22 Kasım 2011 Salı

Kristal Bebekler

Hürriyette yazan bir yazıya www.annesozu.com' da rastladım..... müthiş..... bir kısmını kopyalıyorum devamı burda ...





+1





Ne denmişti? "Bir başka gezegene gitmiş gibi olacaksınız, yüksek zekalı insanların doğduklarını göreceğiz ve ihtiyacımız olan gerçek zeka o zaman ortaya çıkacak.



O zaman kendimizin olağanüstülüğünü algılamış olacağız.



" Kimler bu doğacak olan yüksek zekalı insanlar? Geçen hafta İndigo çocuklar ve gençler demiş ve anlatmıştık. Ama İndigo çocuklar 1994'den önce doğmuşlardı, peki ya sonra doğanlar? Yani 1994'den sonra doğan ve şu anda en büyüğü 15 yaşında olan çocuklar? Cevabı biliyoruz çünkü onlara Kristal Çocuklar deniyor...




Onları tanımak...


Kristal Çocuklar'ı nasıl tanıyacağız? İlk bakacağımız yer onların gözleridir, iri, etkili, anlamlı ve bilge gözlere sahiptirler. Mutluluk ve sevinç verirler, bağışlayıcıdırlar. Kristal Çocuklar büyükleri olan İndigo Çocuklar'la, benzer özellikleri paylaşırlar. İndigoların ruhları savaşçıdır, amaçları eski düşünceleri yani önceki eğitim, yönetim ve yasal sistemleri yok etmektir. Başlıca düşmanları psikiyatrik tedavilerdir, onlara ilaç tedavileri uygulandığında duyarlılıklarını, ruhsal yeteneklerini ve enerjilerini yitirirler. Kısacası İndigolar'la gerçekten DES (Dikkat Eksikliği veya Dikkat Eksikliği Hiperaktiflik Sendromu" tanısı konulan çocukların ayırdedilmesi gerekmektedir. Ama Kristal Çocuklar farklıdırlar, çok mutlu, bağışlayıcı ve sakindirler. İndigoların savaşarak açacakları ve temizleyecekleri yoldan geçerek daha güvenli bir dünyaya gitmektedirler. İndigo ve Kristal tanımları, aura renklerinden ve enerji kalıplarından kaynaklanmaktadır. İndigo Çocuklar'da indigo mavisi vardır, bu renk iki kaşın arasında yer alan üçüncü göz şakrasının rengidir. Bu şakra ile durugörü güçleri vardır. Ama Kristal Çocuklar'da kuvartz kristalinin prizma etkisi vardır, auraları pastel tonlarda çok renkli ve harelidir. Kristallere ilgileri büyüktür zaten tanımlarının nedeni budur.....






Yüksek duyarlılık...


Bu duyarlılık sadece ruhsal değildir, Kristal Çocuklar fizik olarak da farklı ve duyarlıdırlar. Örneğin yüksek seslerden, gürültüden, kalabalık içinde bulunmaktan, çok sıcak veya soğuk ortamlardan, dağınıklık ve düzensizlikten hoşlanmazlar ya da bunların bazılarından hoşlanmazlar. Onlara büyük alışveriş merkezlerinde dikkat edin, bir Kristal Çocuk böyle ortamlarda aşırı heyecanlanır, bu nedenle korunmalı, belli bir süre aşılmamalıdır. Ayrıca Kristal Çocuklar yapay ve kimyasal maddelere çok duyarlıdırlar, doğal sabunlar, gereğince bitkisel ilaçlar kullanılmalıdır. İlginç bir olay da, Kristal Çocuklar'ın kolay yaralanmamaları ve korkmamalarıdır. İstisnalar dışında sanki korunmaktadırlar çok ciddi kaza veya saldırılardan birkaç sıyrıkla kurtulan çok sayıda Kristal Çocuk kayıtlara geçmiştir. Ama bunlar sizin tedbirsiz davranmanız demek değildir.



Duygusal şifacılar...


Bu çocukları tanımak için onların sevgi anlayışlarını ve tavırlarına dikkat etmeliyiz. Öylesine sevgi doludurlar ki, varlıkları bile şifa vericidir. Çok küçük Kristal Çocuklar bile, elleriyle, gözleriyle, davranışlarıyla içgüdüsel şifa dağıtırlar. Ebeveynlerinin hasta olmalarından hiç hoşlanmazlar ve onların bir an evvel iyileşmelerini isterler. Kristal Çocuklar, duygusal şifacı, teselli edici, şefkat ve hatta öğüt verici olabilirler. Doğal iyimser oldukları için çevresindekilere karanlığın içindeki ışığı gösterebilir ya da hissettirebilirler. Onlar bize sevgiyi alıp, kabul etmeyi öğretiyorlar. Bizim işimiz, onları ruhen beslemek, hissetmeyi öğretmek ve güveni öğretmektir. Ergenlik çağına geldiklerinde doğal sevecenliklerinin olduğu gibi kalmasına önem vermeli ve rehberlik etmeliyiz.





