28 Temmuz 2009 Salı

tuzak dolu

buralar... nereler? Gümüşlüğe gelir gelmez otlu börek kokuları, ev yapımı kekler, elmalı tartlar ve de tarcınlı lokmalar falan gözüme gözüme girercesine bana bana bakıyorlar.... ama Zan'ın da çabalarıyla, ben zeytinyağlı börülce, patlıcan salatası, yoğurt, barbun dünyasında geziniyorum ..... organik besinler cidden insanı dinçleştiriyor .... yanlız nasıl bir kafaysa direk oturmuş yemek yazmaya başlamışım, walla sonumu hayretsin :).....

+1

Galaktik insan isimli ilginç bir kitaba başlıyorum bu gün, anlata anlata bitiremediler... du bakalım, adı biraz komik:)

+1

internet yok..... bol deniz, mineral var, çok komedi ortamlar var... gecen senede bahsettiğim üzere Gümüşlükte saçma sapan tipler var...... Nejat işler ve bu defa ona eklenen Berrak bilmemne var, köşe bucak kaçarcasına aynı zamanda da uluorta bir aşk var .... hahaha .... Teoman nerde acaba, yoklama almak lazım hemen burda ..... neyse yinede Ankaradan sonra ilaç ilaç.....

20 Temmuz 2009 Pazartesi

tatlı krizi forever




Esselamün hello .... sıcak mı ne?????, yada ben içimde çoşan tatlılık abidesi minik yaratık yüzünden mi hararetleniorum, bilemiorm .... neyse zaten canım sıkkın ben çikolata havuzuna boğazıma kadar batıp boğulmak isterken, profiterollerle dolu bir yatakta saatlerce uzanmak, cheesecake dünyasının karileçesi olmak isterken ve o nadide frappucinoları temel gıda maddem yapmak amacındayken doktorun tatlıyı yasaklaması sonucu ciddi anlamda bunalımlardayım.... her allan günü cocuk gibi Zan'la dondurma pazarlığına girmekten artık utanır oldum haliylen.... 1 haftadır sadece 2 top diyet dondurmaya talimim .... öööö .... "bırakın beniiiii, kanasın dünyaaaa !!!!" diye koşup, şeker komasına girercesine marketin çikolata reyonuna kafadan atlamak istiyorum .... ama kilo almam zınk diye durdu şekeri kesince, deeee ... eeee? benim gözüm dönmüş, sayko gibi elalemin tatlı tabağına falan bakarken yakalanıyorum Zan tarafından, (o epey bi eğleniyo gerçi ) .... " şekerim ye ekşiyi doğur Ayşeyi, ye tatlıyı doğur atlıyı diye bi laf var bilmio musun" dedi bi arkadaşım geçenlerde .... walla bilmiyodum... bırakın doğuriim atlıyı diyorum arada, Zan anlamaz gözlerle ve artık bu kız iyice koptu ifadesiyle bana bakıyor.....





+1


Gelelim "Aşk" arkasından hemen başladığım ömrümü yiyen kitaba .... "Tanrılar Okulu".... kitap akmıyo, resmen bayılttı, bi satırı okurken kendimi başka bişeyler düşünürken buluyorum sürekli, bi sayfayı 30 kere okuyup, bi düşünüp, hiç birşey hatırlamadığıma karar verip, bir sonraki sayfaya ödev hissiyle geçiyorum .... öööö ... Tanrılar Okulu sux .....




....
....
....


