31 Ocak 2008 Perşembe

kar - ar aşamasındayım

Ankara da kar var.......tam tersi olarak benim de içimde buzlar eridi....(abicim çekmiş fotoları.....tek kişilik dev kadro...)





30 Ocak 2008 Çarşamba

bonsaim

çiçek açmış.....masamın üzerindeki....hayret ettim.....zaten kendisi minnacık, bir de kış ortasında.....beyaz çiçek .....pause.....




zoomlaaaaaaaaaaaaa.....

biraz daha zuuumlaaaaaaaaaaaaaaaaa...



24 Ocak 2008 Perşembe

yüzyılın icadı














bu polar kulaklıklardır ...iddia ediyorum...
















resimlerin konuyla alakası yoktur....
sadece.....Zanla kahve içmeye gittik.......birbirimizin ellerini beğendik.....

23 Ocak 2008 Çarşamba

ayakkabılarımla yattım gece

öyle bir şey yapmadım tabiki....
o küçükken yapılan bir geyikti....





22 Ocak 2008 Salı

YAA NE YAPICAM EVDE SUSHİİİ...

Gayet hevesle netten sushi tarifleri indirdim. Çok da partik tariflere ulaştım. Zaten ben bi keresinde yapılırken izlemiştim (tuhafi bi arkadaşımızın arkadaşı yurt dışında bir capondan öğrenmiş), aynen bizim dolma gibi bi bişey. Sarıyosun bi güzel, sonra kes parçalara batır soyaya, yumul. Neyse tafirleri hazırlamak üzere eve gitmeden önce ana maddemiz olan yosunu nerden bulacağımı düşünüyordum kara kara. Meğer benim daha önce sushi yaparken izlediğim cocuğa sormuş Onur. “Doğan Gıda diye benim aklımda kalmıştı” diye yumurtladı sağolasıca.


+1




Hakkaten girdim markete, baktım orada asılı. Hatta girerken manava sordum pek de umut etmeyerek. “Hıım sushi için mi yosun, tabii içeride var” dedi. Vayyy yurdumun manavı Tunalı’da olunca gayet herşeyden haberdar oluyo gibi bir şok bakışı fırlattım ister istemez kendisine. Amma velakin yosun (ki içinde 15 adet falan vardı) 37 ytl. “neeeeeeeee??” diye çığlık atmak istedim. Şahika gibi şarlamak agresifleşmek istedim. Yahu SushiCO da king tabaa bile 36 milyon. İçinde de envai çeşit (yengecinden yılanına, ki ben varoş varoş ton balığıyla yapıcaktım evde yalandan sushimi) roll var. Uğraştığıma değmez bakışımla bir de kasiyeri süzdüm inceden. Adama da deli mi ne demiştir, bir hışım girdi, buldu, sevindi, gözleri parladı sonra, Pause 'ladı ve çekti gitti.

Sonuç: Eve gidilip SushiCO dan süper rollar söyledni. Ayıptır söylemesi kendimizden geçilerek yendi.
Hatırlatma : Eve siparişte bir de %10 indirim var. (Ben de komisyon alıyomuş gibi öve öve bitiremedim).

Bir diğer aktivite : Çayımızı koyduk, kanallar arasında geziniyoruz. Hırsız (Breaking and Entering) diye film varmış, Salon 1’de. Ben bunu vizyonda kaçırmış, kaçırırken de “Jude Law’la Juliette Binoche ne alaka yaaa...çok saçma ..olucak iş değil...apayrı tarzlar” diye söylenmiş, içten içe de merak etmiştim. Hadi dedik satın alalım merakımızı giderelim. Film süper çıkmaz mı, o dereceki ben bir ara ağlamışım (buna Zan çok güldü o ayrı).Ana tema “kendi askımızın değerini anlamak için, illa başka tiplerle salak şeyler mi yaşamak lazım, onların olmıyacağına mi sahit olmak lazim”......Neyse filmi uzun uzadıya anlatamıcam da, Jude Law’ın bir mimarlık ofisi var abi...bizi bizden aldı....

