13 Eylül 2011 Salı

kola buzlu içilir (tuzlu?)







Geçenlerde coca cola içiyorum, bi arkadaşım "canım nası cola çekti, ama içindeki tuzdan...tuzu istiyo canım" dedi....



o ne be dedim, colada tuz ne arasın.... sonra akabinde colamdan bir yudum aldım tadı nası tuzlu geldi..... o gün bu gün colayı içince tuz tadı alıyorum.... beynimi saçmalattı demek arkadaşım....










+1





burası Alacatı "Yucca".... el değiştirmiş çok şirin olmuş, denize de pek yakın ve de temiz ve de economik... heryerde raflar ve bissürü kitap var alıp change yapiosun....






.

11 Eylül 2011 Pazar

H&M Jesti




H&M Rivayetleri dolaşıyor diye yazmıştım yaklaşık 1 sene önce sanırım..... İstanbul'da açıldı da bizim köye bu ay nasip oldu artık....




ekin telefonun öbür ucundan "h&m açılışına devetiyem var, en çok sen tepki verirsin diye seni aradım" dedi..... hahahaha.... ve ekledi "ben gidemiyorum davetiyeyi sana veriyim hatta adresine yollatiim" işte o zaman benden beklediği tepkiyi almış olabilir.... ama jeste bak jeste, canım arkadaşım kafamdan aşağıya içkiler de döksen seni seviyom :).....




şimdi koştura koştura neden gidiyoruz açılışa, bi bakmak için İstanbulda yaşanan düğüne gider gibi açılışa gitme görgüsüzlükleri yaşanacak mı, kasa kadın kavgalarına sahne olacak mı, Avrupa da 10-15 euro olan ürünlere fiyat giydirilmiş mi gibi çoook ama çok önemli gidiş nedenlerimiz var !!!!!.....

9 Eylül 2011 Cuma

Bir Sergi: Familiar Spirit / Özlem Ölçer @ Hometown


Zaman: Yarın, 18:00 - 10 Ekim, 18:00
Yer : La Casa De Arte Galleria





Cinnah Cad. No. 10/A Pekkan Center Çankaya
Ankara, Turkey





Açılış / Opening:10.09.2011 Cumartesi / Saturday // 18:00 - 20:30



Bilgi:

"Familiar Spirit is on the Rise."Anneannesi ve dedesinin Anıtkabir'in yamacındaki evinde büyüyenÖzlem, eve gelen ekmeğin sarıldığı saman kağıtlara ejderhalar çizip,onları bahçedeki ağaçların ardına saklayıp, bulunca da bir başkasısaklamışçasına şaşırıp, asadan bozma kılıcıyla kendilerini altettiğinde dünyevi olarak 5 yaşındadır.Aradan yıllar geçer, Özlem'in boyu büyür, bahçe küçülür, kapısıaçılır. Rüştünü ispatlamıştır, kalem kutusunu çantasına koyar veyollara düşer. 9 güneş yılı boyunca, sert diyarların sarp sırtlarındaçizdiği türlü çeşit mahlukatla harbe devam eder. Uçmayı öğrenerek,antik kulenin etrafındaki ruh emicilerden kurtulur ve zor bir uçuşunardından, Boğaz'da yüzen, sihirli ormanlarla kaplı, dev bir canlınınüzerine konar. Son kışın baharında, bir muharebe esnasında, gökyüzünde peş peşe 3 tutulma olur. Ay 2'ye çıkar, sonra teke düşüp dolunay halini alır ve patlar. Parçalar lav olup eriyerek denize dökülürken, ansızın büyük kozmik kapı açılır ve 7 Kandilli Süreyya onunla konuşmaya başlar. Ses kendi sesinden daha tanıdıktır ve ileri galaktik teknikleri öğrenmek için ecnebiler şehrindeki bir mektebe gitmesi gerektiğini söyler. Orada noktanın içine girip diğer noktalara ulaşan dehlizleri bulmalı, lineer zamanın ve mekanın şifresini çözüp,sonsuzluğu anlamalı, soyut kodlar kullanarak bunu yoldaşlarınaaktarmalıdır.Sihirli ormanlarla ve yüksek tepelerin aşkıyla vedalaşmaya çalışırama herşey yarım kalır. Titreyerek büyüdüğü şehre ve sıcak aileşölenine geri döner. Önce küçükken bahçede yaralı olarak bıraktığıKristal Ejderha'nın yaralarını sarar ve onu iyileştirir. Yeni aygecesi büyük ailesi ve tüm tanıdık ruhlarla bir araya gelir, onlaraçizilmiş ve boyanmış sembolleri teslim eder. Yol açılır ama asasıkayıptır ve ufuk henüz aydınlanmamıştır.Yolculuğun çerçevesini çizene kadar ay yarıma bağlar. Kendini vekorkularını karanlık bir kutuya kapatır. Keşiş kostümünü giyer,kontrol kalemini iç cebine koyar, veri işleyicisini ve yansıtıcısınısırtlanıp, kabloları beline sarar, kutuyu atar, bahçeye çıkar. Uzayboşluğuyla kafatası boşluğunu bağlayan epifiz kanalını açıp,Ejderhasına biner ve son bir kez ardına bakar. Cümle ailevi ve tanıdıkruhlar, çizilmişlerle beraber yola ışıklar saçarak onu uğurlamayaçıkmıştır. "Yolun açık olsun" derler hepsi bir ağızdan, "Sağlıcakla,esenlikle ve selametle kal!"


