31 Ocak 2008 Perşembe
kar - ar aşamasındayım
30 Ocak 2008 Çarşamba
bonsaim
zoomlaaaaaaaaaaaaa.....
biraz daha zuuumlaaaaaaaaaaaaaaaaa...24 Ocak 2008 Perşembe
yüzyılın icadı
23 Ocak 2008 Çarşamba
22 Ocak 2008 Salı
YAA NE YAPICAM EVDE SUSHİİİ...
Sonuç: Eve gidilip SushiCO dan süper rollar söyledni. Ayıptır söylemesi kendimizden geçilerek yendi.
Hatırlatma : Eve siparişte bir de %10 indirim var. (Ben de komisyon alıyomuş gibi öve öve bitiremedim).
Bir diğer aktivite : Çayımızı koyduk, kanallar arasında geziniyoruz. Hırsız (Breaking and Entering) diye film varmış, Salon 1’de. Ben bunu vizyonda kaçırmış, kaçırırken de “Jude Law’la Juliette Binoche ne alaka yaaa...çok saçma ..olucak iş değil...apayrı tarzlar” diye söylenmiş, içten içe de merak etmiştim. Hadi dedik satın alalım merakımızı giderelim. Film süper çıkmaz mı, o dereceki ben bir ara ağlamışım (buna Zan çok güldü o ayrı).Ana tema “kendi askımızın değerini anlamak için, illa başka tiplerle salak şeyler mi yaşamak lazım, onların olmıyacağına mi sahit olmak lazim”......Neyse filmi uzun uzadıya anlatamıcam da, Jude Law’ın bir mimarlık ofisi var abi...bizi bizden aldı....Şu anda napılıyor : I am loving my new shoes :)
21 Ocak 2008 Pazartesi
pazartesi, hairspray, tansyon, nada, susuhi
Süperdi ne yalan söyliyeyim. Eğlenmek kafa dağıtmak, kız kıza kıkırdamak için biçilmiş kaftan. Kötü kadın rolünde (hep de kötü olur, yada cadı, yada kedi kadın....tam bir femme fatal !!!!) , Michelle Pfeiffer , iyi anne rolunde John Travolta. John Travolta’yı zaten dans konusunda tek geçeriz, de benim dikkatimi çeken başka bir husus oldu. O cüsseye (sahne arkasında 30 saat makyaj da cabasıdır kesin) gayet kadın zarafetiyle dans etmiş kendileri. Bir erkeğin kadın rolu yapması hatta fizyolojilerinden dolayı kadın gibi dans etmeleri cidden zor bi şi gibi geliyo bana. Ama erkek olmadığım için bilemiyeceğim tabi. Belki de çok kolaydır. Her neyse......
Bir de kötü kadın Michelle’in kızı olarak minik ikizlerin büyümüş hali vardı. Yani açıklamak gerekirse, ikiz küçük kızların bi filmi vardı, sarışın bunlar. İşte o miniklerden biri büyümüş, bu dans filminde oynamış. Ama diğeri ne olmuş diye filmde düşünmeden edemedim. Ya da kırılmasınlar diye ikisini de part time olarak mı oynattılar acaba. Bilemicem.
+1
Aalakasız bir deneyim : Dün tansyonum bi ara 5-9 olmuş, uçuşlardaydım. Çok hoşuma gitti, hep tansiyonum düşse dedim kendi kendime. Metabolizmanın bana bir kıyağı mı diye düşündüm. Öyleee etrafa baka baka, kafa gitmiş, sünger bob gibi.....Pause...
+1
Şiddetli tavsiye : Tunus’da açılan Nada. Walla İstanbul mekanı gibi bişey. İçerisini bir arkadaşımız yaptı diye söylemiyorum, atmosfer süper olmuş. İçeri girer girmez Moder Sabahlar dan Fahir’i de görüp neşenize neşe katıyorsunuz üstelik. Lounge çalıyor içeride ve kahveleri lezizzzz. Resimlerini çekip koyiiiim, kendiniz karar verin yahuuu....

20 Ocak 2008 Pazar
alacatı











+1
17 Ocak 2008 Perşembe
* Kraliçenin Soytarısı - Philippa Gregory
+1
* Otto (Santral şubesi….)