+1

peki bizim 2 yaş kuşağı ne oluyor acaba...ultra mega bombastik yaratıklar oldukları kesin....şak diye iphonu açıyo, youtuba giriyo, istediğini buluyo, fotolara bakıyo, televizyon ve bilgisayar ekranını dokunmatik gibi kullanmak istiyo...ve bu 1 yaşından beri böyle... hal böyle olunca ve bu tür teknolojilerle doğunca ve zaten duygusal zekaları çok üstün olınca sanırım bi takım bilim kurgu filminin içinde yardımcı kadın oyuncu olarak yerimizi alıcaz...


..

ulus kuşları




NAR




Film muhteşemdi ..... bir ara çok gerildim, nadir üzülürüm bir filmde bi ara bayaa bi sızladı içim, ardından çok güldürdü, eve geldim düşündürdü, kurgu, müzikler beni benden aldı.... film sonrasında oyunculara sorular, yönetmenin mütevaziliği sıcaktı.... oyuncu performansları çok acayipti, izleyen karar versin daha bişey yazmiim hiç .....




bu arada böyle alter bir festivale yer veren Büyülü Fener sinemasını da cesaretinden dolayı kutluyorum sesimi duyan olursa......

20 Kasım 2011 Pazar

Kuir Fest





Kuir Fest Ankara devam etmekte Büyülü Fenerde ... akşam arkadaşımın kurgusunu yaptığı (Çiçek Kahraman) bir filmin gösterimine katılıcam....NAR.....heycanlıyım .... diğer filmler için program



+1









Birde festivalde değişik bir etkinlik var adı da resmen "Kendi Didonu Kendin Yap" .... etkinliğin içeriği belli ama ayrıntılı bilgi için buyrun .....



+1



Cuma akşam üzeri CerModern de Clemens Holzmeister'in sergisi vardı .... kendisi Meclisin mimarı olur dersem bişey ifade eder mi bilmiyorum.... resimleri harikaydı rahmetlinin.... ama büyük kalabalık aslında aynı saatte orda bulunan Archiprix sergisi için toplanmıştı.... görmeyen kalmasıııııııııııııııııın a dostlar.....




24 Ekim 2011 Pazartesi

Van

Cehennem bir kez daha dünyaya indi .....

22 Ekim 2011 Cumartesi

2 sergi bi salgın

Mercan Dede sergi açılışına tüm yağmur kıyamete karşı göğüs gererekten gittik....... özellikle de minik odadaki Avatar'ın asit kafası stayla video art kısımları nedense beni derinden etkiledi.... nedenini bilmeden etkilenmek zaten herlde insanın hoşuna giden olay, bu sanat sepet işlerinde.....









+1




dün ise yine "nedenini bilmeden bi takım hislere nail olmak" için iki sergi açılışına daha gittik.... birincisi La Casa De Arte Sanat Galerisindeydi ve kısaca Puro konseptli resimler vardı.... Piayano ve ortam şahane olsada vurulduğum bir parça olmadı....







o esnada oradan geçmekte olan ve bir gün ansızın bizim ofise girerek "hi I wanna work in here" diyen Noush adlı İran asıllı eski bir çalışanımızla karşılaştık..... ve yine enteresandır ki bunca zaman görüşmeyip Mercan Dede sergisindede kendisiyle kaşılaşmamız ve onunda iç mimarlıktan bayıp Cer Modernde bir sergi açmaya karar vermesiyle koyulaşam muhabbetimiz bu sergide de karşılaşınca daha bi perçinlendi.... Onları da alıp diğer sergiye doğru yola koyulduk.....






ki ben sergiden içeriye girer girmez böyle bi kalakaldım.... yanıma eski bir arkadaşım geldi cevap mevap verdim ama çocuğun neler söylediği pek net değildi, sesler kısıldı, insanlar silikleşti, sanırım tuvallere aşık oldum.... sergi Ankaranın güzide barı Siyah Beyaz'ın üst katında.... sanatçının adını hala bilmiyorum sanırım bilmek de istemiyorum.... o kemik parçalarının bir insan tarafından yapıldığını red ediyorum.....





+1


sonra bu kadar entel işlerden sonra Zanla bi bar mar yüksek müzik içki hiç çekici gelmedi bize ve kendimizi romansa vurup sinemaya gidelim dedik ama kesinlikle yanlış film seçmişiz ( ben Midnight tin Paris için yanıp tutuşuyordum oysaki ama saati kaçırmışız....sux).... zaten 11.30 matinası ve film de salgın olunca ve o kadar oyuncuyu toplayıp içide boş, booooooooom boş olunca salonun yarısı uyudu diğer yarısıda ilk yarıda evlerine gidip sıcak yataklarında uyumayı tercih etti.... sanırım filmi tek izleyen benim bedbah bakışlarım arasında Zan idi.... berbaaaaaaaaaaaat başka da bişeycikler demem....kusunç o derece.....