Şu anda napılıyor :
I am loving my new shoes :)

21 Ocak 2008 Pazartesi

pazartesi, hairspray, tansyon, nada, susuhi

Ofisteki kızlarla Pazartesi sendromundan kurtulabilmek maksadıyla sinema günü tertipledik. Ve formul tuttu. Pazartesi bize vız geldi tırıs gitti. Akşam gidilicek sinemaya kilitledik bütün gün. Ve efenim hairspray e gittik.

+1
Süperdi ne yalan söyliyeyim. Eğlenmek kafa dağıtmak, kız kıza kıkırdamak için biçilmiş kaftan. Kötü kadın rolünde (hep de kötü olur, yada cadı, yada kedi kadın....tam bir femme fatal !!!!) ,
Michelle Pfeiffer , iyi anne rolunde John Travolta. John Travolta’yı zaten dans konusunda tek geçeriz, de benim dikkatimi çeken başka bir husus oldu. O cüsseye (sahne arkasında 30 saat makyaj da cabasıdır kesin) gayet kadın zarafetiyle dans etmiş kendileri. Bir erkeğin kadın rolu yapması hatta fizyolojilerinden dolayı kadın gibi dans etmeleri cidden zor bi şi gibi geliyo bana. Ama erkek olmadığım için bilemiyeceğim tabi. Belki de çok kolaydır. Her neyse......

Bir de kötü kadın Michelle’in kızı olarak minik ikizlerin büyümüş hali vardı. Yani açıklamak gerekirse, ikiz küçük kızların bi filmi vardı, sarışın bunlar. İşte o miniklerden biri büyümüş, bu dans filminde oynamış. Ama diğeri ne olmuş diye filmde düşünmeden edemedim. Ya da kırılmasınlar diye ikisini de part time olarak mı oynattılar acaba. Bilemicem.

+1
Aalakasız bir deneyim : Dün tansyonum bi ara 5-9 olmuş, uçuşlardaydım. Çok hoşuma gitti, hep tansiyonum düşse dedim kendi kendime. Metabolizmanın bana bir kıyağı mı diye düşündüm. Öyleee etrafa baka baka, kafa gitmiş, sünger bob gibi.....Pause...
+1
Şiddetli tavsiye : Tunus’da açılan Nada. Walla İstanbul mekanı gibi bişey. İçerisini bir arkadaşımız yaptı diye söylemiyorum, atmosfer süper olmuş. İçeri girer girmez Moder Sabahlar dan Fahir’i de görüp neşenize neşe katıyorsunuz üstelik. Lounge çalıyor içeride ve kahveleri lezizzzz. Resimlerini çekip koyiiiim, kendiniz karar verin yahuuu....






Merak edilenler listesinde check atılan madde : Walla söylemeden geçemiyeceğim. SuchiCO da California Roll ve Unagi Roll (asında king tabak alıp işi bitirmek lazım, içinde hepsinden var, fiyatıda süper uygun), parmakları da yedirtecek seviyede. Ben de sushi yapmaya karar verdim (biraz fantazi mi oldu?). Yosunsa yosun, yengeç etiyse yenceç bulunacak ve evde sushi günleri düzenlenecek, bu gazla çatal bıcak unutulacak..... Yanlız fark ettik ki (fark etmemiz gözlerimizden yaşlar gelerek oldu) SushiCO nun wasabisi ultra keskin. Aman diyiim, dikkat......

20 Ocak 2008 Pazar

alacatı

yaz aylarını, parlak güneşi çok özledim....oturdum yaz fotolarına baktım....içim gitti....alaçatı ya ilk defa gittik bu yaz...o meşhur bir sokağı var oranın...dergiden fırlamış gibi barlar, cafeler, restaurantlar, sakızlı muhallebi keyfi....romans romans....Deniz in özel seçim fotoları..... (ah bi de fotoğraf makinam titremese de beni deli etmese...)





























