendimi dünyanın en şanslı insanı gibi hissediyorsun :)



İşte Refüjün foto galerisi











6 Ocak 2008 Pazar

back tuşu....digiturk

____Geri döndüm____

Anladım ki sadece kışları basıyo basanlar.....

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Hala etkisindeyim








Santorini günlüğü

Eğlence, aşk, huzur, deniz, güneş, bissürü bissürü turist..... Yazılcak çok laf var, anlatılıcak çok olay...ama hala kendimizde değiliz...adada.....




resimler vol.1









7 Haziran 2007 Perşembe

bir kaç günüdür

Evdeyim... ne bişeyler yap diyen var...ne yetiştirmem gereken bi takım işler.... ne stres ne bilgisayar başı uyuşmalar.... aylardır ertelediğim yapamadığım hayata dair işlerimi yoluna koyuyorum.... kendi günümü kendim planlıyorum.... böyle bir drumda varmış hayatta.... her an bağımlılık yapabilicek bir özgürlük halleri..... umarım hep böyle devam eder :)

mutlu ve umutluyum....uzun zamadır ilk defa koşuşturmacasız.....inanamıyorum ama oldu..mucize gibi :)

5 Haziran 2007 Salı

istanbul süprizi

Bir rahatlama bir rehavet bir serin sulara atlamışım hisleri....işte tatil işte iplerin koparılma anı..... 4 senedir ilk defa "aaa yeter be "diyip kaçtım gittim buralardan.....ve cennete düştüm tabiri caizse....herşey benim işi bırakmam ve "American Beauty" tadında ofisten çıkmamla başlayıp, istanbula giden ablama takılmamla başladı aslında... Bu aralara yaptığım en hayırlı işti diye düşünüyorum kendimce....stres stres nereye kadar ayol.... çatladık orta yerimizden resmen....


Ablam İstanbuldan ev aldığını söylediğinde tabi minicik bir yalı olduğunu üstelik de denize sıfır olduğunu tahmin bile edemezdim, hatta hayal bile edemezdim. Mini minnacık beyaz yalı baskı bi stüdyo kat, ki girer girmez mi büyülenir insan, manzaraya soluğu kesilir, boğaza bakıp bakıp kafaları yer, bir de yetmezmiş gibi önünde mini minnacık bir bahçe ki içinde kediler cirit atıyor, önünde deniz, tekneler, anlat anlat bitmez...efenim maşallah maşallahh...


Derken giriştik evi kurma işlerine, elektirik, gerekli beyaz eşyaların montesi, anahtar kopyalama, perde derken yaklaşık 9 saatte ikea dan nasibimizi alınca, bol koşturmacalı çok eğlenmeceli bir hafta geçirdim. Bu "durdun durdun al biraz da eğlen bakalım" diyen evrenin bana verdiği bir "gift"ti kesin. Ev hengamesi aralarına sıkıştırdığımız, deniz kenarı yürüyüşleri (herles balık tutuyo deli gibi, oranın en trend aktivitesi bu olduğuna karara verdim, ama o oltalar bi tarafımızı alıp kopartıcak diye de bende bi fobi oluştu bir anda... balık oltası fobisi :), boğazda akşam yemekleri (balık kalamar midye yemekten fosfor zehirlenmesine uğrıyacaktık nerdeyse, kilo almışım di de gıcık oldum), Borusan'a arabayı bırakırken Cem Yılmaz'la karşılaşma, Demet Şeneri görüp de görmemezlikten gelme, İkea'da Aysun Kayacı mıdır nedir (şu dudakları pörtlek olan) onla mutfak reyonunda karşılaşıp k,lolarını ve koca poposuna hayretler içinde kalış gibi geyikler geyikler... oh kafalar boşaldı, kuş gibi özgür ve bir o kadar da gururlu gezildi tozuldu...
Son gün Taksimde bir takım arkadaşlarla buluşulup Tonique diye süpriz bir mekana gittik ki girişi gayet pub havasında, bayıltıcı ahşap kaplamalar ve turistlerle dolu "ee burayamı geldik yani" dedirtecek havadayken, meğerse ikinci katta asansörle bambaşka diyarlara çıkılıyormuş. 30 saat asansor kuyruğu bekleyip tıklım pıkış doluşup bir de çıktıkki clube, terassa teras manzaraysa manzara, chill out bir ikinci teras, süper müzik, imajınasyonun dibine vurmuş tipler derken sabahı ettik. Bir ara cennetteyiz sandık, Ankara'yı hiç özlemedik, pılıyı pırtıyı toplayı İstanbul' a mı taşınsak diyip, trafiği ve siniri hastası olmuş insanlarını düşünerek, bu sakat ve bir o kadarda cazibeli şehire bulaşmamaya karar verdik. Ablacıım çok saol ne diyiim....acaip makbule geçti bilesin :)

21 Mayıs 2007 Pazartesi

maraş dondurmacısı

Bir yarışma serüveni ardından yorgun bünyeleri bu hafta yoga ile gevşetmenin esnetmenin sakız gibi büyütmenin rahatlatıcı etkisini yaşıyoruz. Önce çiz çiz çiz, vücudu kas kas kas, kamburu abart, hooop ardından yoga gevşe gevşe huzur… resmen saçmalattık bünyeyi, maraş dondurmacısı gibi oynadık dengelerle.. artık toparlama vakti….