* John Travolta’nın kadın kılığındaki filmi ile Nora Jones’un (ne derece kötülükteki) filmleri….
*Lacoste’daki çizmelerin indirimdeki fiyatı…..(zira acaip gözüm var o çizmelerde)
+1
* Woody Allen’ın sabah kalkar kalkmaz yaptığı ilk eylem…..
* Woody Allen’ın yazı yazarken yüzünün aldığı şekil……
+1
* Ikea Ankara şubesinin neden hala açılmadığı…(yavaş yavaş sinirleniyoruz..%’+^+%&&?** !!!)
+1
* Deli bir kar fırtınasının ne zaman Ankara’ya gelerek hayatı felç edeceği (1 gün bari iş tatil olsa….evden mümkünü yok çıkamasak…battaniye altında kediyle uyusak….Woody Allen filmleri izlesek gönlümüzce)
+1
* Gossip denilen yer…(gerçi bu akşam sanırım görme şerefine nail olacağız…..içeriye şifreyle falan giriliyor….yesinler…..bu kadar da özentilik olmaz ama ya…ayıp be ayıp..çık çık çık)
+1
*kedilerin ortada hiç birşey yokken havalara pati atarken ne gördükleri.....şizo yaratıklar kesin :)
+1
SushiCO da California Roll…
+1
*Amsterdam…..
+1
*Eski Faces, yeni Relax (ama öyle bi soğumuştuk ki son zamanlarında Faces’den, bi daha gidip bakar mıyız hiç bilemiyorum….ama merak işte…insanın başına ne gelirse ya meraktan, ya ….. diye saçma bi laf vardı)
Bu liste uzar gider….Ama işler beklemez…..
11 Ocak 2008 Cuma
dev aynası
+1
Arada bir “Ayna Ayna benden düzen kim var bu dünyada?”
Ya da
“Ayna Ayna belden süzer kim var bu dünyada?”
Ya da
“Ayna Ayna yandan yüzen kim var bu günya da?”
Gibi sorular çeşitlesem…
Aynanın kafası karışırda beni seçer mi acaba….
Merak ederim….
9 Ocak 2008 Çarşamba
Refüjiii
İşte Refüjün foto galerisi



6 Ocak 2008 Pazar
22 Ağustos 2007 Çarşamba
Hala etkisindeyim





7 Haziran 2007 Perşembe
bir kaç günüdür
mutlu ve umutluyum....uzun zamadır ilk defa koşuşturmacasız.....inanamıyorum ama oldu..mucize gibi :)
5 Haziran 2007 Salı
istanbul süprizi
21 Mayıs 2007 Pazartesi
maraş dondurmacısı
Teras partileri vol.1 başlığı altında bu cumartesi itina ile teras müzik laflama üçlemesi ardından Zodiac isimli bol beklenti içerisine girip de, filmden çıkarken şapşal şapşal birbirimizin suratımıza bakındığımız bir hafta sonu geçirildi…..artık uyanma vakti…..
Ara ara düşünüyorum etrafımda bir tane normal arkadaşım, arkadaşımı geçtim bir tane normal insan yok. En yakın arkadaşım örneğin, New York a gitti iki hafta önce ki buraya kadar her şey normal, sevindirici. Olayın kopartıcı noktası şu bu ki: annesinin gözünde ben de gidiyordum bir koşu New Yorklara onunla beraber. Yapma etme dedimse de, bi kere söylemiş bulunmuş muş kendileri. Deli mi ne ayol…Sanki Antalya’ya gidiyo kadın. Bi de üstüne üstelik erkek arkadaşıyla, ki bu erkek arkadaş bizim yıllardır tanıdığımız Zan’ın en yakın arkadaşı olup, bizim vesilemizle erkek arkadaş sıfatına nail olmuş bir şahsiyet. Topu topu iki aydır tanışıp kaynaşıp sevgili olmalarını geçiyorum da Amerika’ya gitme manyaklığı nee!! Neyse mesela bana diyo ki canım arkadaşım giderken, “Aman Denizcim Tunalı’da fazla gezinme, karşılaşmayın annemlerle”. … E benim evim Tunalıda!!!! Bir de Amerikalara gitmişiz beraber hiç mi fotoğrafımız yok ortada. Artık otur photoshop da ayar üstüne ayar çek fotolara :) Neyse gel zaman git zaman bana bir telefon: arkadaşımın annesi… Pause… Kafadan aşağıya kaynar sular….Tabi yalan söyleyememesiyle meşhur ben “gayet Ankara’da olduğumu söyledim ve telefon suratıma kapandı bir güzel.” Skandal, rezalet, facia, ziller, çanlar…
Zan da pek eğlendi bu meseleyle “Amannn söyleseydin Manhattan‘da geziniyoruz şu an, bi sergi açılışına girmek üzereyiz falan” diyip diyip güldü karşıma geçip ben bi köşede kös kös oturuken…. hehehe…
not : fotonun konuyla hiç bir alakası yoktur.....çiziyoruz işte futursuzca.....ben önde Sedo arkada...
16 Mayıs 2007 Çarşamba
hatha yoga