+1




kötü filmin etkileri ve iyi sergi birbirini cancel etti ama bu gün umarım bu parça gibi geçer efendim.....



16 Ekim 2011 Pazar

Mercan Dede sergisi Cer Modern

Aşıklar Kabilesi...... Açılış 17 Ekim saat 19.30 .....


şablonlar, sprey boya, fotograflar ve kolajlar .....


özgürlüğü
arayanlara
bir mektup....

devamı için tık tık tık

14 Ekim 2011 Cuma

gecikmiş İstanbul Design Week 2011 fotolariiiiii


































walla iyiydi hoştu, harikaydı, ellere sağlık, Galata üzerinde güneşli havada olmak içimizi açtı ammmaaaa tasarıma doyduk mu o kısım biraz zayıf mıydı ne...... otur 10 diyemedik, "çok iyi tasarımcıysan buyur sen yap kardeşim " diyen seslere de burdan üzülerek söylüyorum hiç çemkirmeyin siz değil sizleri yeterince desteklemeyenler utansın diyorum.... Bir de girişteki 1. Sivas Günleri nedeniyle yayılan davul ve zurna (gerçektende bangır bangır zurna vardı) ve de halay ve de gözleme ortamından sonra akabinde Tasarım Zone a geçerken (hadi bizi geç biz alışığız böyle karışık kültür drumlarına da) turistler mesela hafif dumur ve şeltoks yemiş etkisindeydiler..... harika standlardan birisi işte buydu... bayıldım....





13 Ekim 2011 Perşembe

Kay(beden)ler Kulubü








Donnie Darko'yu tekrar aldım geçenlerde oturdum izledim, unuttuğumu fark ettim biçok kareyi ......bi keyiflendim, bi modum yerine geldi.....








ama başlık gereği Kaybedenler Kulubü'ne bi focus yapmak istiyorum izninizlen..... Yazının gerisi fena halde spoiler içerir burdan baştan uyariim...... Şimdi film önce başlıyo iyi güzel, iki tip var marjinal bi radyo programı sunuyolar, biraz kasınç da olsa güzel muhabbet dönüyo, rock’n’roll hayatlarına kadınlar kızlar da ekleniyo, bi kara düzen bi kayıp gençlik (ki tipler gayet orta yaştan hallice) gidişatı hüküm sürüyor genel ambiansda.....

bu arada Kaybedenler Kulubu adlı program yayılmaya başlıyo arada güzel çekim efektleriyle dinleyenlerin evlerine misafir oluyoruz.... şahane.... gel gelelim alttan alta yönetmen Tiplerden birinin (Nejat İşler )aşık olacağının sinyallerini, boş ilişkilerden yorulduğunu, one naytların artık bişey ifade etmediğini gayet saçma bir sevişme sahnesiyle beynimize ve de bilinç altımıza giriyo....










ve akabinde Nejat İşler bi kızla kesişip barda takılmaya başlıyoloooooor..... sonra bunlar Amelie tarzı bi Kadıköy iskelesi buluşması ve yemekten sonra, rock’n’roll style bi motor gezmeziyle date’i finalliyolar ve işler gayet yolunda ilerliyo.....










hatta adam efendi efendi bi ilişki yaşamanında verdiği zerafetle sinemaya götürüyo kızı, ama bu defa da kız error verip adamın elini resmen tutup afedersin eteğinin altından apış arasına götürüyo ki biz burda Zan’la ohaaa dedik..... ne gereği vardı şimdi bunun derken bi sonraki sahnede bence çok hissiz olan hardcore sevişme sahneleriyle (vıcık ter falan öööö) perçinleniyor bunların ilişki .....

şimdi olay kopuyo dikkat.....
gel zaman git zaman bunların birlikteliği “du bakalım bu, böyle gitmez bi arıza olcak ama nası olcak” derken, yönetmen şöyle bi sahne koyuyo (artık senaryonun mu azizliği bilinmez film resmen drama dönücekken komedi filmine dönüyo)..... Bu tipler bi radyo programını yaparlarken bi gece stüdyoda kotlarını çıkartmışlar, şort donla program sunuyolar...... o esnada raydoya esas kız geliyo yanındada bi kız arkadaşıyla beraber......veeeee aman allahım bi bozuluyoooo bi bozuluyo, boxeri görünce sanki patronuyla adamı öpüşürken, yada iki tipi radyo programında değilde yatakta birbirlerine mum akıtırken yakalamışcasına bir tepki, bir kalış, şok oluş....noooluyosa alt tarafı şorlalar bi tarafları falan ortada diil bişey diil......... sanki kendisi değilmiydi üç sahne önce sinemada cozutan (bu arada sinema sahnesinde arkada oturan bi kadın detayı var çok gereksiz çok komik allah aşkına bi dikkat :)..... neyse o sinema sapığı gidiyo yerine mütehassıp bir Tuk kızı gelip oturuyo mu bi güzel.... (alttaki resimde işte boxer la arkadaşlar)