Geçenlerde kitapçının başındayım, adamla laflıyorum, tatlılara gözüm kaymasın kendimi oyaliim diye ... yanımıza kunduz saçlı gençlerle, yarı japon yarı vanlı saçlı kızlar yaklaştı ve de hepsi birden gayet coşkuyla 4 er 4 er kitap almaya başaldırlar.... Aldıkları da şu filmi de gelen "Alacakaranlık" ve de onun diğer devamı niteliğindeki 3 kitap.... dayanamadım kitapçı abiden info istedim, nedir bu kitabın olayı dedim .... "walla kızlar okuyo, çok bayılıyolar " dedi, sanki sosyolojik bir analiz yapmasını istemişim gibi ondan... yani kitabın içeriği konusu sıfır, kızlar bayılıyo ama, e haliyle satıcı yorumu bu olmalıydı ben de ne bekliyosam.... neyse ordaki delikanlı kunduz saçlılardan biri atladı " aaa abi niye öyle diyosun biz de çok seviyoruz" ve aralarında bir hararetli ve bir o kadarda saçma tartışma başlarken ben usulca uzaklaştım .... şimdi bu kitabın cinsiyetleştirilmesi ancak ve ancak Türkiyede olabilir diye düşünebiliyorum .... zaten Aşk kitabının kapağının bazı salak erkekler tarafından yadırganması sonucu gri renge dönmesi de cabasıydı .... yani kısaca biz pembe kitap okuyamayız metroda, otobüste, çok gay oluruz demek isteyen bu homofobik arkadaşlar, kitabın içeriğine şiddetle ters düşen şekilciliğe zaten çoktan kurban olmuşlar .... sen zaten hiç okuma bence .... daha kapaktaki pembeyi aşamıyosan, içerikte bahsedilen ve din gibi çok tartışalan bir konunun kalıplarına dokunduran bu kitabı anlama kapasitensine zorlama boşa, yakma beyni boşu boşuna derim ben(jou jou da bi saydırmıştı blogunda ben de kendimi tutamadım)..... neyse ....



NOT: Tüm mailleriniz için çok teşekkür ederim bu arada :) ..... demo nerdesin cicim????

26 Haziran 2009 Cuma

michael jackson





Dün şantiye sonrası anneme gittim, dinlenip beslenip, duş almaya... malum banyomuz tam olmadı daha...... neyseki kapıları takıldı ve biz Romalılar gibi açık açığına abdest almaktan bir nebzede olsa kurtulduk... işin garibi yavaş yavaş alışmaya da başlamıştık, sadece eve gelen misafirler tuvalete girince "kimse gelmesiiiin, tuvaletteyim" diye bağırmak zorunda kalıyorlardı.... kapılar geldi ama evin diğer yapılan ahşapları daha boyamadaymış, offff pofffff...... neyse anneme gittim uyukluyorum tatlı tatlı .... annem: "Michael öldü yaaa ... Allah rahmet eylesin, bak adam zenci geldi beyaz gitti dünyadan ... öyle kendinle çok oynamıycan" diye içeri girdi .... töbe töbe güliim mi üzülim mi şaşrıdım, ölenin arkasından geyik yapıcaktım da sustum .... ben de diyorum sabahtan beri niye radyolar habire michael jackson çalıyo diyodum .... no comment
+1
dün doğum günüm vesilesiyle House Cafeye gittik ... inanılmaz iyi bir müzik vardı, sanırım dj (Görkemin demsine göre)İstanbuldanmış .... yanlız işin ilginci mekan yarı yarıya doluydu.... İstanbul'da böyle bir mekan, chill müzik, bahçe üçlüsü olacak millet elinde içkisi tıklım tıklım doluşur, Ankara'yı anlayamıyorum .... neyse bana böyle boşumsu hali de iyi geldi, nede olsa göbeğime çarpılma olasılığı azalıyor .... yemeklere gelince "eh" denilebilir, içkiler (ben içmedim ama içenlerin demesine göre) biraz alkolsüz olsa da, müzik baabında Ankara'da gidilecek tek yer benim için ....
+1
nası İstanbul'a gidesim var ... şiştim ya resmen (her anlamda hem kilo hem işler güçler) .... dün bir kadeh kırmızı şarap içme denemem oldu, içmez olaydım, nası miğdem yandı .... bu hamilelik döneminin bu aylarında yeni bir icat çıktı, miğden yanıyo ... halk arasında, hatta annemde söyledi bebeğin saçlı olacağına işaretmiş ama bilinenin aksine hiç de alakası yokmuş .... aşağıdan bastıran iç organlar yüzünden miğde asit salgılıyomuş falan falan .... İstanbul derken miğde demnin ne alakası var o işte muamma ????? .....