7 Eylül 2011 Çarşamba

bodrum vs. gümüslük

























Yaz yaz dedik,güneş kum tokyo dondurma dedik geldi de gidiyo bile.... çok üzülüyorum çoooooooooook..... yan o kadar ışınlara maruz kal, sonra kapan eve.... outdoor ne güzel, Rüzgar enerjisini atıyodu denizdeN kumdan sonra uyku değil bayılma yaşıyodu adeta..... şimdi yine minik adam tarafından ele alınan ayakkabılarla sokak kapısına gidip dışarı çıkma talepleri başlar da şehir hayatında bi yere kadar.....






gelelim anı kaçırıp da dönüp bakınca gördüğümüz manzaralara.... ben hep Gümüşlüğü hatırlarım nedense yaz bitince.... nedenleri var elbet .... mesela o acayip ve büyülü coğrafyasını, güneşin kızıl batışını, sit alanı olmasından dolayı bozulmamış mimari dokusunu, enfes gurme yemeklerini falan geçiyorum beni en çok etkileyen sanırım zaman kayması ve enerjisi bana bi tuhaf geliyo.... böyle yürürken antik şehir kalıntıları ve Kral Yolundan kalmış sütünlar falan etrafımda görünce, sanki o yıllarda yaşamış insanlarda orda o sırada varlar gibi, görünmeselerde .... anda biriz gibi.... ne biliyim bi tuhaf oluyorum işte ara ara .... sonra gerçeğe dönüp rakı içenlere bakıyosun o da güzel.... o da ok....


+1






Rakı balık Gümüşlükle özdeşleşmiş bir ikili sanırım... akşamları hafta sonu hafta içi fark etmeden akın akın millet balık yemeğe geliyo.... fiyatlar biraz şişik ama kırkın biri bi keyif yapıcaz derseniz Mimoza mesele enfes... bi tereyağında karedes var yanarlı dönerli tadı hala damağımda.... diğer salaş balıkçılara göre (ki salaş burda özellikle tercih sebebi de sayılabilir) Mimoza dekoru oturtmuş, beyaz masalar begonvillerle süslenmiş, kabaklı renk renk lambalar denize asılmış, müzik acidjazz havalarda, tam yani sefa pz...klerine göre.... bir de tabi (sonradan) meşhur Limon var.... yıllar önce ateş çevirdiğimiz salaş bir cafe olan Limona iki sene evvel Zanla bi gidelim dedik.... çıktık yukarılarına Gümüşlüğün arıyorum Limonu mimmacık bi yerdi çünkü.... bi giriş gördük kapıda jipler, envayi çeşit gıcır arabalar falan.... yürüdüm geçtim başka bi yerin girişi sandım... sonra baktım Limon yazıyo, alla alla diyerekten girdik, rezervasyonunuz var mı dediler....pouse.... gülme tuttu beni.....