sonra bunların ilişkiyi iyice bka sardırıcak ya yönetmen şöyle bi kavga sahnesi koyuyo ki evlere şenlik....Nejat İşlerin evi görsen bk götürüyo, bekar evi, dağınıklık hat safhada hatta bi tip var koltukta sürekli belgesel izliyo (ki en çok onu sevdim, Kuzey Güneydeki tip) ama Nejat abi biyandan da nedense halısına çok düşkün ... aralarda uyarıyo aman halıya bişey dökmeyin diye eve giren çıkanı...., böyle bi ayrıntı seyirciye veriliyo filmde bi iki kez..... derken akabinde bunlar bi gün oturyolar salonda..... kızcaazda dondurma yerken bişeyler okuyo, Nejat uyarıyo kızı yine “halıya dikkat et”.... 5 dakka geçmeye görsün kız dondurma mı artık sütlaç mı ne yiyosa halıya bi damlatıyo .... alaaaaaaah yine ...... Birbirlerine overreact ya bunlar, Nejat ufak çaplı parlıyo, kız bunun üzerine ne yapsa beğenirsin (hatırladıkça kendi kendime gülüyorum)..... dönüyo böyle Nejata gözünün içine baka baka dondurma kasesini halıya boca ediyo.... vay beeeee harekete bak....


Neyse böyle böyle kah çocuklaşarak kah saçmalayarak bunların ilişki iyce bi tatsızlaşıyo devamını anlatmiim, izlemeyenler olursa bi baksın rica ediyorum..... Bu arada diğer tip ve annesiyle olan delicesine garip ilişkilerine hiç girmiyiim bu yazı gerçekten daha da saçmalamasın.... Ama mesela o Kuzey Güneyde Aliyi oynayan tip çok bombaydı .... O tiplede Asmalı mescitte karşılaştık gecenlerde gecenin heralde 5 inde, o zomdu biz zomduk onlar zomdu.... eğer bu filmi daha önce izleseydim kesin gidip yanına koltukla ilgili bi kaç geyik yapar sonrada kesin sabah hatırlamazdım.....


yani sonuç olarak Donnie Darko nun hastasıyım.....


11 Ekim 2011 Salı

Dolu dolu

Ceviz ebatlarinda dolu bizi bozar.... Bu bir blogger app. Denemesidir bi ki

30 Eylül 2011 Cuma

26 Eylül 2011 Pazartesi

Nope ....

İstanbul Design Week bu hafta (28 eylül)de başlıyor.....



ayrıntılar: ... bakalım nasil olaceeeek .....







+1






Gorkem cuma cmrtesi akşamı Nope'da idi....
bizde bagrındık ona "hey dj, u gonna burn this goddamn night right nowwwwwwwwww" :).....

22 Eylül 2011 Perşembe

Özlem Ölçer Sergisinden


Sergi hala devam etmekte.... La Casa De Arte Galleria 'da...Cinnah Cad.10/A

+1






BU DA AŞIK Olduğum resim....





21 Eylül 2011 Çarşamba

very nice book








DnR da dolaşıyoruz, artık alt değiştirme rezilliklerimiz bitti her dergiyi kitap rafını karıştırma hallerimiz başladı Rüzgarla....


















bunu Rüzgar seçti .... elime verdi.... yazarla ilk tanışmam, kendisi gayet sakin yavaşdan alarak anlatmakta, ama bi şekil akmakta hikaye ilginç olarak.... örgüden ziyade olgusal, ama sanki 2gün ara versem o kitap orda kalır gibi bi hissiyatı da var.... ben sevdim, thnx dear....















sonra en eğlenilen kat müzik katı... kocaman kulaklıkla pür dikkat cd dinlemece .... :)


15 Eylül 2011 Perşembe

H&M Opening Party kaplan deseni











Çooooook komikti, kasada izdiham, muhteşem şampanya, kırmızı hali (noluyosa), kalabalık, Rüzgara Şimşek Mcqueenli Patik, moda freak görselciler..... (kendilerine öyle diyorlar, kaplan desenli kıyafetlerin önündeki kaplan oyuncağının zincirine asılmış fotograf çektiriyoken tanıştım onlardan birisiyle, böyle tanıttı kendisini... )





hatta konuşma şöyle başladı "meraba normal müşteri misiniz??...." ben böyle bi affallar bakışı mı attım artık bilmiyorum, gerisini şu cümle takip etti "ben müşteri değilim de, görselciyim, istanbuldan açılış için geldim... bla bla bla....." üstünde de (burası resmen dedikoduya giriyo) bağrına kadar açık bir t shirt vardı .... sonradan Zan benim saçma sapan kaplanlı muhabbetime ve de partinini en acayip tipiyle yanyana görülmem üzerine biraz aksilense de, genel olarak çok eğlendik.... nerde görsem ve ne şeker nerden acaba bu yüzükler dediğim yüzüklerden aldım bissürü... bi de geyikli t shirt ve geyikli elbise aldım yine Zan'ın "nası bir saçmalıklaaaar!!!!..." bakışları arasında.... sonradan erkek bölümünde o da ama bi ara kendini kaptırır gibi oldu sonra kendine geldi kabinlerde... vazgeçti hepsini bıraktı .... sadece aklım o almadığım şapkada kaldı, 60 lı yıllar şapkasında....