24 Haziran 2009 Çarşamba

neler neler değişti, benim sabitim sanırım şantiye














Geçen sene özene bezene aldığın nah bu kadarlık topuklu ayakkabılar noooolduuu, ha nooldu deniz sorarım sana??? ..... dümdüz parmak arası terliklere talimsin, işte kaderin cilvesi burda hunt etti seni (bu hunt etti, odtü den kalma ingilizce turkçe aynı anda konuşma manyaklığından miras kalmıştır affola jou jou)..... hayır annemin ve Zan'ın güvenlik çemberinden geçtik diyelim, onların evhamlı bakışları arasında topukluları giydik diyelim, bu şiş ayaklara sığar mı o minnacık biblo ayakkabılar?..... neyse uzun arayışlar sonucu hem rahat, hem terletmeyen, hem şiş ayaklara karşı hassas, hem de terlik havasında değil de şık bir parmak arası görünümünde (toplantılara terlikle gelmiş kadına bak dedirtmemek için) çeşitli sandaletler bulabildim .... Stradivarius bu konuda atak yapmış, kendini parmak arası işine vermiş, kutlarım .....





+1





bu aralar can dostum en samimi arkadaşım Nesquik .... çünkü öldür allah sade süt içemiyorum ve de bu kalsiyum kaynağını es geçiyorum .... şimdi oturdum Nesquikli dondurmalı çikolata soslu buz gibi içecekler icat etmeye başladım, aynı zamanda kalori bombası ama napiim artık .... süt içmeye katkı payı....






+1



T Cetvelini ne çabuk unuttuk biz.... çatır çatır sesini, gönye ile uyumunu, kolların uyuşuşunu .... biraz ayıp ettik.....




+1




Değişmeyen yegane şey ise Şantiye günleri sanırım....bizim şantiye koptu gidiyo, bir yandan da diğer şantiye olan hayvanat bahçesi devam ediyo....ben de şantiyede cirit atarken, tüm usta takımı ve etraftakiler endişeli bir tavır sergiliyo .... herkes diken üstünde, her an bişey olcak sanıyolar sanırım ....


+1


ev ve bahçe dergisi bu ay yaz çiçekleri eki vermiş .... iç açıcı...... artık ofis bahçe katında olduğuna göre bir takım bahçivan atraksyonları yapılası....

+1

gecen sene bu zamanlarda bloga neler yazmışım diye baktım, sanki 4 yıl geçmiş gibime geldi ...daha terastan taşınmamışız bile....ay bi tuhaf oldum, zaman algısı kaydı sanki.....


22 Haziran 2009 Pazartesi

El Nido

offff sabahtan beri bu blogu okuyorum canım nasıl çekti adalara gitmeyi, denizi, güneşi, macerayı...... oturdum filipinler hakkında netten ayrıntılı araştırma yapmalara kalkıştım.... buralara kesin gitmek şart oldu.....