24 Nisan 2007 Salı
how does it make you feel
ve işte banyomuz, gururla


12 Nisan 2007 Perşembe
LİBİDOİT ANDROİD
bu ara favorilerim:
+ yüksek sesle "where's your head at??" dinlemek.....arkada hiç fark etmediğim sesler kulaklıktan anca duyulmakta,
+ gece en az 2 ye kadar oturma.. bi de yeni icat çay demleyip içioruz.. emekliler gibi... hiç çay sevmezdim, çaya doyamıyorum adeta.. hiç anlam veremedim....
+ 3 yıl aradan sonra yeniden "kemik" dergisi okumak
+ leblebi rejimi....
+ locus solus'un brütüs salatası
+ yürümek yürümek
+ underworld konseri için daydreaming yapmak
+ tatil planlarına start vermek
+ tellibağ diye bi şarap (süper uygun fiyata maximum lezzet)
falan falan..............
9 Nisan 2007 Pazartesi
Kuğuların sessizliği
- O Tunalı alt geçidindeki fayanslardaki kuğular da ne öyle ya.... o fayanslarda neyin nesi... pause...
- Dün tamıtamına bir günde 180 ağaç (leylandii) diktirerekten mesleki hayatımın kendince rekorunu kırmış oldum..... Ayaklara kara sular iner drumlar sahneye kondu..
- Sahne demişken dün MDT 'i izlemeye gittik, bana mı bişeyler ifade etmedi, etkilenme eşiğim mi yükseldi, havamda mı değildim bilemiyorum, pek bir ruhsuz (Öz ünde yorumu) geldiler gözüme... Ama tabii saatlerce emek harcamışlar, yiğidi öldür hakkını yeme....
- Cumartesi bi ev partisine gittik Bilkent'te, vallahi helal olsun dedirtmişler ev dekorasyonuyla, konsept: HEAVEN OR HELL. Salonu bembeyaz yapmış arkadaşlar, mini kanatlarıyla içerde melek kızlar cirit atmakta, o yeaaah... Biz tabiki hell kısmı olan mutfağa lazyık görüldük kılık kıyafetimiz ve boynuzlarımızla. Mutfağı da gayet siyah çöp poşetleriyle kaplamışlar, kırmızı haçlar, bissürü mum, tam gotik... Bi ara beyaz İsa cübbesiyle "Haleluyaaaa" falan diye bağırark geçen bi tip bile vardı....çok eğlendik kısaca, hoş ordan çıkıp Manhattan o kılıklarla pek olmadı ama, neyse...
- Cemil Amca İstanbuldan bana stesi alan, enerji bombası garip bir taş getirdi, yeliş pembe rengi var..... yaşasın yeşil pembe taş....
- İstanbul demişken, yarışmayı gittik Harbiye'de teslim ettik, ama sonuçlar açıklandı, babaları almışız tabiri caizse....üzülmedik, Naragatsi'ye gitmek (renk renk gazozlar içildi, bubble gum süper mesela), kiliseye mum dikmek, vapurla dolaşıp, adalarda bisiklete binmek yanımıza kar kaldı...

ooo istanbul oooo içimizi açtın resmen..... susuz bedenlerimize nemlendirici oldun .....


TAM TURİSTTİK BU GEZİMİZDE ..... HERYERE GİRDİK ÇIKTIK.... KEŞİF CADISI DENZ, GÖZLEM MELEĞİ ZAN İLE...


+1

Fransız sokağı demişken, giderken yol üstünde Ankara'nın göbeğinden fırlamış moda dünyasının girişimci gençleri ve medarı iftarımız (nasıl yazılıyorsa artık), Ulaş ların dükkanını gördük.... gururlandık...

Naragatsi'de bubble gum ve adını hatırlayamadığım bir milkshake türü..... hmmmm tadı tamakta kal....


not: resimlerdeki bütün tarihler ve de saatler, makinanın uydurmasıdır...