+1

...bu arada Gossip görüldü....."süpeeeeeer bi mekan...acaip ya aşık olduum....artık hep ordayım artık" demek isterdim ama maalesef...bildiğimiz bi barımsı clup..gerçi gittiğimiz party ve içeriği dolayısı ile çok eylendik o ayrı......

17 Ocak 2008 Perşembe

Şiddetle merak edilenler…
* Kraliçenin Soytarısı - Philippa Gregory

+1
* Otto (Santral şubesi….)











* John Travolta’nın kadın kılığındaki filmi ile Nora Jones’un (ne derece kötülükteki) filmleri….

*Lacoste’daki çizmelerin indirimdeki fiyatı…..(zira acaip gözüm var o çizmelerde)

+1
* Woody Allen’ın sabah kalkar kalkmaz yaptığı ilk eylem…..
* Woody Allen’ın yazı yazarken yüzünün aldığı şekil……

+1
* Ikea Ankara şubesinin neden hala açılmadığı…(yavaş yavaş sinirleniyoruz..%’+^+%&&?** !!!)

+1
* Deli bir kar fırtınasının ne zaman Ankara’ya gelerek hayatı felç edeceği (1 gün bari iş tatil olsa….evden mümkünü yok çıkamasak…battaniye altında kediyle uyusak….Woody Allen filmleri izlesek gönlümüzce)

+1
* Gossip denilen yer…(gerçi bu akşam sanırım görme şerefine nail olacağız…..içeriye şifreyle falan giriliyor….yesinler…..bu kadar da özentilik olmaz ama ya…ayıp be ayıp..çık çık çık)

+1
*kedilerin ortada hiç birşey yokken havalara pati atarken ne gördükleri.....şizo yaratıklar kesin :)

+1

SushiCO da California Roll…

+1


*Amsterdam…..

+1
*Eski Faces, yeni Relax (ama öyle bi soğumuştuk ki son zamanlarında Faces’den, bi daha gidip bakar mıyız hiç bilemiyorum….ama merak işte…insanın başına ne gelirse ya meraktan, ya ….. diye saçma bi laf vardı)

Bu liste uzar gider….Ama işler beklemez…..

11 Ocak 2008 Cuma

istanbula...
















......kaldırıyorum kadehimi.....


































dev aynası

Dün akşam Tunalıda ki Sturbucksa girdim, bi kahve almaya…….İçeride iki polis, en ön masada laflaya laflaya kahve içmekteydiler. “Way be Deniz dedim kendi kendime, New York’da mısın mübarek”…. Sırtlarındaki koca Polis yazısını NYPD gör ve devam et….Resimlerini çektim hatta gizlice…..Koyucam


+1

Arada bir “Ayna Ayna benden düzen kim var bu dünyada?”
Ya da
“Ayna Ayna belden süzer kim var bu dünyada?”
Ya da
“Ayna Ayna yandan yüzen kim var bu günya da?”
Gibi sorular çeşitlesem…
Aynanın kafası karışırda beni seçer mi acaba….
Merak ederim….

9 Ocak 2008 Çarşamba

Refüjiii

Evimize mini bir yaratık geldi….+1daha eklendi
Artık bizimle yaşıycak….adı Refüj (refüjde bulundu kendileri)….
+2
Hep son derece munis hatta cıvıklık derecesinde uysal bir kedim olsun istemişimdir, ki genelde bana denk gelen kediler kendini asla sevdirmeyen, mesafeli ve soğuk tipler olmuştur. Ama şeytanın bacağını kırdım… Göbeği açıp sevdirmelere varan şımarıklık manyaklığı şeklinde dışavurumcu bir yaratık (birazda benim sayemde, bebeklikten beri alıştırmaya çalışıyorum) ….Hojjj geldin mini kedi…Bana kendimi dünyanın en şanslı insanı gibi hissediyorsun :)



İşte Refüjün foto galerisi











6 Ocak 2008 Pazar

back tuşu....digiturk

____Geri döndüm____

Anladım ki sadece kışları basıyo basanlar.....