http://dontcheckit.blogspot.com/

21 Haziran 2009 Pazar

aşk

isimli kitabını okuyorum Elif Şafak'ın..... bu kadar ön yargılı ve negatif yaklaşınca bir kitaba ve bu kadar nefis çıkınca, her satırda utanmaya başladım.... bu bir itiraftır kendime ve dostlara..... (kitabın dili gibi bir lakırdı ettim... hahaha... kendi kendime çok eğlendim saçma sapan)... evet kitabın dili son derece acaip ... daha önce de tekrar tekrar dile getirmişimdir ben de kitap okurken dil (anlatım şekli demek daha doğru olur belki) fobisi var ve katlanabildiğim tek yazar Usta Samuel Beckett...... en son "puslu kıtalar atlası'nda", (ki bu da yaklaşık 7 sene evveline tekamul eder) aşina olduğum bir dile neyseki annemle babamın takribi 70 yaşında olmasından kelli alışık olmam ve hatta ve hatta hoşuma bile gitmesi kendime şaşmama neden oldu.... gel gelelim kitaba, örgü şahane, konu zaten nefaset (Şems ile Mevlana'nın Dostluğu), her zaman ilgi duyduğum ama cesaret edip de araştıramadığım ve cahil kaldığım (eften püften bilgi kırıntıları ile cahillik sıfatından kurtulmam gibi bir çabam olması bu tür konularda söz konusu olmaz, ayıp olur.....) sufizm bu kadar yalın anlatılabilir..... yazarın genç yaşında girdiği bu tehlikeli sular ve hakkını vermesi bilemiyorum beni etkiledi.... hem de konularda yüzeysel gibi giderek derinleşme kısmını okuyucuya bırakması ve çok yorum yapmaması okuyucuya olan saygısından mıdır bilinmez, benim en çok hoşuma giden tarafı oldu..... bir bakıma yorumu (ya da yorumsuzluğuyla) ile hiç bir kesime hitap etmemiş ve kitabın köklerine inip, Mevlana gibi her cins insana "gel" demiş gibime geldi benim .... 4o kural düşündürücü.... yanlız araştırmalarıma göre bunu yazar kendisi düş gücüne göre yazmış, ne derece referan olabilir kısmı, tartışılır ....


Bila noksan, eksiksiz bir hayattır sürdüğün.


Ya da öyle sanırsın.


Alışkanlıklara ayak uydurur, tekrarlara kapılırsın.


Şimdiye değin nasıl yaşadıysan, gene öyle yaşayacaksın sanırsın.


Sonra beklenmedik bir anda biri çıkar gelir.


Etrafındaki kimseye benzemez.


Kendini bu yeni insanın aynasında görmeye başlarsın.


Var olanı değil, sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır o.


Ve sen bunca zaman aslında hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığını, bilmediğin bir şeye hasret çektiğini anlarsın.


Şamar gibi iner hakikat suratına. Sana içindeki boşluğu gösteren bu kişi bir pir, üstad, arkadaş, yoldaş, eş ya da bazen bir çocuk olabilir.


Önemli olan seni tamamlayacak ruhu bulmandır.







19 Haziran 2009 Cuma

karambol her haziran




Aynı anda hem ofisi hem de evi taşıyınca madara oluyo insan...... yeni ofis bahçe katında, mutluyuz huzurluyuz , bahçemize kavuştuk :) ..... İstanbul'dan Akın geldi bize yemek yaptı..... hatta bi waffle yaptı tost makinesinde resmen aşerme kriterlerimi değiştirdi attı..... pancake kıvamında bir karışımı (ki onu bizde yapıyoruz ama Akın bir tarife uymadan kıvamına göre ekledi malzemeleri şaşırdık), tost makinesinde bi güzel kabarttı (ki onu biz hiç akıl edememiştik, bravo), içine muz çilek sıvı çikolata koydu, ohhhhh 3000 kalori in da house...... ye iç kudur ..... thnx Akın the big chef. ....




Akın aslında bi arkadaşın nikahına gelmişti ki ben nerdeyse o nikah esnasında halk tarafından linç ediliyodum, haberim yoktu..... Şöyleki, Keçiören gibi fantastik bir mahallede yapılan nikaha bildiğin askılı bir hamile elbisesiyle katıldım ve ninjalar tarafından "AAAAAA kıza bak aaaa!!" diye bağıra bağıra tacize uğradım...herkes resmen parmakla beni gösterdi, biz de şaştık şaşa kaldık... gayri ihtiyari bizde bana baktık, acaba açıkta bişey mi var, bi yer mi gözüküyo gibilerinden, yooooo ..... işin ilginci benim de duyabileceğim şekilde ve açık açık söylendiler.....pause.....neyse giydiğim de şöyle bişeydi alt tarafı.....















Keçiören demişken ne kopuk bir yerdir burası, teleferiği olsun ,yabani insanları olsun, şelalesi ve kale benzeri saçma sapan binaları olsun, kopmuş gidiyo walla..... işte bu josephine koltuk, bu sanat eseri tablo ve içeriği ve yandaki pirizle post mekan anlayışımıza derinlik katan Keçiöreni özetlemek doğru olur...... son olarak Keçiören sux.....


