“Kanlı Elmaslar” ardından geçen birinci günüm. Bu iki günü çıkardım ya gerisi kolay. Sosyal içerik tantanaları gerçeklikten ne kadar uzak ve duyarsız olduğumuzu bir kez daha hatırlatsa da, Afrika hakkında acıma duyma hislerim yerine insan ırkına olan gıcıklığım şahlanıverdi yine. Bütün film boyunca Zan’ın kafasını ütüledim fısılfısıl konuşarak. Bu nasıl bir üremedir böyle yahu…, insanlık başlı başına yayılan bir virüs.. Şu muzların güzelliğine bak halbuki, onları yiyip caaanım tropikal ormanlarda cirit atacaklarına, birbirlerini katlediyolar…bi de üstüne üstlük parlak taşlar yüzünden..ay çok saçma ..insan oğlu baştan aşağıya saçma….hödö ödö… Filminde ise artan göz altı kırışıklıkları ile yaşlanan Leonardo, ona oyunculuk konusunda resmen ders veren balıkçı zenci arkadaşı, ve “Tutku Oyunlar”ında “aldatılan kadın”ı oynamasına rağmen süper sexy ve cool imajıyla karşımıza çıkıp da, burada sünepe sünepe gezinen sosyal içerik gazeteci Jennifer Connelly. Bir iki çıkış, bazen bağırıp çağırma dışında oldukça pasif takılan gazeteci kızımız , Zimbabweli (!!!) eski kiralık asker Danny Archer’a gönlünü kaptırır ve ver elini balta girmemiş ormanlara, ateş hatlarının ortasına. Bu arada ormanda kendilerine isyancılar diyen bir grup vardır ki; müziği sonuna kadar açıp arabalarla son sürat gezen, ellerinden içki ve sigarayı bırakmayan ve arada delirmiş gibi dans edip peruklar takan (ki buraları çok yanlı buldum filmde, ne belli böyle oldukları, Turkiye de çekilmiş bütün filmlerde de arka fonda çarşaflı tiplemeler geçer hep) çocuklara uyuşturucuyu basan işilikler vesaire vesaire…. amaaan valla baygınlık… elmas almayın işte kısaca (sanki ayda iki kere elmas alıyoruz eve). Geçelim bunları da “Hanibal geliyor a dostlarrrr” diye bağırarak sokaklarda koşasım var.
Neyse yinede filmi gülme krizleri eşliğinde izleyip (ciddileştikçe filmler beni gülme tutuyor, sinirlerim bozuluyor galiba) bir de Zan’ın parlak fikrine uyup içeriye Kentucky’den aldığımız zamazingoları sokup gizlice yemeğe kalkmamız sonucu neşeli anlar yaşamışlığımızda oldu. Bu haftanın bütün etkinliği bumuydu peki yani??? "Evet" diye cılızca çıktı sesimiz, dehlizlerden. “70 yaşlarında olup da bir hastalığı olmayan, delikanlı gibi genç görünen ve bizim yaşıtlarımıza Genetik miras konusunda mühim bir fark atmamızı sağlayan” babama teşekkür konuşması yaptığım doğum günü partisini ve Picante (Picante diyince Bodrum günleri ve bahçede bulunan küvet maceralarımız aklıma geldi bir an nası nostalji oldum yine)…. iken bir türlü gidemediğimiz Mecsikano’ya gidip yana yana yemek yememizi saymazsak bu hafta “Lost”a vurduk yine kendimizi. Ama Pazar günü kazınma suretiyle evde gerçekleştirdiğimiz temizlik operasyonu sonucu (tamda Şapka Partisi ve Marco V gecesi sabahına denk geliyordu ki nasılda akşamdan kalmaydık heey haat ) eve bal dök yala durumlarında, ben de huzur içerisindeydim, çocuklar kadar şendim. Ev böyle tertemiz olunca bizim terasta party düzenleme planlarımız 1 hafta ertelenmiş, bu hafta Mert de Kırmızı party olmasına Ekin org. Tarafından karar verilmiştir. Haydin hayırlısı…