+1





Refüjün tüyleri uzadı çok cici oldu.... kaplan desenli oldu...









+1




açılış ayağna hem Muhteşem Yüzyılı hem de Kıvanç lı Kuzey Güneyi kaçırdım .... nerden izlenir bu kaçan diziler???

13 Eylül 2011 Salı

kola buzlu içilir (tuzlu?)







Geçenlerde coca cola içiyorum, bi arkadaşım "canım nası cola çekti, ama içindeki tuzdan...tuzu istiyo canım" dedi....



o ne be dedim, colada tuz ne arasın.... sonra akabinde colamdan bir yudum aldım tadı nası tuzlu geldi..... o gün bu gün colayı içince tuz tadı alıyorum.... beynimi saçmalattı demek arkadaşım....










+1





burası Alacatı "Yucca".... el değiştirmiş çok şirin olmuş, denize de pek yakın ve de temiz ve de economik... heryerde raflar ve bissürü kitap var alıp change yapiosun....






.

11 Eylül 2011 Pazar

H&M Jesti




H&M Rivayetleri dolaşıyor diye yazmıştım yaklaşık 1 sene önce sanırım..... İstanbul'da açıldı da bizim köye bu ay nasip oldu artık....




ekin telefonun öbür ucundan "h&m açılışına devetiyem var, en çok sen tepki verirsin diye seni aradım" dedi..... hahahaha.... ve ekledi "ben gidemiyorum davetiyeyi sana veriyim hatta adresine yollatiim" işte o zaman benden beklediği tepkiyi almış olabilir.... ama jeste bak jeste, canım arkadaşım kafamdan aşağıya içkiler de döksen seni seviyom :).....




şimdi koştura koştura neden gidiyoruz açılışa, bi bakmak için İstanbulda yaşanan düğüne gider gibi açılışa gitme görgüsüzlükleri yaşanacak mı, kasa kadın kavgalarına sahne olacak mı, Avrupa da 10-15 euro olan ürünlere fiyat giydirilmiş mi gibi çoook ama çok önemli gidiş nedenlerimiz var !!!!!.....

9 Eylül 2011 Cuma

Bir Sergi: Familiar Spirit / Özlem Ölçer @ Hometown


Zaman: Yarın, 18:00 - 10 Ekim, 18:00
Yer : La Casa De Arte Galleria





Cinnah Cad. No. 10/A Pekkan Center Çankaya
Ankara, Turkey





Açılış / Opening:10.09.2011 Cumartesi / Saturday // 18:00 - 20:30



Bilgi:

"Familiar Spirit is on the Rise."Anneannesi ve dedesinin Anıtkabir'in yamacındaki evinde büyüyenÖzlem, eve gelen ekmeğin sarıldığı saman kağıtlara ejderhalar çizip,onları bahçedeki ağaçların ardına saklayıp, bulunca da bir başkasısaklamışçasına şaşırıp, asadan bozma kılıcıyla kendilerini altettiğinde dünyevi olarak 5 yaşındadır.Aradan yıllar geçer, Özlem'in boyu büyür, bahçe küçülür, kapısıaçılır. Rüştünü ispatlamıştır, kalem kutusunu çantasına koyar veyollara düşer. 9 güneş yılı boyunca, sert diyarların sarp sırtlarındaçizdiği türlü çeşit mahlukatla harbe devam eder. Uçmayı öğrenerek,antik kulenin etrafındaki ruh emicilerden kurtulur ve zor bir uçuşunardından, Boğaz'da yüzen, sihirli ormanlarla kaplı, dev bir canlınınüzerine konar. Son kışın baharında, bir muharebe esnasında, gökyüzünde peş peşe 3 tutulma olur. Ay 2'ye çıkar, sonra teke düşüp dolunay halini alır ve patlar. Parçalar lav olup eriyerek denize dökülürken, ansızın büyük kozmik kapı açılır ve 7 Kandilli Süreyya onunla konuşmaya başlar. Ses kendi sesinden daha tanıdıktır ve ileri galaktik teknikleri öğrenmek için ecnebiler şehrindeki bir mektebe gitmesi gerektiğini söyler. Orada noktanın içine girip diğer noktalara ulaşan dehlizleri bulmalı, lineer zamanın ve mekanın şifresini çözüp,sonsuzluğu anlamalı, soyut kodlar kullanarak bunu yoldaşlarınaaktarmalıdır.Sihirli ormanlarla ve yüksek tepelerin aşkıyla vedalaşmaya çalışırama herşey yarım kalır. Titreyerek büyüdüğü şehre ve sıcak aileşölenine geri döner. Önce küçükken bahçede yaralı olarak bıraktığıKristal Ejderha'nın yaralarını sarar ve onu iyileştirir. Yeni aygecesi büyük ailesi ve tüm tanıdık ruhlarla bir araya gelir, onlaraçizilmiş ve boyanmış sembolleri teslim eder. Yol açılır ama asasıkayıptır ve ufuk henüz aydınlanmamıştır.Yolculuğun çerçevesini çizene kadar ay yarıma bağlar. Kendini vekorkularını karanlık bir kutuya kapatır. Keşiş kostümünü giyer,kontrol kalemini iç cebine koyar, veri işleyicisini ve yansıtıcısınısırtlanıp, kabloları beline sarar, kutuyu atar, bahçeye çıkar. Uzayboşluğuyla kafatası boşluğunu bağlayan epifiz kanalını açıp,Ejderhasına biner ve son bir kez ardına bakar. Cümle ailevi ve tanıdıkruhlar, çizilmişlerle beraber yola ışıklar saçarak onu uğurlamayaçıkmıştır. "Yolun açık olsun" derler hepsi bir ağızdan, "Sağlıcakla,esenlikle ve selametle kal!"