neyse içerisi tıklım tıklım yaz sıcağında gelenler bi makyaj bi giyim kuşam ama yerler toprak, heryer son derece doğal, yandan tezek kokusu geliyo tarladan, akrep sülemancık kol gezmekte.... çok saçma tezatlıklar, neyse barda yer bulduk kendimize güneşin enfes batışını izledik sonradan trend Limon insanlarıyla..... o da olur.... neyse bu sene rezervasyonla gittiğimiz ve bir takım sanatçı arkadaşlarımızla yediğimiz yemek ve yemek sonunda müessese tarafından masamıza ikram gelen şapmanyayla çok havalıydık bir de benim Türk annesi kıvamında elimde çatalla Rüzgarın peşinden koşmalarımla dağılan karizmamı saymazsak ... napiim yanda araba oynamak istedi kuzu ben de çatal çatal yemek taşıdım.... gittiğimiz günün 1 gün öncesi İlhan Erşahin ve Burhan Öcal performansı varmış Limonda onuda kaçırdık çok fena oldu..... o gece Gümüşülük tarihi kilisede konserleri vardı, Rüzgar arabasında uyurda gider miyiz diye göüznün içine baktık ama gayet cindi muaffak olamadık..... (kısaca önceden rezervasyon yaptırınız.... Mimoza da öyle rezervasyonsuz almıyolar, bi de Mimoza 5 yaş altı çocuk da almıyor, gıcıklar...)









Balığa bayılırım da daha ömrümde rakı içmişilğim yok, kokusu kusunç resmen.... benim Gümüşlükte favorim sahildeki ev yemekçi zeytin yağlıcı amca.... böyle bir zeytin yağlı kabak çiçeği dolması, yoğurtlu semizotu, taze fasulye olamaz ..... bi de az ilerde otlu börek var yöresel, üstüne de lokma tatlısı işte bana en şahane menü..... üzerine bastırmadan geçemeyeceğim diğer bir gurme tat da buraya özgü, Mandalina Reçeli ve Marmeladı.... Rüzgar bile kaşık kaşık yedi.....mutlaka eve alınası bi lezzet ve de Ankaraya falan dönerken hediye getirincede çok havalı oluyo, makbule geçiyo mini advice..... sahilde Bergamut ve satsumada satılıyo.... Bergamutun reçelini yapardı annem biz Bodrumda yaşarken tadı hala damağımda, ama bayaa bi zahmetli process diye hatırlıyorum .... neyse bu yemek muhabbetini son olarak Jazz Cafedeki Mojitoyla bağlayıp kapatıyorum.... Zanla Mikanosta içtiğimiz enfes Mojitolardan sonra bizde takıntı oldu her gittiğimiz yerde bi Mojito deneriz.... Mesela Bodrum Cafe Del Mar'daki Meyveli Mojitoda çok başarılı, şiddetle tavsiye.... Jazz Cafedeki ise sanırım şimdiye kadar içtiğimiz en sert Mojitoydu.... öyle bi getiriyolar ki içemedik, büyük bardak ve soda istemek suretiyle seyreltme yöntemine gittik.... kısa yoldan geceyi çakır keyif sürdürmek isteyenlere .... bu arada Jazz Cafe gerçekten kurtarılmış bölge bunu da söylemeden geçemeyeceğim.... müzik ve denize sıfır olmanın dışında kendi halinde tipleri görmek rahatlatıcı..... Çünkü Gümüşlükte genelde kimse kendi halinde değildir yada o kadar abartı kendi halindedir ki, bohemlikten artık kopar.... ortam entel dantel, artiz ve sanatçı kırması tiplerle donatılmıştır.... daha önceki senelerde bolca bahsettiğim gibi bir anda kendinizi Teomanla Bahadır Boysallada kadeh tokuştururken bulmanız olasıdır.... Gümüşlük Clup eski populerliğini bir nebzede olsa yitirmiş gibiydi bu sene metrekareye düşen dizi oyuncusu sayısında görülen azalmaya bakılırsa..... neyse son olarak hediyelik bişeyler bakılcaksa tek adres Gümüşlük müthiş güzel handmade unique objeler yapılıyor tasarımcılar tarafından minik standlarda.....




