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Hala etkisindeyim








Santorini günlüğü

Eğlence, aşk, huzur, deniz, güneş, bissürü bissürü turist..... Yazılcak çok laf var, anlatılıcak çok olay...ama hala kendimizde değiliz...adada.....




resimler vol.1









7 Haziran 2007 Perşembe

bir kaç günüdür

Evdeyim... ne bişeyler yap diyen var...ne yetiştirmem gereken bi takım işler.... ne stres ne bilgisayar başı uyuşmalar.... aylardır ertelediğim yapamadığım hayata dair işlerimi yoluna koyuyorum.... kendi günümü kendim planlıyorum.... böyle bir drumda varmış hayatta.... her an bağımlılık yapabilicek bir özgürlük halleri..... umarım hep böyle devam eder :)

mutlu ve umutluyum....uzun zamadır ilk defa koşuşturmacasız.....inanamıyorum ama oldu..mucize gibi :)

5 Haziran 2007 Salı

istanbul süprizi

Bir rahatlama bir rehavet bir serin sulara atlamışım hisleri....işte tatil işte iplerin koparılma anı..... 4 senedir ilk defa "aaa yeter be "diyip kaçtım gittim buralardan.....ve cennete düştüm tabiri caizse....herşey benim işi bırakmam ve "American Beauty" tadında ofisten çıkmamla başlayıp, istanbula giden ablama takılmamla başladı aslında... Bu aralara yaptığım en hayırlı işti diye düşünüyorum kendimce....stres stres nereye kadar ayol.... çatladık orta yerimizden resmen....


Ablam İstanbuldan ev aldığını söylediğinde tabi minicik bir yalı olduğunu üstelik de denize sıfır olduğunu tahmin bile edemezdim, hatta hayal bile edemezdim. Mini minnacık beyaz yalı baskı bi stüdyo kat, ki girer girmez mi büyülenir insan, manzaraya soluğu kesilir, boğaza bakıp bakıp kafaları yer, bir de yetmezmiş gibi önünde mini minnacık bir bahçe ki içinde kediler cirit atıyor, önünde deniz, tekneler, anlat anlat bitmez...efenim maşallah maşallahh...


Derken giriştik evi kurma işlerine, elektirik, gerekli beyaz eşyaların montesi, anahtar kopyalama, perde derken yaklaşık 9 saatte ikea dan nasibimizi alınca, bol koşturmacalı çok eğlenmeceli bir hafta geçirdim. Bu "durdun durdun al biraz da eğlen bakalım" diyen evrenin bana verdiği bir "gift"ti kesin. Ev hengamesi aralarına sıkıştırdığımız, deniz kenarı yürüyüşleri (herles balık tutuyo deli gibi, oranın en trend aktivitesi bu olduğuna karara verdim, ama o oltalar bi tarafımızı alıp kopartıcak diye de bende bi fobi oluştu bir anda... balık oltası fobisi :), boğazda akşam yemekleri (balık kalamar midye yemekten fosfor zehirlenmesine uğrıyacaktık nerdeyse, kilo almışım di de gıcık oldum), Borusan'a arabayı bırakırken Cem Yılmaz'la karşılaşma, Demet Şeneri görüp de görmemezlikten gelme, İkea'da Aysun Kayacı mıdır nedir (şu dudakları pörtlek olan) onla mutfak reyonunda karşılaşıp k,lolarını ve koca poposuna hayretler içinde kalış gibi geyikler geyikler... oh kafalar boşaldı, kuş gibi özgür ve bir o kadar da gururlu gezildi tozuldu...
Son gün Taksimde bir takım arkadaşlarla buluşulup Tonique diye süpriz bir mekana gittik ki girişi gayet pub havasında, bayıltıcı ahşap kaplamalar ve turistlerle dolu "ee burayamı geldik yani" dedirtecek havadayken, meğerse ikinci katta asansörle bambaşka diyarlara çıkılıyormuş. 30 saat asansor kuyruğu bekleyip tıklım pıkış doluşup bir de çıktıkki clube, terassa teras manzaraysa manzara, chill out bir ikinci teras, süper müzik, imajınasyonun dibine vurmuş tipler derken sabahı ettik. Bir ara cennetteyiz sandık, Ankara'yı hiç özlemedik, pılıyı pırtıyı toplayı İstanbul' a mı taşınsak diyip, trafiği ve siniri hastası olmuş insanlarını düşünerek, bu sakat ve bir o kadarda cazibeli şehire bulaşmamaya karar verdik. Ablacıım çok saol ne diyiim....acaip makbule geçti bilesin :)