7 Eylül 2011 Çarşamba

bodrum vs. gümüslük

























Yaz yaz dedik,güneş kum tokyo dondurma dedik geldi de gidiyo bile.... çok üzülüyorum çoooooooooook..... yan o kadar ışınlara maruz kal, sonra kapan eve.... outdoor ne güzel, Rüzgar enerjisini atıyodu denizdeN kumdan sonra uyku değil bayılma yaşıyodu adeta..... şimdi yine minik adam tarafından ele alınan ayakkabılarla sokak kapısına gidip dışarı çıkma talepleri başlar da şehir hayatında bi yere kadar.....






gelelim anı kaçırıp da dönüp bakınca gördüğümüz manzaralara.... ben hep Gümüşlüğü hatırlarım nedense yaz bitince.... nedenleri var elbet .... mesela o acayip ve büyülü coğrafyasını, güneşin kızıl batışını, sit alanı olmasından dolayı bozulmamış mimari dokusunu, enfes gurme yemeklerini falan geçiyorum beni en çok etkileyen sanırım zaman kayması ve enerjisi bana bi tuhaf geliyo.... böyle yürürken antik şehir kalıntıları ve Kral Yolundan kalmış sütünlar falan etrafımda görünce, sanki o yıllarda yaşamış insanlarda orda o sırada varlar gibi, görünmeselerde .... anda biriz gibi.... ne biliyim bi tuhaf oluyorum işte ara ara .... sonra gerçeğe dönüp rakı içenlere bakıyosun o da güzel.... o da ok....


+1






Rakı balık Gümüşlükle özdeşleşmiş bir ikili sanırım... akşamları hafta sonu hafta içi fark etmeden akın akın millet balık yemeğe geliyo.... fiyatlar biraz şişik ama kırkın biri bi keyif yapıcaz derseniz Mimoza mesele enfes... bi tereyağında karedes var yanarlı dönerli tadı hala damağımda.... diğer salaş balıkçılara göre (ki salaş burda özellikle tercih sebebi de sayılabilir) Mimoza dekoru oturtmuş, beyaz masalar begonvillerle süslenmiş, kabaklı renk renk lambalar denize asılmış, müzik acidjazz havalarda, tam yani sefa pz...klerine göre.... bir de tabi (sonradan) meşhur Limon var.... yıllar önce ateş çevirdiğimiz salaş bir cafe olan Limona iki sene evvel Zanla bi gidelim dedik.... çıktık yukarılarına Gümüşlüğün arıyorum Limonu mimmacık bi yerdi çünkü.... bi giriş gördük kapıda jipler, envayi çeşit gıcır arabalar falan.... yürüdüm geçtim başka bi yerin girişi sandım... sonra baktım Limon yazıyo, alla alla diyerekten girdik, rezervasyonunuz var mı dediler....pouse.... gülme tuttu beni.....














neyse içerisi tıklım tıklım yaz sıcağında gelenler bi makyaj bi giyim kuşam ama yerler toprak, heryer son derece doğal, yandan tezek kokusu geliyo tarladan, akrep sülemancık kol gezmekte.... çok saçma tezatlıklar, neyse barda yer bulduk kendimize güneşin enfes batışını izledik sonradan trend Limon insanlarıyla..... o da olur.... neyse bu sene rezervasyonla gittiğimiz ve bir takım sanatçı arkadaşlarımızla yediğimiz yemek ve yemek sonunda müessese tarafından masamıza ikram gelen şapmanyayla çok havalıydık bir de benim Türk annesi kıvamında elimde çatalla Rüzgarın peşinden koşmalarımla dağılan karizmamı saymazsak ... napiim yanda araba oynamak istedi kuzu ben de çatal çatal yemek taşıdım.... gittiğimiz günün 1 gün öncesi İlhan Erşahin ve Burhan Öcal performansı varmış Limonda onuda kaçırdık çok fena oldu..... o gece Gümüşülük tarihi kilisede konserleri vardı, Rüzgar arabasında uyurda gider miyiz diye göüznün içine baktık ama gayet cindi muaffak olamadık..... (kısaca önceden rezervasyon yaptırınız.... Mimoza da öyle rezervasyonsuz almıyolar, bi de Mimoza 5 yaş altı çocuk da almıyor, gıcıklar...)