6 Eylül 2011 Salı

bodrum bodrum







Günaydın-laaaar.... zira ben sanırım bir uykudan uyanmış sayılırım.... şehir uykusu da denilebilecek uyuşma hali olarak kısaca tanımladığım bu durum sayfiye ortamında yada sahil şeridinde geçirilen 1 ay (15-20 gün yetmeeez 1 hatta doyamayıp 2 ay, imkanın el veriyorsa 3 ay) sonucunda beynin tekrar işlemesi, canlanması ve uyanması durumları.... evet 1 ay boyunca ne mi yaptım.... hiçbişey... böyleee bi instagram manyagı oldum çıktım, ha bire foto ha bire efect, instagram addict'im kısaca















+1

neyse döndük şehire, aaa okullar açılıyor, bakugan barbi sırtçantalarında baskı olarak yerini almış.... bakugan zaten heryerde, kaçış yok .... mesela giriyorum bi oyuncakçıya atıyorum top alıcam Ruzgara, bildiğin top...... soruyorum satıcı abi hemen seçenekler sunuyo, Bakuganlı mı olsun Callio mu? (adını bi türlü söyleyemiyorum, dikkat ettim çizgi filminde de bütün seslendirenler ayrı telden çalıyo, büyükanne Kayuuu derken, baba Kayllo gibi bişeyler telaffuz ediyo), plajda Bakuganlsız bi tane bile kova kürek takımı yoktu mesela .... bizim favorimiz ama Cars, bi şimşek makkuyinsiz, Meytırsız günümüz geçmedi son 4 aydır....


+1




Çocuk muhabbetine hiç girmiyim çıkamıyorum sonra.... yazın beğenilenleri arasında Mandalin diye bi yer vardı.... eski m&m disco, Catamarana girmeyenler orda karada takılırdı, dapdaaar bi sokak, işte orda....özellikle tarif ediyorum çünkü bayaa bi arıyosun yerini bilmiyosan.... içeride "ses sistemini kurduk o derece hoplatıcaz sizi" sloganıyla sonuna kadar açılmış volume dışında, deniz kenarında mojitonu yudumluyo olmak ayrı bi zevk tabii.... bi de denizi ışıklandırmışlar baktım tertemiz, "bodrumun içinde demek hala deniz temiz" diye duygulandım ben gece gece..... guruplar sağlam, bizim gittiğimiz gece Kangrove vardı.... her ne kadar Mavi'de çaldıkları ve de meşhur olup şımarmadan önceki kadar süpersonik bir performans sergilemiyorlarsa da iyiydi, güzeldi, dinleyici kaliteliydi (ne demekse?).... git derim ben....







ama yine de geçtik karşıya, girdik böyle Adamiğe, var ya nası nostaljik, yemin ederim aynı parçalar aynı sırayla, bi U2, bi Depeche Mode böyle mi güzel gider klibiyle..... uzun zamandır bu kadar iyi müzik dinlemiyordum.... yanlız karşısında bi yerler açılmış, sokak tıklım tıklım, eskiden bizim sokakta ayaküstü muahabbet çevirdiğimiz yerler olmuş eller havaya, masa üzerinde çalkalayaraktan göbek atan bi kız bile vardı....yani oralar her telden...




yine de Bodrumun herşeye rağmen manyak gibi eğlenmesine şahit olmak enteresan..... eskisi gibi abuk görüntüler pek yok gerçi, mesela bi kere turistler kafalarında karpuzu kesip kask yapmış kafile halinde geçmişlerdi.... hahaha çok saçmaydı tipleri...... Zan anlattı o da full balıkadam kıyafetiyle paletiyle falan gece 3 de bi tip görmüş Barlar sokağında..... neyse yerleri mermer kaplamışlar temizdi, o işportacılar saatçiler, çantacılar gitmiş bi eli yüzü düzelmiş beldemizin, sevindik .....