21 Mayıs 2007 Pazartesi

maraş dondurmacısı

Bir yarışma serüveni ardından yorgun bünyeleri bu hafta yoga ile gevşetmenin esnetmenin sakız gibi büyütmenin rahatlatıcı etkisini yaşıyoruz. Önce çiz çiz çiz, vücudu kas kas kas, kamburu abart, hooop ardından yoga gevşe gevşe huzur… resmen saçmalattık bünyeyi, maraş dondurmacısı gibi oynadık dengelerle.. artık toparlama vakti….

Teras partileri vol.1 başlığı altında bu cumartesi itina ile teras müzik laflama üçlemesi ardından Zodiac isimli bol beklenti içerisine girip de, filmden çıkarken şapşal şapşal birbirimizin suratımıza bakındığımız bir hafta sonu geçirildi…..artık uyanma vakti…..

Ara ara düşünüyorum etrafımda bir tane normal arkadaşım, arkadaşımı geçtim bir tane normal insan yok. En yakın arkadaşım örneğin, New York a gitti iki hafta önce ki buraya kadar her şey normal, sevindirici. Olayın kopartıcı noktası şu bu ki: annesinin gözünde ben de gidiyordum bir koşu New Yorklara onunla beraber. Yapma etme dedimse de, bi kere söylemiş bulunmuş muş kendileri. Deli mi ne ayol…Sanki Antalya’ya gidiyo kadın. Bi de üstüne üstelik erkek arkadaşıyla, ki bu erkek arkadaş bizim yıllardır tanıdığımız Zan’ın en yakın arkadaşı olup, bizim vesilemizle erkek arkadaş sıfatına nail olmuş bir şahsiyet. Topu topu iki aydır tanışıp kaynaşıp sevgili olmalarını geçiyorum da Amerika’ya gitme manyaklığı nee!! Neyse mesela bana diyo ki canım arkadaşım giderken, “Aman Denizcim Tunalı’da fazla gezinme, karşılaşmayın annemlerle”. … E benim evim Tunalıda!!!! Bir de Amerikalara gitmişiz beraber hiç mi fotoğrafımız yok ortada. Artık otur photoshop da ayar üstüne ayar çek fotolara :) Neyse gel zaman git zaman bana bir telefon: arkadaşımın annesi… Pause… Kafadan aşağıya kaynar sular….Tabi yalan söyleyememesiyle meşhur ben “gayet Ankara’da olduğumu söyledim ve telefon suratıma kapandı bir güzel.” Skandal, rezalet, facia, ziller, çanlar…

Zan da pek eğlendi bu meseleyle “Amannn söyleseydin Manhattan‘da geziniyoruz şu an, bi sergi açılışına girmek üzereyiz falan” diyip diyip güldü karşıma geçip ben bi köşede kös kös oturuken…. hehehe…



not : fotonun konuyla hiç bir alakası yoktur.....çiziyoruz işte futursuzca.....ben önde Sedo arkada...