+1


Hamile cemattine ve kahvaltı sevenlere duyrulur.... Ankara House Cafe'de pazar sabahları bi brunch var akıllara zarar..... taaaaa 3 e kadar sürüyo, kuş sütü eksik.....






+1

ya amaaaan bi güzel kitap bulamıyorum bu aralar...arkadaşım "Aşk" isimli son listelerin populer kitabını hediye etti bakalım oralardan bir medet ummaca..... şu "Tanrılar Okulu'nu" merak ediyorum.... okuyan var mı ?????

+1

bi de iyi film yok sanki bu aralar.... sanki vaktim var da gidebilecekmişim gibi söyleniyorum da, ne biliyim en son bi gaz "Star Treck'e" gittik, resmen hayalkırıklıkları içerisinde eve döndük......"Angels and Demons'a" koşturduk, galasına bilet aldık heycanla..... ama yani o şahane kitaptan sonra oldu mu şimdi diyeee diyeee izledik....ö öö .... yanlız derim derim onu derim Alla aşkına "deaf dj'i" bi izleyin... neyseki sağlığımız yerinde gibi duygusal ve anne cümleleri ettim izlerken ....

10 Haziran 2009 Çarşamba

deaf dj



















İşte film budur ..... hiç yorumsuz...... impressed

24 Mayıs 2009 Pazar

bebek partisi vol.1






Uzun süredir blog yerine günlüğe sardırdım, miniğe yazıyorum da yazıyorum .....




+1

bebek partimizi de yaptık, tüm emeği gecenlere teşekkürlerimi sunarım..... ben ve elif dışında içkiler içildi, balkon içeride sigara yasağı olduğundan doldu taştı, müzik köklendi, kapıcı her geleni "3 kata çıkın" diye yönlendirdi (nedense herkesle bi haşırneşir olmuş meraklı tip), gülündü coşuldu..... elifin doğurma günü aslında parti günü olduğundan sancı tutsaydı, hepbir hastaneye gidecektik artık napalım ... bi kısım orda içmeye devam ederiz diyordu :)....


minik hediyeler geldi bissürü .... en çok da kanguruma sevindim, yıllardır görür özenirdim, sırt çantası gibi bebeği takıp çıkan ecnebilere....





diğer ilginç bir hediye de, bebek dikiz aynası..... bu bebek dünyası resmen bir sektör olmuş, 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi böyle bir aparat .... arkada kerata napio diye dikizlemece....işte şu pınarın elinde tuttuğu ayna......




mutfağın hali :)....


balkon :)

23 Mayıs 2009 Cumartesi

BACAKLAR FORA

BACAKLARI AÇTI GÖSTERDİ



It's a boy :) ____ party boy (annesi - babası gibi)

bu akşam ilk partisine katılıyor beyfendi.....

8 Mayıs 2009 Cuma

öcelikle Tanrı Proton Radio'yu korusun!!!


+1






ve Caponlar noodle'ı yarattı, Tanrı vog tavayı korusun!!!!!


+1


Allah kırkbin kere şu lastik belli pantolon ve etekleri akıl eden kadını (adam olduğunu nedense pek zannetmiyorum, kadının halinden kadın anlar), korusun, amiiiin.... valla şiş göbekle bu kıyafete talimsin..... pek de rahat


+1


bu gün bir arkadaşım bana soru sordu, "gece yatakta dönebiliyor musun?"...allahtan bu insan beni görmedi, yoksa diyicem çok şiştim de dönemeyecek gibi, ters dönmüş kaplumbağa gibi mi görünüyorum .... işte bu hamile olunca böyle şeyler yaşanıyor sananlar (belki ben de sanıyordum) cevAP: yok yaw böyle bişey, fişek gibi oluyosun hatta .... 4. ayda enerji gelir demişti doktor, valla biliyo bu işi bu kadın .... bu arada çok önemli bir açıklamaymış gibi buradan duyurmak istiyorum, uyurken göbeğinin üsütüne bile yatıyosun ..... yumuşak yumuşak ohhh ....