+1






cesaretim yok içine giremem kalabalık Bodrum'un dersen Marina tarafları sakin, slow, jazzını dinlemek isteyen için Marinada Yacht Club, kahvesini sıcak soğuk serviste bissürü kafe mafe, ve romantik bir yemek için İtalyan, Çin, İnegöl köfte her çeşit restoran mevcut mumlu mumsuz ....





bir de o tarafta anmadan geçemeyeceğimiz Barbeast.... ve yine Bora Uzer.... amma enerji varmış, haftanın 2 günü zaten Mandalinde, diğer günlerde de burda, house ve ağız yoluyla yapılan ve Yetenek Sizsiniz Turkiyede bolca örneklerini gördüğümüz beatbox nameleriyle coşturuyo gelenleri.... mekanı ben beğendim, az, öz, Borduma yakışır bembeyaz, olmuş yani.... müzük zaten işte anlattım, 300 500'un hallicesi (ya çok da haksızlık etmiim iyiydi..)....





barda bi barmen vardı o enteresandı... Kangrove da geçici basçı olarak çalan bi arkadaşımla gittik mekana, o tanıştırdı, daha doğrusu ne içersin dedi, bi dakka barmeni çağırmam lazım dedi... buraya kadar ok, barmenin ayağmıza gemesi dışında....




neyse eleman gayet profosyonelce sorular sıraladı bana, sanki bangır bangır müzikte eğlencede değiliz de, iş görüşmesinde mülakattayız.....





"buradan önce başka bişey içtin mi, içmeye burda mı başlıyacaksız, karıştırmanı istemem" gayette ciddi....




dedim burda izin verirsen içicez bişeyler, .....




barmen istifini bozmadan devam: "peki psikolojin nasıl? sert bişeyler mi istersin, enerjik mi, şöyle mi böyle mi?" sıralıyo.... elime anket vericek imkanı olsa .... "enerjik olsun o zaman" dedim belkide sıradan bira isteyecek olan ben....




"o zaman değişik bir enerji içeceğiyle, bir kokteyl hazırlamak istiyorum, eğer izin verirsen" dedi....çekti gitti....




döndü böyle elinde pembemsi, turuncumsu havalı bi bardak (kadeh değil ama asla) bi yudum aldım cidden acaipti..... gidersen barmeni bul....





bi de içki demişken, benim böyle pek değişik şeyler arayışım yoktur, ama şansa Zan "Gümüşlük Batı" da bara Mojito almaya gidip, temiz bardak kalmadığından (hahaha şehirde işte böyle rastlantısal olaylar olmuyo acıdırki) "Mualla" diye bi içkiyle döndü.... yemin ederim ben böyle bişey içmedim Satsumalı mandalinalı, voktakalı süpersonik bir sıvı.... içine koyma alkol mesela sabah akşam iç o derece.....



neyse Bodrum özetlerime devam edeceğim az sonra......





15 Temmuz 2011 Cuma

villa F












BU DA ferrarisini satan mimar'dan......



8 Temmuz 2011 Cuma

refüz ve Retro ve the book


Yazacak vakit yok....çizim forever.....Balkon sefası yapılsa şöyle bi 10 dakka.... hastalık kol geziyor, viral enfeksyon ne demek öğrendik.... aman bebekte orta kulağa dikkat,....."yatarak biboronla süt içirmeyin" gibi normal insanlara bişey ifade etmeyen ama ebebeyn kafası için hayati önem taşıyan aytıntılar arasında boğuşuyoruz..... salondayım karşımda kollarını açmış havalı ama ince kolyesiyle Jim Morrison bana bakmakta.... hey gidinin Jimi Morrisonu demek geliyor içimden, onun yerine Rüzgar koltuğa tırmanıp Jim amcasının memeleriyle oynuyor.....neyse böyle bir iç geçirişlerden sonra asıl mevzuya geliim, 2012 de bi takım olaylar olacak mı a dostlar???? bla bla bala....













+1









o kadar olaydan sonra gittik aldık tabi soyadını bir türlü söyleyemediğim yazar Chuck Palahniuk'un son kitabını .... yazar zaten oturmuş Dövüş Külübüyle tarihe imzasını atmış, artık ne yazabilirki gibi meraklardan ziyade, kitabın büyük ayıp edilerek yasaklanması daha da doyamayıp evlere şenlik bir uslupla kitabın çevirisini yapan Funda Uncunun sorgulanması, suçlanması, başka hiçbir ülkede eşi benzeri görülmeyecek bir olay olarak cereyan edince herkes iyice bi meraklandı gitti aldı.....









yani çevirmeni sorgulamak ne demek ...pause....





sanki o mu yazdı....adı üstünde yazılanı çeviriyo, git çok da gücün yetiyosa Chuck'ı sorgula salak mı ne, adamın asabını bozuyolar.... traji komik tabi, içerik açık saçıkmış...bana pek de hardcore gelmedi mesela....





