15 Şubat 2007 Perşembe

YAĞMUR, ROMANS, MİDESEL ISINMA


DÜN
Quick China da sınırsız yemenin sonu, Türk kahvesinden umduğumuz bu medettir…. Buyruunnnnn…. Aşkla bezenmiş sevgililer günü yemeğimiz, benim hava muhalefeti nedeniyle taxiye yetişme çabam sonucu yola kapaklanmamla başlamış, Zan’ın 1.derece yanık mide çeperiyle (wasabiyi abartmış ki “extremeley strong spice” dır kendileri) son bulmuştur. Düşerken yırtılan kotumun sesiyle irkilirken, acıyla “bu yağmurda nerden çıktı” diye söylenemedim bile düşünce, zira “Küresel Isınma” cıgıdısıyla öylesine korkutulmuş durumdayız. Aman yağsında ne olursa olsun kıvamına geldik artık. Son durum: bacak acısı çekmekteyim. Anlamadığım taraf minnacık sıyrığın bu kadar acı çektirmesi insana. Ama tabii gelsin sushiler, gitsin wasabiler, noodllar derken dolan midemle doğru orantılı olarak hafifleyen bacak acısıyla tatlıya bağlandı havayla olan küsmüşlüğüm. Hele en son bi tatlı yedik ayıptır söylemesi, aşmış bir lezzetti. Bizim lokma misali bir hamurun içine caponlar pişmiş armudu kondurmuşlar, servis esnasında da üzerinde bal ve susam dökmeyi ihmal etmemişler. İsmini de sorsaydım keşke ve hatta fotoğrafını da çekseydim keşke. Ama zaten onu bunu sormaktan ve açık büfe de kendimi kaybetmekten romantizmi ayaklar altına yeterince almış biri olaraktan, iyi ki bir de fotoğraf çekmedim oracıkta… Ayıp yaniii… Romans dolu anlar sonunda akşam sinemaya gitmeye karar verdik.. ve bilin bakalım neye “Uygunsuz Gerçeklik” mi artık ”Felaketler Zinciri” mi adı her ne ise… Bakalım iyiden iyiye gelecek nesiller için korkup, asfalt döken her kamyona, naylon poşet kullanan her kadına, sprey sıkan her genç kıza düşmanca tavırlar sergileyecek kadar etkilenecek miyiz filmden? Etkilenmek derken Pazar günü, Kırmızı party sonrası detoxu Hannibal’a gitmek suretiyle uygulanmış, beyinler temizlenmekle kalmayıp, pskopatlık derecesinde Hannibal’a hayran olunmuştu. Bir de bizi bizden alan ve Antony Hopkins’le en ufak bir alakası bulunmayan, gamzeli Fransız tip oynamasaydı iyice etkilenecektik ama neyse artık, sineye çektik oturduk. Yalnız Allah var, ayna karşısında Antony Hopkins defalarca izlenilmiş, bakışlar tavırlar çalışılmış genç aktör tarafından. Falan falan…..Toplantıya çağrılan zavallı ben ve mide ağrılarım ….

BU GÜN…

Mideler geçti, bombayız bombaaaa… Ama yan etkileri sürüyor sanki dünkü yemeğin. Artık mide çeperi mi genişledi noolduysa, sürekli bir acıkma hissiyle boğuşuyorum. Muayyen gün falan da değil işin garip tarafı. Bu demek oluyor ki rejim çanları çalıyor, alarmlar çınlıyor, her yer kırmızı, bünye acıklı acıklı acıkmalarda….. Buradan aslında benim küçük çaplı bir sırrım olan ve de süper etkili bir leblebi diyetini açıklamayı bir görev biliyorum. Ciddi kilolar verdim ben bu rejimle ve de yumurta kapıya dayandı sanki, rejim anı geldi çattı….. Rejimi aynen yazıyorum… Ama toplantıdan sonra….. (Bu arada “Umutsuz Gerçekler” yada her ne ise dünyada izlediğim en fıslak ve propogandacı filmdi, ikinci yarı gayet Zan’ın omzunda bi yer hazırlayıp uykulara daldım, o derece. Adam bi ara öyle bir kişisele bağladı ki, köpeği, ponysi, çiftliği, seçimleri nasıl kaybettiği, oğlu falan derken, fenalıklar geçirdim yemin ederim. Biz de petrole batmış kuşlar, zayıflamış insanlar, kurak çöller, zavallı kutup ayılarını falan göreceğiz zannediyoruz aklımızca. Adam kendine film çekmiş resmen….”Bana mı derler ya “ Ona evet….Öööö)