Balığa bayılırım da daha ömrümde rakı içmişilğim yok, kokusu kusunç resmen.... benim Gümüşlükte favorim sahildeki ev yemekçi zeytin yağlıcı amca.... böyle bir zeytin yağlı kabak çiçeği dolması, yoğurtlu semizotu, taze fasulye olamaz ..... bi de az ilerde otlu börek var yöresel, üstüne de lokma tatlısı işte bana en şahane menü..... üzerine bastırmadan geçemeyeceğim diğer bir gurme tat da buraya özgü, Mandalina Reçeli ve Marmeladı.... Rüzgar bile kaşık kaşık yedi.....mutlaka eve alınası bi lezzet ve de Ankaraya falan dönerken hediye getirincede çok havalı oluyo, makbule geçiyo mini advice..... sahilde Bergamut ve satsumada satılıyo.... Bergamutun reçelini yapardı annem biz Bodrumda yaşarken tadı hala damağımda, ama bayaa bi zahmetli process diye hatırlıyorum .... neyse bu yemek muhabbetini son olarak Jazz Cafedeki Mojitoyla bağlayıp kapatıyorum.... Zanla Mikanosta içtiğimiz enfes Mojitolardan sonra bizde takıntı oldu her gittiğimiz yerde bi Mojito deneriz.... Mesela Bodrum Cafe Del Mar'daki Meyveli Mojitoda çok başarılı, şiddetle tavsiye.... Jazz Cafedeki ise sanırım şimdiye kadar içtiğimiz en sert Mojitoydu.... öyle bi getiriyolar ki içemedik, büyük bardak ve soda istemek suretiyle seyreltme yöntemine gittik.... kısa yoldan geceyi çakır keyif sürdürmek isteyenlere .... bu arada Jazz Cafe gerçekten kurtarılmış bölge bunu da söylemeden geçemeyeceğim.... müzik ve denize sıfır olmanın dışında kendi halinde tipleri görmek rahatlatıcı..... Çünkü Gümüşlükte genelde kimse kendi halinde değildir yada o kadar abartı kendi halindedir ki, bohemlikten artık kopar.... ortam entel dantel, artiz ve sanatçı kırması tiplerle donatılmıştır.... daha önceki senelerde bolca bahsettiğim gibi bir anda kendinizi Teomanla Bahadır Boysallada kadeh tokuştururken bulmanız olasıdır.... Gümüşlük Clup eski populerliğini bir nebzede olsa yitirmiş gibiydi bu sene metrekareye düşen dizi oyuncusu sayısında görülen azalmaya bakılırsa..... neyse son olarak hediyelik bişeyler bakılcaksa tek adres Gümüşlük müthiş güzel handmade unique objeler yapılıyor tasarımcılar tarafından minik standlarda.....




















6 Eylül 2011 Salı

bodrum bodrum







Günaydın-laaaar.... zira ben sanırım bir uykudan uyanmış sayılırım.... şehir uykusu da denilebilecek uyuşma hali olarak kısaca tanımladığım bu durum sayfiye ortamında yada sahil şeridinde geçirilen 1 ay (15-20 gün yetmeeez 1 hatta doyamayıp 2 ay, imkanın el veriyorsa 3 ay) sonucunda beynin tekrar işlemesi, canlanması ve uyanması durumları.... evet 1 ay boyunca ne mi yaptım.... hiçbişey... böyleee bi instagram manyagı oldum çıktım, ha bire foto ha bire efect, instagram addict'im kısaca















+1

neyse döndük şehire, aaa okullar açılıyor, bakugan barbi sırtçantalarında baskı olarak yerini almış.... bakugan zaten heryerde, kaçış yok .... mesela giriyorum bi oyuncakçıya atıyorum top alıcam Ruzgara, bildiğin top...... soruyorum satıcı abi hemen seçenekler sunuyo, Bakuganlı mı olsun Callio mu? (adını bi türlü söyleyemiyorum, dikkat ettim çizgi filminde de bütün seslendirenler ayrı telden çalıyo, büyükanne Kayuuu derken, baba Kayllo gibi bişeyler telaffuz ediyo), plajda Bakuganlsız bi tane bile kova kürek takımı yoktu mesela .... bizim favorimiz ama Cars, bi şimşek makkuyinsiz, Meytırsız günümüz geçmedi son 4 aydır....