16 Mayıs 2007 Çarşamba

hatha yoga

Terasta bir süredir vaziyetlediğimiz yoga partileri son hızıyla Ankara camiasına yayılmakta, nerdeyse 20 kişilik bir yoga severler grubu kurmuş olmaktan gurur duymaktayız. Bu aktivite ben caazın sürekli taxi kapılarından elektiriğe çarpılmam ve stres yumağı halinde etrafta gezinmem ve bu halimden son derece şikayetçi olmamla bir gün "hadi yoga yapalım bari..eyooo" diye bi gaz Ülküalan pasajına giderek 8 adet egzersiz minderi almamla başladı denilebilir. Meğer etrafım "bıktık be çalışmaktan, kardeşim bi rahatlama ortamı yok mu yahu bu dünyada, amanın belim, of da sırtım, boyun ağrılarım oy oy oy" şeklinde gezinen şahsiyetlerle dolup taşıyormuş. "Vesile ile her hafta buluşmuşda oluyoruz, gün gibi" diye diye, organizasyon büyümüş, terası çökertme pahasına kalabalıklaşılmış, büyük bir ciddiyetle bacaklar havayaaaa ordan sırtlar arkaya......komşuların tuhaf bakışları arasında :)... bi de arada Zan'a bakınca acaip gülme tutmasa beni (her seferinde arkadaşlardan özür diliyorum bi güzel). Efenim hocamız Esra (öle koftiden diil bayaa profsyonel yoga hocası kendileri, kızıyo falan cıvıyınca) önderliğinde takribi bir saat süren asanalar ve üzerinde terasta yayılmak suretiyle pelte olmuş vücutlarımızı portakal sularıyla şımartma halleri....
+1


+++++1
Bu yoga işlerine sardırınca tabi suratlara yayılmış gülümseme ile doğayla bütünleşme, ılık esen rüzgarın yüzünü yalaması, uyanan çiçekler böcekler, salınan ağaç dalları, sabah erken kalkıp adaçayı eşliğinde güneşin ağarmasını izleme drumlarına kaptırınca bilgisayar ve de bar mar iyice fena geliyo bünyeye. Geçen ıslatalım biraz dedik Zan'la Overall a gittik bir gaflete düşerekten (zaten oldum olası sevmem, Özlemin doom günü diye kıramadık) ayyyyyyyyyy ayyyy... sıcak ter içki leş leşşş.... valla canımızı dışarı zor attık... ya biz yaşlanıyoruz yada cidden yogi olduk bu yaştan sonra :)

24 Nisan 2007 Salı

how does it make you feel

sen çık 8 de, çık 9 da, çık 9 da, çık 9
işten
sonra yaz yazabilirsen....
yinede seviyoruz bindiğimiz dalı kesmeyi, yinede cesaret edebiliyoruz yüz çevirmeyi, pisi pisi
Herneyse,
Bizim bi işimiz var insanı delirtir... Her an çıkan yeni malzemeler, son teknoloji ürünler, estetik harikası tasarımlar, şeker dükkanına giren çocuk gibi hepsinden alma hissi her birini teker teker mekanlarda kullanma çılgınlığı yaratıyor bünyelerde...

bizaat çizip uygulattığım banyolardan bir tanesi var ki mesela içine koy beni orda yaşarım, hayat geçiririm, Olga'nın değişiyle yirim yirim yirim.... Siyah mı siyah seramikler, o canıım bisazzalar içinde bem beyaz jakuzzi (teak di ama corianl'a beyazlattık, biraz Türk aklı oldu ama süper de oldu), Stark X klozet heykel gibi, bataryalar keza keskin keskin kare dominantlaşmakta, yerde 60 a 60 verevine seramikler, koskoca camdan bir duş, anlat anlat bitmez valla.... en iyisi 3d max halini göstermek ki bitmişi de aynısı da oldu... bir tek içime sinmeyen yıldızlama tabir ettikleri fiberoptik aydınlatma... gece fena diil de ne biliim uçları falan çıkmış barisol den biraz fıslak bir görünümü var, ki o kadar gelişmiş bir teknoloji olmasına rağmen....