+1


doktora gittik gecen gün .... 4 boyutlu ultrason almış yeni, galaktik bir alet, ekranda bizimki, kıpır kıpır ... "offf çok hareketli yine" dedi daktır.... bana çekerse yandık zaten, Zan süper usluymuş aksine.... ama bacaklarını açmadı bi türlü, cinsiyet hala belli değil ....ben hala alışveriş çılgınlığımı yaşayamıyorum ..."gelicek hafta bol bol çikolata ye de gel dedi" doktor ...ben çikolata yiyince hareketli olurmuş ve de bacakaları açma ihtimali artarmış ....sanki her daim yemiomuşum gibi ....

...
...
...


kısaca Tanrı ultrason aletini korusun!!!!

+1


bizim banyoya Nora'yı bekliyorum foto makinasıyla ... siyah seramik karolar onu bekler .... onu söyler .....



Tanrı saç düzleştirme aletlerinin hepsini, marka gözetmezsizin korusun!!!





3 Mayıs 2009 Pazar

sorularım var cemaate





Bir sorum var.... yaz acaba gelmeyi düşünüyor mu?



Tamam ilk aylarda (mayıs ve nisan) sesimizi çıkartmadık, aman yağsın dokunma, sonra susuzluktan geberioruz dedik, bereket yağıyo oh ohhh dedik .... ama gel gelelim mayısa da start verdiğimiz şu günlerde, insan bi kısa kollu moduna da girmek istiyo yani .... dün hava iyiydi dedik mini etek giydik, nah bu kadar topuklu giydik 4 aylık halimizle şık olma çabasına girdik, caaart diye göz nezlesini yedik kafadan.... yaz istiyoruz bu biiiiiiir ....




+1






şu meşhur kriz var ya, ki ben olmadığına inanıyorum .... sistemin bahanesi olarak etiketi yediğimize inanıyorum, neyse bu kriz acaip kuraklık olduktan sonra olmuştu ya...çok su sıkıntısı olmuştu, sıcak basmıştı çok fena....işte şimdide bereket yağıyo, allan bozkır kurak ankarası, tropikal iklim oldu göz göre göre...yani bu durumda acaba kriz bitecek, bereketli döneme girilecek demek mi bu?....


bu mayıs ayıda yağmur duasına çıkan çok kabile var sanırım..... şimdi yazıyı yazarken yine başladı ....



+1



bizim meslekte ilginç konular karşımıza çıkabiliyor.... bir peyzaj düzenlemesi için alana gittik, survey yapacağım.... aaa baktık, sahada bir sürü hayvancık var....mini bir hayvanat bahçesi tasarımı, hayvanların kapalı tellerde kalmasına insanın içi dayanmıyor, bari bunlara süper evler, bahçeler yapalım dedik... çok hoşumuza gitti proje ... şunların güzelliğine bak :





şu asalete bak ....

tavus kuşlarına "aç! aç! aç!!" diye acaip tezahurat yapıp iltifat ettimsede, açmadılar kuyruklarını ....yanlız bi kere görmüştüm, bi açsa oracıkta nutkun tutuluyo güzellik karşısında ... bir taneside albinoydu....





ben bu tavus kuşlarına hipnotize olmuş kitlemiş bakıyoken, Zan uzaktan kendini kaybetmiş çocuk edasıyla bağırdı "deniiiiz gel gel koş burda çok acaip bir deve kuşu var, tek ayağınıda kaldırmış, titriyo" .... koşmadan gittim tabi, dikkatli ve dengeli.... baktım, deve kuşu arıyorum "e bu filamingo" dedi Zan, sanki ben demişim gibi ....deli ayol :)



böyle ördekli, Norton uçan kazlı, tavşanlı, keçili bi gün geçirdik, ölçü alacağımıza bunları izledik 30 saat.... annem de aramış telefonda "keçilere çok bakma evladım" diyo .... bu hamileyken ona bak, buna bakma tribini pek anlayabilmiş değilim hala .... nası bir mantıktır yani?? (soru 3)

30 Nisan 2009 Perşembe

Ankara dibin kara vol.2







ben bu refüje evhamlanıyorum, çocuk sahibi olunca kafaları yemiim bi de (evham kumkuması deniz olmiim da) ..... durdun durdun patladın demeyin, hamile bu iniş çıkış insanı ..... ama şu refüje bak yahu, çıkmış pencereden dışarı, parapette dolaşıyo, kedi işte eşittir edges.....