+1




Çocuk muhabbetine hiç girmiyim çıkamıyorum sonra.... yazın beğenilenleri arasında Mandalin diye bi yer vardı.... eski m&m disco, Catamarana girmeyenler orda karada takılırdı, dapdaaar bi sokak, işte orda....özellikle tarif ediyorum çünkü bayaa bi arıyosun yerini bilmiyosan.... içeride "ses sistemini kurduk o derece hoplatıcaz sizi" sloganıyla sonuna kadar açılmış volume dışında, deniz kenarında mojitonu yudumluyo olmak ayrı bi zevk tabii.... bi de denizi ışıklandırmışlar baktım tertemiz, "bodrumun içinde demek hala deniz temiz" diye duygulandım ben gece gece..... guruplar sağlam, bizim gittiğimiz gece Kangrove vardı.... her ne kadar Mavi'de çaldıkları ve de meşhur olup şımarmadan önceki kadar süpersonik bir performans sergilemiyorlarsa da iyiydi, güzeldi, dinleyici kaliteliydi (ne demekse?).... git derim ben....







ama yine de geçtik karşıya, girdik böyle Adamiğe, var ya nası nostaljik, yemin ederim aynı parçalar aynı sırayla, bi U2, bi Depeche Mode böyle mi güzel gider klibiyle..... uzun zamandır bu kadar iyi müzik dinlemiyordum.... yanlız karşısında bi yerler açılmış, sokak tıklım tıklım, eskiden bizim sokakta ayaküstü muahabbet çevirdiğimiz yerler olmuş eller havaya, masa üzerinde çalkalayaraktan göbek atan bi kız bile vardı....yani oralar her telden...




yine de Bodrumun herşeye rağmen manyak gibi eğlenmesine şahit olmak enteresan..... eskisi gibi abuk görüntüler pek yok gerçi, mesela bi kere turistler kafalarında karpuzu kesip kask yapmış kafile halinde geçmişlerdi.... hahaha çok saçmaydı tipleri...... Zan anlattı o da full balıkadam kıyafetiyle paletiyle falan gece 3 de bi tip görmüş Barlar sokağında..... neyse yerleri mermer kaplamışlar temizdi, o işportacılar saatçiler, çantacılar gitmiş bi eli yüzü düzelmiş beldemizin, sevindik .....






+1






cesaretim yok içine giremem kalabalık Bodrum'un dersen Marina tarafları sakin, slow, jazzını dinlemek isteyen için Marinada Yacht Club, kahvesini sıcak soğuk serviste bissürü kafe mafe, ve romantik bir yemek için İtalyan, Çin, İnegöl köfte her çeşit restoran mevcut mumlu mumsuz ....





bir de o tarafta anmadan geçemeyeceğimiz Barbeast.... ve yine Bora Uzer.... amma enerji varmış, haftanın 2 günü zaten Mandalinde, diğer günlerde de burda, house ve ağız yoluyla yapılan ve Yetenek Sizsiniz Turkiyede bolca örneklerini gördüğümüz beatbox nameleriyle coşturuyo gelenleri.... mekanı ben beğendim, az, öz, Borduma yakışır bembeyaz, olmuş yani.... müzük zaten işte anlattım, 300 500'un hallicesi (ya çok da haksızlık etmiim iyiydi..)....





barda bi barmen vardı o enteresandı... Kangrove da geçici basçı olarak çalan bi arkadaşımla gittik mekana, o tanıştırdı, daha doğrusu ne içersin dedi, bi dakka barmeni çağırmam lazım dedi... buraya kadar ok, barmenin ayağmıza gemesi dışında....




neyse eleman gayet profosyonelce sorular sıraladı bana, sanki bangır bangır müzikte eğlencede değiliz de, iş görüşmesinde mülakattayız.....





"buradan önce başka bişey içtin mi, içmeye burda mı başlıyacaksız, karıştırmanı istemem" gayette ciddi....




dedim burda izin verirsen içicez bişeyler, .....




barmen istifini bozmadan devam: "peki psikolojin nasıl? sert bişeyler mi istersin, enerjik mi, şöyle mi böyle mi?" sıralıyo.... elime anket vericek imkanı olsa .... "enerjik olsun o zaman" dedim belkide sıradan bira isteyecek olan ben....




"o zaman değişik bir enerji içeceğiyle, bir kokteyl hazırlamak istiyorum, eğer izin verirsen" dedi....çekti gitti....




döndü böyle elinde pembemsi, turuncumsu havalı bi bardak (kadeh değil ama asla) bi yudum aldım cidden acaipti..... gidersen barmeni bul....





bi de içki demişken, benim böyle pek değişik şeyler arayışım yoktur, ama şansa Zan "Gümüşlük Batı" da bara Mojito almaya gidip, temiz bardak kalmadığından (hahaha şehirde işte böyle rastlantısal olaylar olmuyo acıdırki) "Mualla" diye bi içkiyle döndü.... yemin ederim ben böyle bişey içmedim Satsumalı mandalinalı, voktakalı süpersonik bir sıvı.... içine koyma alkol mesela sabah akşam iç o derece.....



neyse Bodrum özetlerime devam edeceğim az sonra......