ve işte banyomuz, gururla




12 Nisan 2007 Perşembe

LİBİDOİT ANDROİD

Efenim hormon mevsimimiz açılmıştır, hayırlı uğurlu olaaaaa.....

bu ara favorilerim:
+ yüksek sesle "where's your head at??" dinlemek.....arkada hiç fark etmediğim sesler kulaklıktan anca duyulmakta,
+ gece en az 2 ye kadar oturma.. bi de yeni icat çay demleyip içioruz.. emekliler gibi... hiç çay sevmezdim, çaya doyamıyorum adeta.. hiç anlam veremedim....
+ 3 yıl aradan sonra yeniden "kemik" dergisi okumak
+ leblebi rejimi....
+ locus solus'un brütüs salatası
+ yürümek yürümek
+ underworld konseri için daydreaming yapmak
+ tatil planlarına start vermek
+ tellibağ diye bi şarap (süper uygun fiyata maximum lezzet)

falan falan..............

9 Nisan 2007 Pazartesi

Kuğuların sessizliği



  • O Tunalı alt geçidindeki fayanslardaki kuğular da ne öyle ya.... o fayanslarda neyin nesi... pause...

  • Dün tamıtamına bir günde 180 ağaç (leylandii) diktirerekten mesleki hayatımın kendince rekorunu kırmış oldum..... Ayaklara kara sular iner drumlar sahneye kondu..

  • Sahne demişken dün MDT 'i izlemeye gittik, bana mı bişeyler ifade etmedi, etkilenme eşiğim mi yükseldi, havamda mı değildim bilemiyorum, pek bir ruhsuz (Öz ünde yorumu) geldiler gözüme... Ama tabii saatlerce emek harcamışlar, yiğidi öldür hakkını yeme....
  • Cumartesi bi ev partisine gittik Bilkent'te, vallahi helal olsun dedirtmişler ev dekorasyonuyla, konsept: HEAVEN OR HELL. Salonu bembeyaz yapmış arkadaşlar, mini kanatlarıyla içerde melek kızlar cirit atmakta, o yeaaah... Biz tabiki hell kısmı olan mutfağa lazyık görüldük kılık kıyafetimiz ve boynuzlarımızla. Mutfağı da gayet siyah çöp poşetleriyle kaplamışlar, kırmızı haçlar, bissürü mum, tam gotik... Bi ara beyaz İsa cübbesiyle "Haleluyaaaa" falan diye bağırark geçen bi tip bile vardı....çok eğlendik kısaca, hoş ordan çıkıp Manhattan o kılıklarla pek olmadı ama, neyse...

  • Cemil Amca İstanbuldan bana stesi alan, enerji bombası garip bir taş getirdi, yeliş pembe rengi var..... yaşasın yeşil pembe taş....

  • İstanbul demişken, yarışmayı gittik Harbiye'de teslim ettik, ama sonuçlar açıklandı, babaları almışız tabiri caizse....üzülmedik, Naragatsi'ye gitmek (renk renk gazozlar içildi, bubble gum süper mesela), kiliseye mum dikmek, vapurla dolaşıp, adalarda bisiklete binmek yanımıza kar kaldı...

ooo istanbul oooo içimizi açtın resmen..... susuz bedenlerimize nemlendirici oldun .....



TAM TURİSTTİK BU GEZİMİZDE ..... HERYERE GİRDİK ÇIKTIK.... KEŞİF CADISI DENZ, GÖZLEM MELEĞİ ZAN İLE...




+1

Fıransız Sokağını ben ilk defa gördüm, ne kayıp...



Fransız sokağı demişken, giderken yol üstünde Ankara'nın göbeğinden fırlamış moda dünyasının girişimci gençleri ve medarı iftarımız (nasıl yazılıyorsa artık), Ulaş ların dükkanını gördük.... gururlandık...





Naragatsi'de bubble gum ve adını hatırlayamadığım bir milkshake türü..... hmmmm tadı tamakta kal....




not: resimlerdeki bütün tarihler ve de saatler, makinanın uydurmasıdır...