çok sevdiğim yazar George Bataille'nin Gözün Öyküsü (tekrar basımda Gözün Hikayesi olarak adlandırlmış) okuyanı yerinden zıplatır mesela.... rahatsız edici derecede, ayarsızca ve hardcore bir dil kullanılmıştır, eeeee hani onun esamesi okunmuyo (okunmasında zaten de emsal gösterme gereği duydum birden).... bu arada bu kadar olay olunca satışların da patlayacağı aşikar olunca dedim arka kapakta fiyatı uçurdular mı acaba, şöyle bi 30 tl falan... neyse ki yanıldım kitap 14 tl ..... o yeeeah.... içeriğe gelince ben biraz baydım.... bu da dip notum....

26 Haziran 2011 Pazar

Visual Park’10 / Hareketli Grafik / Animasyon / Kısa Film / Videoart Seçkisi

bu akşam......

cer Modern Ankara....

20.00......Visual Park Açık Hava Gösterimleri

21.00....Sides & Souls Premiere Kenarlar ve Ruhlar Prömiyer

22:00 Audio&Visual Show




+1



bu da gitmek isteyip de bir türlü gidemediğim sergi.... temmuz ayında da devam etmekte neyseki....



ERWIN OLAF / ‘CAPTURED SENSES’





bilgi: http://www.cermodern.org/CS_erwinolaf.html

20 Haziran 2011 Pazartesi




















sigara odasına kırmızı ışık koymak.... o la laaaa








Konsept Projeler Magazine

Su parmakla gösterdiğim kendim olduğumdan münasebetsizlik yapabilirim sanırım



......haziran ayı Konsept Projeler Dergisi ...mekan çekimleri by Nora....Mekan tasarım:biz işte.....






15 Haziran 2011 Çarşamba

ofiste bir minik




Bu aralar kova kürek, elek arayışındayız.... bu bulutlar geçecek mi, denize girilecek mi.... olabilecek mi..... kuzuyla ilk defa kumdan kale yapılabilecek mi detay çözümleri ve tatil planları gündemde..... ofis en sevilen yer yinede....

14 Haziran 2011 Salı

office days
















reffüjiiii iyiki varsın
















merdivenler arası inip çıksakda, tıkansak, dıkansak, sahanlığa ulaşamasakda, rıhtlar kaç cantim hesaplasak da, o basamakları çiğnemekten vaz geçemiyoruz..... sakız basamaklarını...














29 Mayıs 2011 Pazar

çizgi film bulutları




yağmur bi dur artık .....

mimlendim ilk defa

Mia Wallace mimlemiş (ki ben bu mimleme uygulamasını hiç anlamayamamıştım önceleri, şimdi pratiğe ilk defa geçireceğim işllah....)

konu: ben küçükken...

ben küçükken....yumurta tokuşturulunca sabah kahvaltısında, benimki kırılınca acaip seviniyomuşum, ben kazandım sanıyomuşum.... anlatamamışlar yıllarca, "benimki kırıldı işte yiyebilicem ne güzel" diye delirtmişim.....ters mantık böyle gitti hayat boyu

ben küçükken...herşeyi ters konuşmuşum.... mesela: porkatal, yüra(rüya), kebelek, çarfaş.... ne iş bilmiyorum .... neyse ki sonradan düzeldi..... çok saçma olabilirdi yoksa, otistik gibi töbe töbe....

ben küçükken.... abim beni "the wall" filmine götürmüştü sinemaya kafayı sıyırmıştım.... çizgi film desem değil, ciddi mi ama müzik de fena değil... anlamlandıramamıştım ....

bi de abimin arkadaşları gelirdi ben de onlarla olmak isterdim sürekli, mesela body çalışan bi tip vardı, beni kaldırıp indirirdi kafasının üzerinde, ağırlık niyetine ....ben de sesimi çıkartmazdım sırf muhabeetlerden uzak kalmiim diye.... ne salakmışım

ben küçükken herkes beni cami avlusundan aldıklarını söylerdi, bütün aile sarışın olduğundan olsa gerek (ki mesela benden sonra doğanlarda sarışın oldu, kendi oğlum dahil) ben de bazen ciddi mi ya bunlar diye şüphelenirdim içten içe, gözlerimi kısarak ....