.....

.....


hoooop sarılır, öperim ben onu (dikkat göbek büyüyooo).....







+1


sera Cafe'de cumatesi (Sibel) ve perşembeleri (Ayça) canlı müzik geceleri başladı Ankara'da baymakta olan insanlara duyrulur .... biz yaptık diye söylemiyorum mekan Manhattan'a yakışır bi jazz bar olma potansiyeline sahip bizce.....bir de sahne alan Ayça olunca :) ....








Cumartesi Sibel ve babasını ilk defa dinledik....farklı bir ses tonu .... çok hoşumuza gitti....bana sanki "the Party" filminde gitarıyla şarkı söyleyen kızı hatırlattı ... yumuşacık, narin, alıp götüren bir ses ....




yanlız dikkatimi çekti, herkes mekanda deli gibi sohpet muhabette .... ok burası bir jazz bar değil ama insan biraz yavaş güler, yavaş konuşur şekerim..... mesela bizim bi arkadaşlarımız New York Manhattan'da bi jazz bar'a girmişler.... neyse müzik başlamış, bunlarda aralarında kakara kikiri takılırlarken, etrafdan bunlara "çık çık çık" yapmalar, ters ters dövecekmiş gibi bakmalar, aşağılayıcı göz süzmeler, susun diye uyarılar falan ..... çıt çıkmıyomuş mekanda kimseden, bunlara bi amele muamelesi yapmışlar, acaip utanç içinde kala kalmışlar, ezik ezik....hahahaha .... öyle işte, siz siz olun bi jazz bara düşerseniz sakın Turk Turk yemeğinizi yiyip laflamaya kalkmayın, yerin dibine sokup çıkartıyolarmış .....
....


....


dün de Ayça ve Gürbüz abiyi dinlemeye gittik..... zaten Ayçayı burda hiç anlatmıyacağım .... "gifted insan", o nasıl bir sestir, maşallah nazarlara vesile olmaya ..... baktım durdum Ayçaya, "bana el ver Ayça "dedim, " bebeğin sesi de böyle manyak güzel olsun" dedim ..... el verdi o da sağolsun .... zaten Ekinin'de söylediği gibi bütün gurubun annesi oldum artık, ben geliorum masada paso bebek muhabbeti başlıyo..... mesela Koray Ekine poz vericek foto için .... "dur şevkat pozu için Denize bakiim, anne olcak ya, yüzümde şevkat bakışı yerleşiyo" falan diyo :)....



....


....


işte böyle gündemin geyiği bu tipleme oluyo daha doğmadan ....bu arada karnımda dayısını da dinledi gecen gün ..... Emrehan Halıcı ve Ankara Müzisyenleri konseri için abim ve sahnedeydi, gururlandık .....








+1

ayrıca anne karnında tango da yaptı bu velet .... belkide içeriden söyleniyodur.... bu kadın napiyo ya bu kadar başım döndü artııııııııık .... pazartesi akşamı, Pimeksin 1. Ankara Tango Festivali kapsamında Mimarlara özel bir gece vardı ... ben de içerisine sığabildiğim tek ve yegane şık elbisemle giyindim kuşandım, taktım Zan'ı koluma, ver elini tango night..... muhteşem ötesi bir gurup ve şov yapan bir çift vardı ....artık bu işi yemek içmek gibi rahat yapıyorlardı, sanki dans etmiyorlar, karşılıklı dedikodu yapıp çekirdek çitliyorlar edasında salındılar pistte ... işte bu kızla oğlan ....