Teras partileri vol.1 başlığı altında bu cumartesi itina ile teras müzik laflama üçlemesi ardından Zodiac isimli bol beklenti içerisine girip de, filmden çıkarken şapşal şapşal birbirimizin suratımıza bakındığımız bir hafta sonu geçirildi…..artık uyanma vakti…..

Ara ara düşünüyorum etrafımda bir tane normal arkadaşım, arkadaşımı geçtim bir tane normal insan yok. En yakın arkadaşım örneğin, New York a gitti iki hafta önce ki buraya kadar her şey normal, sevindirici. Olayın kopartıcı noktası şu bu ki: annesinin gözünde ben de gidiyordum bir koşu New Yorklara onunla beraber. Yapma etme dedimse de, bi kere söylemiş bulunmuş muş kendileri. Deli mi ne ayol…Sanki Antalya’ya gidiyo kadın. Bi de üstüne üstelik erkek arkadaşıyla, ki bu erkek arkadaş bizim yıllardır tanıdığımız Zan’ın en yakın arkadaşı olup, bizim vesilemizle erkek arkadaş sıfatına nail olmuş bir şahsiyet. Topu topu iki aydır tanışıp kaynaşıp sevgili olmalarını geçiyorum da Amerika’ya gitme manyaklığı nee!! Neyse mesela bana diyo ki canım arkadaşım giderken, “Aman Denizcim Tunalı’da fazla gezinme, karşılaşmayın annemlerle”. … E benim evim Tunalıda!!!! Bir de Amerikalara gitmişiz beraber hiç mi fotoğrafımız yok ortada. Artık otur photoshop da ayar üstüne ayar çek fotolara :) Neyse gel zaman git zaman bana bir telefon: arkadaşımın annesi… Pause… Kafadan aşağıya kaynar sular….Tabi yalan söyleyememesiyle meşhur ben “gayet Ankara’da olduğumu söyledim ve telefon suratıma kapandı bir güzel.” Skandal, rezalet, facia, ziller, çanlar…

Zan da pek eğlendi bu meseleyle “Amannn söyleseydin Manhattan‘da geziniyoruz şu an, bi sergi açılışına girmek üzereyiz falan” diyip diyip güldü karşıma geçip ben bi köşede kös kös oturuken…. hehehe…



not : fotonun konuyla hiç bir alakası yoktur.....çiziyoruz işte futursuzca.....ben önde Sedo arkada...

16 Mayıs 2007 Çarşamba

hatha yoga

Terasta bir süredir vaziyetlediğimiz yoga partileri son hızıyla Ankara camiasına yayılmakta, nerdeyse 20 kişilik bir yoga severler grubu kurmuş olmaktan gurur duymaktayız. Bu aktivite ben caazın sürekli taxi kapılarından elektiriğe çarpılmam ve stres yumağı halinde etrafta gezinmem ve bu halimden son derece şikayetçi olmamla bir gün "hadi yoga yapalım bari..eyooo" diye bi gaz Ülküalan pasajına giderek 8 adet egzersiz minderi almamla başladı denilebilir. Meğer etrafım "bıktık be çalışmaktan, kardeşim bi rahatlama ortamı yok mu yahu bu dünyada, amanın belim, of da sırtım, boyun ağrılarım oy oy oy" şeklinde gezinen şahsiyetlerle dolup taşıyormuş. "Vesile ile her hafta buluşmuşda oluyoruz, gün gibi" diye diye, organizasyon büyümüş, terası çökertme pahasına kalabalıklaşılmış, büyük bir ciddiyetle bacaklar havayaaaa ordan sırtlar arkaya......komşuların tuhaf bakışları arasında :)... bi de arada Zan'a bakınca acaip gülme tutmasa beni (her seferinde arkadaşlardan özür diliyorum bi güzel). Efenim hocamız Esra (öle koftiden diil bayaa profsyonel yoga hocası kendileri, kızıyo falan cıvıyınca) önderliğinde takribi bir saat süren asanalar ve üzerinde terasta yayılmak suretiyle pelte olmuş vücutlarımızı portakal sularıyla şımartma halleri....
+1


+++++1
Bu yoga işlerine sardırınca tabi suratlara yayılmış gülümseme ile doğayla bütünleşme, ılık esen rüzgarın yüzünü yalaması, uyanan çiçekler böcekler, salınan ağaç dalları, sabah erken kalkıp adaçayı eşliğinde güneşin ağarmasını izleme drumlarına kaptırınca bilgisayar ve de bar mar iyice fena geliyo bünyeye. Geçen ıslatalım biraz dedik Zan'la Overall a gittik bir gaflete düşerekten (zaten oldum olası sevmem, Özlemin doom günü diye kıramadık) ayyyyyyyyyy ayyyy... sıcak ter içki leş leşşş.... valla canımızı dışarı zor attık... ya biz yaşlanıyoruz yada cidden yogi olduk bu yaştan sonra :)