ben küçükken eve gelen annemin arkadaşlarının çantalarını açar, onun rüjünü ona, anahtarını yan çantaya, diğerinin cüzdanını ötekinin çantasına koyardım.... ama sonra bu iş ayyuka çıktı... herkes bize gelince çıkmadan önce çantasını kontrol edip, kendi mallarını takas ediyolardı... annem de arka fonda bana bakış atıyodu, yaramaz gibilerinden..... düşünsene eve döndün giricen kapıda anahtarın yok, ben gidip boğazlardım belkide o çocuğu ....ama hepside severdi demek ya delilermiş yada artık tolernas eşikleri o zamanlar daha mı esnekmiş ne.....

+1
amaaan böyle bişeyler .... optm mia

Refüj outdoor






Refüj geldi ofise....

11 Mayıs 2011 Çarşamba

toys




mom&baby




durup dururken gün menusu

Artık deli gibi çalışıp evde olmamamdan mıdır bilinmez birden domestik damarım beni yakaladı mutfağı boyladım .... favorim mercüüümek köftesi ve de ilk denemem olmasına rağmen Anyan kadar başarılı olduğum çilekli tart ..... Batuhan Şef ayrıca tezgahta ne kadar da temzi çalıştığımı görse 2 lafından biri olan "anlatabiliyo muyum" demekten vaz geçer miydi acaba.... bi Batuhan Şef eksikti zaten, o da oldu tam oldu hayatımız.....






7 Mayıs 2011 Cumartesi

ZeBar































adam bar design etmiş...... cmartesi akşamı gitsek biriki bişi içsek ... şaşıbaksak şaşırsak, üztümüzde çizgili elbiseler, duvar önünde poz versek ....

Nora took this





6 Mayıs 2011 Cuma

bi garip ama giyilesi

ayakbileği detayı evlere şenlik....

















acayip acayip ayakkabılar .... yesen daha iyi.... giy hiçyoktan ....

http://www.nr39.com/



+1






iyi hoş da ben çilekli olandan edindim mesela.... ama üstüne ne uydursan problematiği de beraberinde geldi akabinde.... moda kurbanı olmam kaçınılmazdı bu bağlamda.....






+1






havalar yüzünden yatakan kalkmışım kalkmamışım pek fark etmiyor..... uyurgezer algısı tüm günde kendini hissettiriyor .....






en güzeli peluş elli Alazla parka gidip karıncaları incelemek....


beraber kitliyoruz microkozmoza, ohhhhh, bir o yanaaaaa bir bu yanaaaa sirkülasyon..... bir acele, bir neşe ...... karınca dünyası.com'a respect ....



1 Mayıs 2011 Pazar

Pixar ın yaptırdıkları
































İşte izlemek var izlemek var.... hepimiz bu eve girip uçmak istedik filmi izlerken, onlar gitmiş, kasmış, uçmuş..... azimle uşan kaşı beler....







+1





National Geographic Channel ve bir gurup büyüyememiş bilim adamı, mühendis, balon pilotu, 16x16' evi (artık kaç santim oluyosa) 3008 adet renkli balonla uçuruvermiş..... kendileri de içine girdiler mi acaba, bi de geri nasıl indiler acaba???

+1



bense kaçıp gitme hissinden çok uzaktayım bu aralar, belkide haytımda ilk defa.... Rüzgarın yanında kök salmak en huzurlusu, baby tv nin pskopat müzikleri bile bi güzel geliyo insana, koca ayaklı Eda Taşpınarın kalipso ton ton dansını bile izleyebilirim saatlerce, yeterki kucağıma otursun omuzumda eli, ciciii ciciiii okşaması..... onsuz bonibon tarlasında olsam neyleyim..... aşk beni sarhoş etti, içime işledi.... çektiğim nefeste bile Onun kokusu var, kuzu gıdısı seniiiii....

PAZAR EKİ VE KEKİ